Ruhunu bir hırsa rehin bırakanlar,
Gökkuşağını tek renge boyamak istedi.
“Beterin beteri var” diye diye
alıştırdı insanları karanlığa.
Bir süre sonra
alışmak denen o görünmez zehir,
damar damar yayıldı hayatlara.
Yaraya merhem aramak yerine
yarıştılar acıyı normal saymakla.
Herkes kendi kuyusunun dibinde
başkasının ışığını söndürmeyi bekledi.
Sesini çıkaranı meczup saydı kalabalık,
sustukça büyüdü içimizdeki boşluk.
Çölün ortasında,
herkes kendi serabını alkışladı.
Kendi konforuna zırh ören cüceler,
Adına sabır dediler bu kör teslimiyetin,
oysa derin bir uyuşmaydı çoğu zaman.
(Şükür,
güzel bir erdemdi elbet,
ama düşüncenin yerine konunca yaraya dönüştü.)
Gözlerini yalnız kendi kapısına dikenler
sokağın yangınını görmezden geldi yıllarca.
“Bana dokunmayan yılan” masallarıyla büyüyüp
zehir evlerine sızınca şaşırdılar.
Merhamet vitrinlerde sergilenen bir süs oldu,
iyilik alkış alacağı sahneyi kolladı.
Gözyaşı bile rol öğrendi bu çağda,
herkes yarasını gizlerken gururunu parlatıyordu.
Hesap kitap yapan bir tüccara dönüşen vicdan,
eriyen bir mum oldu.
Düşünmek,
suç ortaklığına ihanet sayıldı.
Sorgulayan her akıl,
ötekileştirilip biraz daha yalnız bırakıldı.
(Çünkü sürüden ayrılanın feryadı
kaval ninnisi gibi geliyordu çobanların keyfine.)
Zihinlerde prangaya vuruldu umut,
kilitlendi özgürlüğün pırıltılı kapıları.
Bir parça ekmek,
biraz da sükut,
yetti uyuşturmaya koca kitleleri.
Gerçeğin üzerine çekilen o kalın perde
aslında cehaletin en dip yeriydi.
Kurulan en güzel düşler yarım kaldı.
Hayal kurmayan gözler,
zamanla ufkun bittiğine inandı.
Alternatif üretemeyen toplumlar
kendilerine çizilen yolları kader sandı.
.
(Hayal kurmaktan vazgeçenlere hayret ettim en çok da.
Daha iyisini istemeyi kibir sayanlara,
mevcudu kader diye kutsayanlara.
Sanki gökyüzü verilmiş de
kanat kullanmak yasaklanmıştı.)
Oysa insan yürüyen bir gölgeden fazlasıdır,
gittiği yolda bir iz bırakmalı.
Bir başkasının sevincine sevinebilmek,
acısına paydaş olabilmek,
ruhun sevdiği en ulvi erdemdir belki de.
.
(Çünkü yalnız kendini büyüten kalpler
sonunda kendi gölgelerinde boğulur.
Paylaşılmayan her mutluluk eksiktir,
yalnız kendine açılan her kapı yoksuldur.)
Bu uyuşuk çağın içinde
aynı basamakta dönüp durmak,
Yarını kurmak yerine bugüne razı olmak,
insanı yorar.
.
İnsan kendine sormalıdır:
“Varlığım ne kattı bu dünyaya?” diye.
.
(Çünkü her değişim önce
tek bir zihinde uyanır.
Bir soru olur önce,
sonra bir itiraz.)
.
Ve tarih,
günü yaşayanları değil,
karanlığı kabullenmeyip ayağa kalkanları yazar.
Kendi gölgesinden korkanları değil,
"Ben de varım" diyerek,
karanlığa meşale olanları yazar.
.
Ve günün birinde,
bir kıvılcım büyür,
bir hayal çoğalır,
küllerinin sıcak konforuna alışmış toplum,
yeniden ateşin ne olduğunu hatırlar.
Ve sonra gecenin içinden yürür ışıklar.
.
İnsanlar fark eder ki
Sadece ışığın yokluğu değilmiş
karanlık sandıkları şey;
.
-Yıllardır gözlerini kapalı tutmaları
ve ışığı aramaktan vazgeçmeleriymiş.-
Düşünmek Yaşamın Pasını Silmektir, Karina Yayınevi, Ank, 2018.
Tahsin ÖzmenKayıt Tarihi : 23.06.2026 00:28:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!