Temaşa
Uzun uzun...
Buzlu votka günlerinden
Demli çay günlerine
Özlemle...
Duvarlarıma damgasını vuran Sih soluk
Uzaklığından astarıma hasret kazıdığım
Saten umuduma dilimle tuğla sıvadığım
Bilememişim “özlem”i sözlükten ziyade
Buymuş meğer
Ateş
Güç ver külden önce
Sönmesin tan öncesi
Güneş
Keder yosması ağlıyor
Yırtılan denizler çayı şimdi
Şiir atın üstüme
Toprak okutur
Laf ola değil şiir ola yollayın
Durmayın
Böyle sevin
Böyle sevin
Bir gün arınık bir yerlerde seninle karşılaşmak arzusu gibidir
Olağan suçlarının üstüne çekmeye çalıştığım her gerçek
Hayal işte adıyla namümkün
Şeytanın fazla mesai yaptığı şu günlerde
Kaçmaktan bıkmak gibidir
Hani şu pis İngilizlerin “decade” dediği
yüklediğimiz yükler kadarmış
acıya hakkımız
yüklemeyi de biz istemiştik
.
.
.
Bir bir zamanlar İstanbul’da
Gökkuşağı renkleriyle iç giydirilen
Hatırda kalan ilkbahar sabahına
Bırakılan derin, uzun nefesler
Asya’dan Avrupa’ya
Uyanmak istemiyorum şimdi
Mor/Saten bir gecelik
Ampir aynanın budaklı gerdanına asılmış...
Aksinde vuslatını arayan yarım sin..
Hediyesi gözyaşı mı,
Dar geçitlerinde içimin
Zeminden alıp zirveye üfüren rüzgârlar var
Bileklerine ağırlık lazım uçucu aşkların
Tutabilirdim ayaklarından lakin
Israrla takip ediyorum şiirlerini. Siteye şiir eklemediği gün kendi kendime neden eklemediki sinirlendiğim nadir şairlerden biri. Güzel yazıyor.. Alıştıktan sonra tarzına bırakamıyorsunuz... Tebrikler Yasemin Hanım...