Bir Delinin Senfonik Dokundurmaları

Şiir Yarışması
Tahsin Özmen
28

ŞİİR


5

TAKİPÇİ

Bir Delinin Senfonik Dokundurmaları

-Sevgi,
Kilidi olmayan tek hazinedir.-
1.
-Mutluluğu aramaktan,
İnsanların mutlu olmaya hiç vakitleri yok.-
.
-Mutlu geceler, neden sadece bir kadının kirpikleri kadar uzun olur?-
.
-Ne mutlu...!
Gün doğumunun mutluluğunu, gün batımına taşıyabilenlere.-
.
-Hanımlar, Beyler...!
Biraz da bana yağar mısınız mutluluğunuzu?
.
-Her güleni mutlu mu sanırsınız?-
-Ne her güleni mutu,
Ne de her ağlayanı dertli sanmayın.-
.
Her yer mutsuz kadınlarla mutsuz adamların,
Umutsuz evlilikleriyle doldu.
Sevmemek için bahanemiz hazır, ya çok yoğunuz ya çok yorgunuz (!), uyumak için önümüze sonsuzluğu sermişken kâinat.
Oysa bir kıvılcımın parlayıp sönmesi kadardır, bahanelerle geçiştirdiğimiz şu hayat.
.
Aç parantez (Evliliği pişmanlık müessesesi haline getirdik, bravo bize...(!))
.
Sevgiler tadımlık, dakikada bir renk değiştirir, poz verir gibi anlık oldu.
-Ömürlük sevgilere hasretiz.-
İnsanın insanı sevmeye vakti olmadığı zamanlardayız.
.
Herkes sevilmek istiyor,
(Halbuki sevilmenin birinci koşulu sevmektir.)
Ve hiç kimsenin kendinden başkasını sevesi yok.
Bu gidişle de hep kendimizi seveceğiz.
-Duygusal açlık, doygusal açlık sorununun önüne geçti.-
Ne savaştan, ne hastalıktan, ne de afetten,
Yapayalnız sevgisizlikten öleceğiz.
Oysa,
-Yaşamak tüketti bizi, ölmek değil.
Güvenmek tüketti bizi, sevmek değil.-
-Sevgi yaradılışın hamuru, varoluşun kaynağıdır.
-Tüm yaratılmışların özetidir.-
-İnsan olmak sevmekle başlar.
-İnsanı sevgi besler.-
.
-İnsanın, paraya olan ihtiyacından daha çoktur sevgiye ihtiyacı.-
.
-Hiçbir kazak, hiçbir hırka, bir insanın sevgisi kadar ısıtamaz insanı.-
.
Kıblesi sevgi olanın, mutluluk elinin altındadır,
Sadece uzanıp alması yeter.
İllaki ilaçla iyileşilmez, sevdiğin bir sesi duymakla da iyileşilebilir.
İllaki dudakla öpülmez, bir kaç çift güzel sözle de öpülebilir.
İllaki sarılmak gerekmez, sevdiğinin hayaliyle de insanın ayakları yerden kesilebilir.
Çünkü,
-Sevmek, mesafeyi kaldırmaktır.-
.
Lütfen,
Zengin fakir, genç yaşlı demeden,
Dil, din, ırk cinsiyet farkı gözetmeden,
Tüm insanları ve diğer canlıları
Yormadan, kırmadan dökmeden,
Şartsız şurtsuz, yalansız dolansız,
Nedensiz nasılsız bir sevgiyle sevin.
. .
Ortalıkta, sahte seni seviyorumlar uçuşuyor,
Dünyada sahtesi en çok üretilen şeylerden biri haline geldi sevgi.
Bu nedenle, sevginiz yapay olmasın, içten olsun, gerçek olsun,
Yirmi dört ayar altın gibi saf olsun.
Zira hiç kimse yarım yamalak bir sevgiyi hak etmez.
-Sevmenin sevilmenin yükü ağırdır.-
.
-Sevgiyi, sömürüyle de karıştırmayın,
Sevgiyi sömürüye dönüştürmeyin
Sevgiyi kaybedersiniz.-
Çünkü sahiplik sevgiyi öldürür.
Yani,
Cüzdanlara kilo verdirmek için sevmeyin.
-Sevgi ait olmaktır, sahip olmak değil.-

Sevecekseniz güzel sevin.
-Sevgi-siz-siniz...!
Sadece sevmeyle yetinmeyin,
İnsan bir kitaptır, okuyup anlamayı da deneyin.-
Sevdiğinizin sadece elinden değil, yüreğinden de tutun.
Sadece ağzından çıkanı değil, yürek dilini de anlayın.
Sadece göz ile el ile değil, ruhen de kalben de sevin.
Çünkü...
-Yürekte demlenmemiş sevgi hamdır.-
.
Hatta biraz sevginizin dozunu kaçırın:
Sevdiğinizi boğmadan, sevdiğinizde boğulmadan,
Nefesiniz kesilinceye kadar sevin.
Mesela ben sarılınca kemiklerimin ısınacağı bir sevgi istiyorum.

-Bu Dünya’nın, en çok sevgiye ihtiyacı var.-
.
Zira cehenneme çevirdiğimiz yeryüzüne, cenneti getirecek yegâne güç sevgidir.
Örneğin bir kadını sınırsız ve koşulsuz sevin, Dünyanızı cennete çevirsin.
.
-Yürek yarasına sürülen en iyi ilaç, sevgidir.-
-İnsan yüreği sevildikçe çocuksulaşır.-
.
Şımaracak kimsesi olmayanların şımartacak kimsesi olun...!
Mutluluk ancak öyle bulaşır.
.
Gönül bağı için ne gözün görmesi, ne de elin değmesi,
Sadece yüreğin sevmesi yeter.
.
Aç parantez (Başta insanlar olmak üzere,
Yağan yağmura esen yele,
Yanan ateşe, doğan güneşe,
Daldaki yaprağa, açan çiçeğe,
Uçan kuşa, börtü böceğe,
Koyuna kuzuya, kediye köpeğe,
Havaya suya toprağa teşekkür edin,
tebessüm edin, selam verin.
Teşekkürü günlük yaşamınızın
bir parçası haline getirin.)
.
Bu arada (-Bir insanı diğerine aşık edecek, sevdirecek, ne siyasi ne de iktisadi bir rejim henüz icat edilmedi.- bunu da bilin.)
.
Ancak,
Sevgiyi alış veriş zannedenler bilmelidir ki
Sevgi hesaplanamaz, ölçülemez.
Mesela ben hiç yarım kilo sevmedim.
.
Çiçekle arının ilişkisine de benzemez.
Sevgi, bir defalık durağan bir his değildir,
Geliştirip büyütmek, soldurup kurutmamak
Özenle koruyup kollamak,
besleyip sulamak gerekir.
-Sevgi, tarlada kendi kendine ot gibi bitmiyor.-

Kadın...!
.
-Ne olur...!
Beni yalnızca çicek açtığımda sevme.-
2.
Bir şeyi güzel ve özel yapan;
O şeye, bir kadın elinin, gözünün veya yüreğinin değmesidir.
Çünkü güzel şeyler güzel kalplerde filizlenir.
.
Eğer,
Bir kadın seviliyorsa mutluysa,
O kadar güzel ve içten güler ki,
Sanırsın gözbebeklerinden serçe sürüleri geçiyor.
.
Ben önemli olanın, bir kadının yüzünü değil, yüreğini güldürmek olduğunu anladım.
Ve bugüne kadar, bir insanın kalbine girmekten daha güzel bir yer bulamadım.
Dolayısıyla,
Girmeyi başarabilirseniz, dünyanın en güzel yeridir bir insanın yüreği.
.
Aç parantez (Size bi’şey söyleyeyim mi?
-İnsanın yarısı kadın yarısı erkektir,
Bütün olmayan, yarım insan hiçbir şeydir.-
-Erkekler bu dünyanın beyni, kadınlar kalbidir.
Dolayısıyla,
Erkek aklen, kadın ruhen huzurluysa mutlu olur.
Çünkü,
Kadınlar mutluluğu ruhi, erkekler akli doyumda bulur.-)

Kadına Şiddet...!
3.
Bu bataklığın suyu da çamuru da;
-Her şeye hakkı/m var koca zihniyeti ile
-Namus etiketini sadece kadınların alnına yapıştıran zihniyetten gelir.
.
-Bazıları, kadını varlığında değil, yokluğunda fark eder.-
.
Kadınların pahasına, kadınların sırtında gezinenler, inmeyi bir türlü kabul edemediler.
Kadını toprak gibi gördüler,
İliklerine kadar sömürdüler.
.
Bazı erkekler, kadını sevmek için değil
yok etmek için adeta çırpınıyor.
Oysa,
Sevmek için bilek değil, yürek lazım.
.
Asırlardır Kadın...!
Bazı erkekler tarafından rahatlatma aracı, kendilerinin duygusal işçisi,
Evlerinin bekçisi, toplumun günah keçisi olarak görülüyor.
Yaratılan öfke, nefret ve korku ortamında,
Kadınlara esaret yaşamı sürdürülüyor.
Kadınlar dövülüyor, sövülüyor, kovuluyor, ya da vurulup öldürülüyor.
.
Sadece fiziksel şiddetle değil,
Zihinsel ve duygusal istismarla
defalarca bıçaklanmalarına rağmen,
Yaralarını gösteremiyor kadınlar,
Ruhen yıkık bir harabeye döndürülüyor.
.
Çoğu kadın kendini,
Hep yakalanmak istenen bir kuş gibi hissediyor.
Oysa kafeslere göre degil kadın,
En az erkek kadar özgürlüğü hakkediyor.
.
-Sevgi özgürlüktür, bir pranga degil.-
Kafesine kuş arayanlara duyurulur...!
-Şiddetin olduğu yerde sevgi olmaz.-
-Evlilik güç gösterisi, ego savaşı değildir.-
-Mutlu evlilikte üstünlük savaşı yoktur, kıskanmak yerine güvenmek vardır.-
.
Aç parantez (Kaldı ki evlilik bir kafeste esir hayatı yaşamak da değildir.
Evlendik diye, başımıza heykel dikmiyoruz,
Kadını erkeğe, erkeği kadına köle etmiyoruz.
.
Ancak evli bir kadın veya erkeğin bekar gibi davranma hakkı olmadığını da biliyoruz.)

Ahh adam olamamış erkekler...!
Delik deşik olduk...!
Siz öldürmekten yorulmadınız mı?
Biz ölmekten yorulduk...!
4.
Hasta zihinli bazıları, şiddetin vücut bulmuş hali, adeta ayaklı cehennem.
-Dikili taş gibi duygusuz.-
.
Kadını güçsüzlükle yaftalayıp aciz ve zavallı,
Kendini ise kavanoz kapağı açıyorum diye güçlü gören bir zihniyete sahip.
Zaten,
-Görece, erkekte acıtma, kadında acıma duygusu daha yoğundur.-
.
Parantez içi (Adam değilsen hiç fark etmez,
Ha cahil ha alim olmuşsun.
Eşeğin sırtına ha kitap ha saman çuvalı
koymuşsun.)
-İnsanın oluşu değil duruşu mühimdir.-
.
-Bize en yakın olanlar, en keskin bıçağı elinde tutanlar.-

Papatya yürekli adama (!)...
(seviyor/sevmiyor)
Karnını yurt bileceksin, memesinden süt emeceksin.
Kucağında ağlamayı keseceksin, aşık olup kalbine gireceksin.
İşine gelince seveceksin,
Gelmeyince ya dövecek ya kovacak ya da vuracaksın.
Seni seven bir kadının eli kanlı katili olacaksın,
O senin saçının teline kıyamazken,
Sen onun canına kıyacaksın.
.
Sözde en çok anneleri seveceksin,
Lakin en çok annelere söveceksin.
Aç parantez (-Hiç kapanmaz, kadın olmadan anne olmaya zorlanan kız çocuklarının yarası.- bilesin.)
.
Hayalleri peşinde koşmaktan başka,
Ne yaptı size bu şiddet uyguladığınız kadınlar?
.
Yapma !..,
Bu vahşete “Kadına Şiddet" diyoruz biz.
Yapma !...
Sen ne zaman Adam olacaksın?

Zorbalık üzerine hayat inşa edilmez.
-Ahlaklı insan, ahlaksız iş yapmaz.-
-Kadın, erkeğin satranç taşı değildir.-
Zorla ne nefret ettirebilirsin ne de sevdirebilirsin.
-Bir kadının cennetine havlayarak girilmez.-
(Ki havlamak korkutmak, kükremek korumaktır.)
.
-Kadın kimsenin cinsel objesi, duygusal işçisi değildir.-
.
Kadını stres topu, mutfak robotu olarak görme,
Onlara köle muamelesi, esir muamelesi, kullanışsız amele muamelesi çekme !...
.
Parantez içi (-Bir kadın için en acısı,
Sevdiği adamın, eli bıçaklı katili çıkmasıdır.-)
.
Hiç bir anne babayı, kızlarını katillerine kendi elleriyle veren anne baba durumuna düşürme.

Be Adam (!)
-Sevgiyi yanlış öğrenmişsin,
Sevgi acı çekmek de çektirmek de değildir.-
Kaldı ki,
-Kadın dövülmek için değil,
Sevilmek için yaratılmıştır.-
.
Güle kurşun sıkılır mı?
Güle dikenleri var diye kızılır mı?
.
Sevdiğin kadın için cenneti yeryüzüne getireceğine,
Ayaklarının altına cennet serili kadına,
Cehennemi yaşatıyorsun.
-Hiç bir kadın cenneti bulmak için, erkeğin cehennemine katlanmak zorunda değildir.-
.
Hem unutma ki...!
Mazlumun çığlığını serçeler taşır,
Dört nala koşar şiddet gören kadının ahı Arş-ı Âlâ’ya ulaşır.
Ve mutlaka tecelli eder ilahi adalet,
Bu vahşet er yâda geç yapanların ayağına dolaşır.
Çekip gidenlere bir bak, mezar taşları ne anlatır.

Bil ki..,
Ne kara kalemle gökkuşağı çizilebilir.
Ne de senin gibi,
Avı için ağlayan ucuz ruhlu timsahın gözyaşları içilebilir.
.
Kimseyi yalandan sevme !...
Seveceksen adam gibi sev,
Adam gibi sevmeyi beceremiyorsan sevme !...
.
Yalan demişken, şunu da söyleyim ki;
(Çok iyi tanıdığımı sandığım insanların,
Zamanla hiç tanımadığım insanlara dönüşmesi, en büyük hayal kırıklıklarım.
Nasıl da boşmuş dolu sandıklarım,
Birer yalan rüzgârıymış, bu hayatta hakikat diye inandıklarım.
.
Oysa doğada yalan yok, atılan tohum filiz veriyor.
.
Aslında yalancıda gerçek aramak, zaman kaybıdır.
-Yalan suya benzer, en çok da yayılmak ister.-
-Yalan önce herkesi kendine inandırır.
Sonra gürültüsüyle hakikati uyandırır.-
Ve her zaman kendine bir ortak bulur.
Oysa gerçeğin şahide ihtiyacı yoktur,
Tek başına hep ayakta durur.
Tek bir gerçek, tüm inkârları yıkmaya yeter.
Onu arayanla er ya da geç buluşur.)

Bu arada (Hiç sevmem kötü hikayesi olan yerleri;
Adliyeleri,
Hapishaneleri,
Hastaneleri.)
.
Bazıları seçimlerini sahiplenmeyişinin adına kötü kader diyor. (!)
.
Yani diyeceğim şudur ki;
-Yamuk bir kişilik, doğru bir hayat yaşatmaz.-
-Yürek yarası dikiş tutmaz,
Bazı acılar, kalp sökülüp atılmadıkça bitmez.-
.
Bir yürek:
Kin, kibir, nefret ve hasetle kirlenir.
Sevgi, vicdan ve merhametle temizlenir.
.
Aç parantez (Unutmayın, içinizdeki firavunu dizginleyin.
Her insanın karanlık bir tarafı vardır.
İçindeki kafeste bir vahşi besler.
Bunların bazıları evcilleştirilemediği için dişisinin canına kıyan adi bir caniye döner.
Her yer egoistle, mazoşistle, sadistle, narsistle, psikopatla, sosyopatla dolar.
.
-Ve hiçbir şey topluma, insanlığından kopmuş kadın ve çocuk istismarcısı tecavüzcü katiller kadar dehşet yaşatamaz.-)

Göster onlara okyanusun öfkesini...!
5.
Bilinçsiz kadın bu tür erkeklerin işine gelir,
Farkındalık yaratmak, bilinçlenmek gerek kadına şiddeti durdurmak için.
Boyun eğmek, teslimiyet çare değil, ayağa kalkmak gerek kurtulmak için.
.
-Gerçi suskunluk...;
-Bazen yıkım, bazen çözümdür.-
-Bazen cehaletin gürültüsü,
Bazen de bilgeliğin türküsüdür.-
.
(Benim düsturuma göre;
-Gereksiz konuşmak kadar,
Nedensiz susmak da bir zulümdür.-)
.
Bir zamanlar, susmak;
Kadınların konuşma diliydi.
Söyleyecekleri ya gözlerinde ya da yüreklerinde gizliydi.
.
Aç parantez (-Gözler ki dilin telaffuz edemediğini söyler.-
Zira dil yürekten her geçeni söyleyemez.
Kalbe sığmayan dile hiç sığmaz.)
.
Tek savunma silahları,
Yumruk yapmaya kıyamadıkları elleriydi.
Sığınabilecekleri biricik mekân,
Ya mezar ya da ana baba evleriydi.

-Cesaretini toplayamayan, bavulunu toplamak zorunda kalır/dı.-
Oysa,
-Bir insanın en sağlam dostu cesaretidir.-
-Hayat bahaneleri değil cesareti ödüllendirir.-
.
Ki kadınların çığlıkları ışık,
Korkuları şarkı, hıçkırıkları çağrıdır kıyamete.
.
Parantez içi ( Ancak yine de,
Kadın sinirlenince dağı taşı delesi gelir,
Lâkin ojelerini görünce, gülen bir emojiye dönüşüverir.)
.
Diyeceğim şudur ki...
-Sevdiğinizin gölgesinde yaşamayın, gelişemezsiniz.-
-Acılarınızla kimseyi beslemeyin.-
-Diktiğiniz putları, başkasının kırmasını beklemeyin.-
-Değmeyenlere vaktinizi harcamayın, yol verin gitsinler.-
-Taşlanacak sözleri, bandajla sarmayın.-
-Hiç kimsenin egosuna sponsor olmayın.-
.
Kurtarıcı aramayın,
-Kimse seni duymuyorsa kurtuluşun kendindedir.-
-Düşmek istemiyorsan, başkalarına yaslanma.-
Zira,
-Başkalarının ışığına güvenen, karanlıkta kalır.-
.
-Zaferlerin en güzeli:
Düştüğünde yardım almadan kendi kendine kalkabilmektir.-
-En iyi intikam, intikam arzunu bitirmektir.-

Anneler kızlarına güneş ve kutup yaldızından oluşan bir gökyüzü örer.
Kızımın güneşe açılan bir penceresi olsun,
Karanlıklarında yönünü bulsun diye.
.
-İstiyoruz ki,
Hayat hep bana güneş açsın,
Uçmamız için sevdiklerimiz kanat taksın.-
Kimse bana meydan okumasın, rahatımız bozulmasın.
.
Sakın unutmayın...!
-Durgun sular çürütür.-
-Kişiye değil, kişiliğe önem verin.-
-Dişiliği kişiliğin önüne koyanların sonu hüsrandır.-
-Yüzde olan sözde olur,
Özde olan gözde olur.-
-Burca göre de, borca göre de eş seçilmez.-
-Nefsin dili değil, gönlün dili kalpleri birleştirir.-
-Aşk pahalıdır ucuz insanla yaşanmaz.-
Kitap gibi kadınlara sayfa sayfa şiirler yazılır ama,
-Her kadın bir şiirdir, her adam okuyamaz.-
-Ehline düşmezse hayat, ziyan olur.-
-Güzel insanlar, özel insanlara layıktır.-

Öz Benlik !..
-Onur;
Kendi çölünde yanmayı,
Bir başkasının gölgesinde donmaya tercih etmektir.-
6.
İnsan önce...
Kendine dost, kendine deva olmalı,
kendini, sevmeli, saymalı,
Kendine karşı doğru, dürüst davranmalı.
Kısacası...
İnsanın kendine söyleyecek bir şeyleri hep olmalı.
-Çünkü insanın kendine,
Ve iç sesinin muhabbetine hep ihtiyacı vardır.-
Ama yeri geldiğinde de,
-İnsan önce kendine meydan okumalı.-
Zira, bazıları kendi dışında her şeyi görür.
.
İnsanın herhangi bir sebebe ihtiyacı yoktur;
Kendini sevmesi, sayması, onurlandırması için.
Sadece kendine güvenmesi, kendini keşfetmesi ve kendi yolundan çekilmesi,
Kendini affederek hata ve kusurlarını sahiplenmesi,
Kendine merhamet etmesi yeter.
.
Önce kendimizin kimsesi olucaz,
Sonra sesi kısılanların.
-Kendine sadakati olmayanın başkasına hiç olmaz.-
.
Gerçi bir ömür harcadım, halâ kendimi tam keşfedemedim.
Kendimle didişiyorum, yıllardır kendimin peşindeyim.

Yaşam telâşından, çoğu zaman,
En az vücut kadar ruhumuzun da dinlenmeye,
En az vücut kadar ruhumuzun da dokunulmaya ihtiyacı olduğunu unutuyoruz.
.
Çocuklar, hayatın bütün tuşlarına aynı anda gelişi güzel basarak eğlenmek istiyor.
Gençler, diğerlerini görmezden gelip, sadece hoşlandıkları tuşlarla keyiflenmek istiyor.
Yaşlılar ise, hayatı durduracak bir tek tuş bulup, biraz olsun ara verip dinlenmek istiyor.
.
Ancak,
-Hayat dediğin siyah-beyaz.
Bir yanı aydınlık, bir yanı karanlık biraz.-
Otomatiğe bağlarsan, çok fazla
hata verir.
Ve hazır bir senaryosu da yoktur.
Onu sen kendin yazıp oynayacaksın.

Şayet,
-Bu Dünyada her şey boş diyorsan, içini sen dolduramamışsın demektir.-
-Bir başkasının hikayesini tekrarlayanlar,
kendi hayat hikayesini oluşturamayanlardır.-
Çünkü hayatı bekleme odası olarak kullanmak...;
Çölde bahar,
Seni hasta eden yerde şifa aramak, hiçe razı olmaktır.
Yaşamın rengini matlaştırmak,
Kendi kanatlarıyla uçma zevkinden mahrum kalmaktır.
-İçi renksiz olanın, dışarda gökkuşağı araması beyhudedir.-
.
-İçine kapanıp saklanırsan, ışığını kimse göremez.-
-İnsan bir kere ışığını kaybetti mi, kanatları tellere takılan serçeye döner.-
-Yürekten üşüyene, güneş kâr etmez.-
-Yani perdeler kapalıysa:
Gündüz olmuş gece olmuş,
Güneş batmış, güneş doğmuş
Hiç farketmez.-
.
Mesela ben,
-Yürümeyi unuttum,
Ayakkabılarım beni öldü sanıyor.-
Oysa,
-Yaşamak için o kadar çok sebebim var ki
Çünkü ölmeye hiç cesaretim yok.-

-Güneş de sanıyor ki bir tek o yanıyor.-
7.
-Havaya sıçrayana kadar, her şeyin su ve denizden ibaret olduğunu sanan bir balıktım.-
-Saksına alışamamış bir yaban çiçeği ürkekliğindeydim.-

-Sanki evrenin kanunlarını ben yazmışım gibi.
Bütün dertleri yıktı üstüme felek,
Koca dünyada bir tek ben varmışım gibi.-
.
-Cemre, havasına suyuna,
toprağına taşına düşüyor da,
Bir tek yüreğimin kışına düşmüyor.-
.
Sanki dünyayı omzumda taşıyorum, çoooook yorgunum...!
Ama felek dışında, ne kimseye dargınım, ne de kimseye kırgınım.
Kaderin seçtikleriyle, benim seçtiklerimin uyumsuzluğunda bütün sorunum.
.
-Gerçi benim sandım en büyük dert,
Hiç tahammül edemedim, dertlerimden hep iğrendim.
Fakat gün geldi, hasta ziyaretlerinde bedenimi sevmeyi, saymayı öğrendim.-
.
Ahh uykusuz ve yorgun kalbim ah !...
Bilirim kırıklarını toplamaya bile fırsat bulamadan,
Kuru bir ağaç dalı gibi defalarca kırdılar seni.
.
Sen yine de her şey yolunda rolü yapmaya,
Hiç kırılmamış gibi tıkır tıkır atmaya devam ettin.
.
Aç parantez (Çok şey öğreniriz bu hayatta,
kalbimizi defalarca kıranlar yüzünden.
Bazı kalp kırıklıklarının tamiri ömürboyu sürer.
Zira,
Kırık bir kalbi kime satabilirsin ki?)
.
Bazılarının ömrü hayal kırıklıklarıyla kalp kırıklıklarıyla geçer.
Hayata kırgın bakışı, olur olmaz uzaklara dalışı hep ondandır.
.
Ancak,
-Kimse kimsenin sessizliğini duymaz,
Herkesin sessizliği kendine yapışır.-
.
-Ah bu Dünya !...
Camlar kırılır sesten durulmaz.
Canlar kırılır hiç ses duyulmaz.-

Bu arada,
-Makine değiliz,
medcezirlerimiz var.
İçimizde gece ve gündüz,
güneş ve ay.-
.
-Bazen su yanar, ateş donar.-
-Tam uçuyorum derken, bir anda yere çakılırsın.
Tam düşüyorum derken, ummadığın bir dala takılırsın.-

İnsan dertler senfonisi,
Nereye baksam her yer keder rengi, içimiz kül yığını.
Parantez içi (Yanmadan kim kül olmuş ki.)
.
Unutmayı unutan herkesin bir yangını var,
Kustukça sönen sustukça yanan.
Ya içine attıklarından, ya da içinden atamadıklarından.
.
Mesela,
-Benim derdim;
Sağımdaki solumdaki,
Önümdeki arkamdakilerle değil
içimdekilerle.-
Ancak,
-Arkaya bakarak ileri gidilmez.-
-Asıl enerjimizi tüketen unutamadıklarımızdır.-

İnanın bu hayatta,
-Sözden daha ağır hiçbir şey yoktur.-
Tonlarcaymış gibi insanı ezer.
Bazen yaralar, bazen yara sarar,
Bazen tek bir söz hayat verir,
Bazen de tek bir söz uğruna hayat verilir.
Hatta,
-Bazı sözler kanserli hücre gibidir,
İçinize atarsanız metastaz yapar.-
.
Biz buna "Dert Adamı Çürütür" diyoruz.
.
Bazen susarak kendimizin efendisi, konuşarak başkalarının esiri olsak bile.
Sık sık konuşmak gerek vakti gelince,
Zira susmaya bol bol zaman olacak ölünce.
.
Gerçi,
-İnsanlığı dili çalışanlar değil eli çalışanlar besliyor.- ama,
Olsun siz yine de susmayın, içinizi dökün.
.
Aç parantez (Şikayet, içinizdeki kemirgeni defetmektir.
Ancak başkalarına şikayet, kemirgeni besleyebilir de.
Bu durumda, bağıra bağıra evde aynaya şikayet etmek veya şikayetlerini yazıp, sonra kendine sesli okumak en etkili iki yöntemdir.)

-En yoksul insansınız:
birinin vazgeçilmezi değilseniz,
bir seveniniz,
bir düşüneniniz,
bir özleyeniniz, yolunuzu gözleyeniniz yoksa.-
.
-İnsan insanın gönlünde ikamet eder.-
Öyleyse,
Aç yüreğini dost üşüyorum, kara bulutlar güneşim yok sansın.
Ser gölgeni dost düşüyorum, dipsiz uçurumlar boşluğundan utansın.
.
Bağırsanız, sesten rahatsız olacak değil de sizi duyacak,
Bahçenizdeki çiçeklere basacak değil de
sulayacak insanlarla dost olun.
.
-Dost, insanın yaşamaya tahammülü kalmadığında, yanı başında bitiverendir.-
.
-Her dost nefes almak için bir penceredir.-
.
-Dost dediğin, üşüyünce kalorifer üstünde ısıtılmış havlu sıcaklığında,
Yanınca, buzdolabından yeni çıkmış limon kolonyası serinliğinde insanı sarar.-
.
-İnsana, masaya içini dökünce kusmayacak dostlar lazım.-
Ancak bu devirde içini dökecek birini bulmak o kadar zor ki,
Herkes ağzına kadar dolu.
.
Kimileri yüreği acıyla dolunca,
Kimileri de sustuklarının ağırlığı dayanılmaz olunca, benim gibi şiir yazar.
(Düşünebildiklerimiz kadardır yazdıklarımız.
Yine de iki kitap kapağının arasına, koskoca dünya sığar.)
Ki yazmak, soyunup dökünmek, arınmaktır.
Bazen insanı şair veya yazar yapan zarif bir elbiseyi giyinmektir.
Ancak benim kelimelerim çıplaktır.
Aç parantez (-Şiir,
Şairin yüreğinden savrulan bir yapraktır.-)

Yine de siz siz olun,
-Bu anlamsız dünyada anlam aramayın, yorulursunuz.
Çünkü
-Çok fazla insan,
Çok fazla gürültüdür.-
-Herkesi dinleyin,
Ama çok azını ciddiye alın.-
-Bataklığa batmış birine yardım edecekseniz, çamurun size de bulaşacağını asla unutmayın.-
Baraklık içinde temiz kalmak zordur.
.
-İnsanı en çok uzatmaların oynandığı ilişkileri yürütmek,
Ve üzerinde bir lanet gibi yapışıp kalmış lekeleri temizlemek yorar.-
.
Esasen konuşmak değil susmak,
Aldanmak değil inanmak,
Düşmek değil kalkmak,
Savrulmak değil sarılmak,
Sarhoşluk değil ayılmak,
En çok da;
Sevmek değil ayrılmak,
Ölmek değil yaşamak yorar insanı.
Ancak,
Yine de unutmamak gerekir ki,
Kara bulutlardan sonra yağmur ve güneş sarar insanı.

Gözleri buğulu, saçları yağmurlu kızıma.
8.
Ah Biz Erişkinler...!
Hem kendimizi,
Hem de başucunda bir bardak su gibi beklediğimiz çocuklarımızı çok üzdük.
Gerçekte, yetişkin bedeni içinde öfke nöbeti geçiren beş yaşındaki çocuk bizdik.
.
Daima hatalı onlarmış gibi hep düzeltmeye çalıştık.
Aman çocuğum çok sevinirsen, başına kötü bir şey gelir deyip,
Duygu dünyalarına bile karıştık.
Bol bol yalanlar ektik zihin tarlalarına,
(Büyüyünce biçmek için.)
Çok nasihat ettik çok konuştuk,
Az okşadık, az sarıldık.
.
İyi iletişimi öğrenemedik,
Dinle dedik, ama nerdeyse onları hiç dinlemedik.
Görmezden geldik hep,
Sizin fikriniz nedir diye sormadık.
Koşullu sevdik, her daim arkalarında durmadık.
.
Her şeyi silah olarak kullandık onlara karşı,
Köle zihniyeti için, otoriteyi hiç eksik etmedik.
Hiç öğrenmedik, hep öğreteceğiz dedik.
Doğru sandık kendi eğrimizi,
Gösterdiğimiz yoldan gitmelerini istedik.
.
Sonuç:
Nasıl da yabancıyız birbirimize.
Oysa, her şey çok farklı olabilirdi.
Fakat hep sonradan gelir aklımız başımıza.
.
Eyvah...! eyvah...!

Bir travmadır çocuk kalmış kalpler için büyümek
Küçüktük...;
Mucizelere dil çıkaran, bir varmış bir yokmuşlarla büyütülmüş hayat dolu çocuklardık.
Elma şekerine, tavşan balona, pamuk helvaya havalara uçardık,
Saklambaç oynardık, ip atlardık, seksekle zıp zıp zıplardık.
Çocuk öldürmez tahta silahlarımız,
füzeden hızlı sapan taşlarımız, bomba sesinden korkmaz kağıt kuşlarımız vardı.
Düşünmezdik bu dünyanın kara yüzünü,
tüm kötülüklere inat içimiz dışımız bahardı.
Minicik yüreklerimize, kocaman dünyaya yetecek kadar sevgi sığardı.
Büyüdük...;
Ne sihirli güçlerimiz, ne çocuksu düşlerimiz, ne de yürekten gülüşlerimiz kaldı.
Nereden bilecektik, büyüyünce hayatın bizi sobeleyeceğini,
Su katılmamış acılarla canımızı yakacağını, büyüdükçe mutlu günleri elimizden alacağını.
-Gözleri buğulu, saçları yağmurlu kızım,
ne olur büyütme çocuk yanını...!-

Çocuk ve Umut !...
9.
-Mutluluk arayışındaysanız,
Kılavuz kitabının baş yazarı, içinizdeki çocuktur.-
Bir çocuğun kahkahasından daha güzel ne olabilir ki...?
-Yüreğinizi bir çocuğa emanet ederseniz, en azından içi kirlenmez.-
-Ha bir çocuğun kalbini,
Ha bir serçenin kanadını kırmışsınız farketmez.-

Neyse benimkisi,
Çocukça bir mutluluktu geldi geçti.
Bir umuttu,
Bir ışıktı karanlığı deldi geçti.
Şimdi de uykumu bekliyorum,
birazdan gelir.
.
-Güzel şey umut dolu bir sabaha uyanabilmek.-
.
Ne zaman hüzünlensem, hüznümü kollarımın arasına alır,
Ta ki neşesi yerine gelene kadar çocukluk gülüşlerime giderim.
.
Ne zaman başımda kara bulutlar dolaşsa, çalsa mevsim zemheri ayazına,
Kıpır kıpır çocukluğum konar penceremin pervazına,
Getirir çocukluk güneşlerimi içimi ısıtır.

-Öğrenmek asla bitmez, her yer okuldur.-
Bazıları benim gibi, kitap okulunu değil hayat okulunu bitirir.
Hayat okulu yaşayarak, kitap okulu okuyarak öğrenilir.
Birine beş on yıl, diğerine bir ömür verilir.

Benim de düşlerim vardı.
-Ama ben, saklandığı yerde unutulmuş bir çocuktum.-
Arkamdan hiç su dökenim olmadı.
Gerçi,
-Denize kavuşmaksa yolun sonu,
Hangi ırmakta damla olduğun önemli değildir.-
.
Bir sokak çocuğu misali,
(Ki sokaklar;
Tüm suskunların dili, mazlumların evidir.-)
Hangi bankta sabahlasam,
Üşüyen sokak lambaları gibi,
Direnirim gecenin ayazına, soğuk benim yurdum.
Yüreğimin varoşlarına, kardan kıştan kaçanları doldururum.
Ne bir eve sığabilirim ne de koca bir kente
Yaşamın ayak dibinde küçük bir damla olurum,
Bir anne yüreği düşler içinde uyurum.
.
-Dışımız kar kış olsa ne yazar,
Varsın olsun, içimiz hep bahar.-
.
(Elbet baharı olacak her kışın.
Kış, yularından tutamadığımız bir attı,
bembeyaz dişlerini göstererek gitti.
Dağıldı örtü, çözüldü çiçekleri tutan kar,
Kollarında uyuyan serçeleri uyandırdı çamlar,
Kurtuldu ltihaplı tanelerinden yaraları kanayan nar.
Gözümüz aydın...!
Toprakta havada suda, taptaze bir çoşku var.
Erik dalları gülüyor, lirik çiçek tarlaları filiz veriyor,
Demek ki sütten kesilmemiş,
Dörtnala doğurgan bir bahar geliyor.)
.
Diken mi kaldı batmadık, ah bu yalın ayak yürümeler.
Yine de seviyorum Dünyayı,
Yaşamak her gün canıma okusa da besbeter.
Olsun !...
Biliyorum bir yerlerde bir gül var,
Hayalimdeki kokusu da yeter.
.
Zaten ben,
-Olmadık hayaller kurarım...
Mesela içimden bir ses,
Ya yağmur damlası, ya da serçe ol diyor...!
Gönlümse,
Kuşlar konar çiçek açarım...
Ağaç dalı olmak istiyor...!
Ben ki,
Ağaçları geceleyin sallayınca, yıldız düşeceğine inanırım.
.
Hayat kendi rengine boyasa da kanatlarımı,
Saçağından hep şeker kokulu umut sarkan sırça evler düşler,
İkinci bir şansa değil, ikinci fırsata inanırım.-

-İnsan dediğin...
Yaprak yaprak dökülen bir umut ağacıdır.-
-Aslında hepimiz, umut ağacının bir dalına tutunuruz,
Ama çoğu zaman dalın kırılabileceğini unuturuz.-
.
İnsanoğlu zaman zaman,
Boğulmadan çıkamanın mümkün olmadığı hayallere dalar,
Gökyüzüne bile sığdıramadığı, ayakları yere basmayan hayaller kurar,
Mesela kayan bir yıldızı gökteki yerine tekrar koyar.
.
Geceleri yıldız gibi parlayan,
Yeni umutlar filizlenir her sabah güneşle birlikte ufuktan.
Kimi güneşin batmasıyla hiç olur,
Kimi de birilerinin üstüne basıp geçmesiyle piç olur.
.
Tekrar tekrar umutlanmak döngüsü insanoğlunun kaderidir.
Ve
-Umut, insanın yıkılan en son kalesidir.
-Ne uyur,
Ne yorulur,
Gezinip durur.
.
Zira,
-Kazanmayı umut etmeyen, çoktan kaybetmiştir-
-Gerçek karanlık, dışınızdaki ışıksızlık değil, içinizdeki umutsuzluktur.-
-İçi umut dolu olmayan,
Ya kış ortasında dımdızlak kalakalır,
Ya da çöl ortasında fırtınaya yakalanır.-
-Umudun tükenmesi, yaşama sevincinin bitmesi, ölümlerin en sessizidir.-
.
-Uçmak için kanadın olmuş neye yarar, hevesin kırılmışsa.-
.
-Hayallerinizle hayatınız arasında uçurum varsa;
Hayalleriniz yıkılmaya,
Siz de yere çakılmaya hazır olun.-
.
Ancak yine de,
-Çırpınışlardır hayatı kanatlandıran.
Hayallerdir insanı umutlandıran.-
Siz siz olun,
-Kuş olup uçamıyorsanız,
bari hayalini kuranların heveslerini kırmayın.-
.
Aç parantez (Maalesef hayal yıkma yarışında birinciyiz.
Uçmayı beceremeyenler kanat kırmayı pek becerirler.
Bir bilseniz,
Yıkık hayallerinin enkazı altında kurtarılmayı bekleyen o kadar çok insan var ki.
Hayalsizler ülkesine döndük.)
.
-Umuttur fakirlerde bağımlılık yapan.
Ve yoksulluktur bu Dünyada en cömert paylaşılan.-
Ki ben,
-Yoksul insandan degil, yoksul zihinden korkarım.-
.
Garip ne zaman mutlu olacak olsa,
Ya uyandırıp içine ederler rüyanın, ya da fişini çekerler dünyanın.
.
İnsan bazen, şükretmek mi gerek kahretmek mi gerek yoksa küfretmek mi gerek bilemiyor.
Ama yine de,
Ben,
-Haklı olmayı bıraktım, mutlu olmaya baktım.-
Siz de öyle yapın.
Zaten,
-Mutluluk denizinde yüzelim istemiyoruz,
Bir damla da yeter bize.-
.
Biz buna "Şükür" ve “Umudun insana yüz çevirmemiş hali.” diyoruz.
.
Bu arada (Yoksullar için Alaaddin'in sihirli lambasındaki cin olmayı düşledim hep.
Her kapıya gerçekleşebilir bir umut koyacağım süt şişesi koyar gibi.
Kim bilir...!
Belki cin fakirlere, bu ömürleri gibi hep umutla geçmeyecek yeni bir ömür verir.)

Bir insan yoklarıyla değil, çoklarıyla değerlendirilmeli.
Çünkü Dünya bazılarına alâ, bazılarına şehlâ bakar.
Hayat kimilerine lunapark, kimilerine Berlin Duvarı,
Yatacak yerleri yok dediklerimiz, kuş tüyü yataklarda yatar.
.
Oysa bazıları hayatı eksile eksile öğrenir.
Yaşamak kudretiyle doldurur tüm boşluklarını.
Ve bir gün,
-Damla olarak geldiği okyanusa kafa tutar.-
.
Zira,
-Sabır yorulmak bilmez ata benzer.-
-Işığı görmeyi bilenler için hayat her zaman gülümsemeye hazırdır.-
.
Yani,
-Marifet, sürüklenen değil akarsuya yön veren taş olabilmektir.-
Ağlamadan keyif, çileden zevk alabilmektir.
.
Kaldı ki,
Her şeye sahip olmak, en büyük mutsuzluk kaynaklarından biridir.
-Zenginlik cepte değil, kalptedir.-
.
-Niyet bir tohumdur kalbe ekilen.
İyiyse gül biten, kötüyse diken.-
Rastgele !..

Ben, Annem ve Babam !...
10.
Ya kimsesiz çocuklara atkı örerim, bere örerim kazak örerim yumuşacık anne sesinden.
Ya da kuru bir dala yaprak olurum sıcacık anne nefesinden.
.
Salıncaklardan mutlu çocuk kahkahaları,
Ağaçlardan kuş sesleri toplarım,
Rüzgârla uçup gitmesinler diye.
Çocuk yüreklerinde uyuyan masallar biriktiririm,
Unutulup yitmesinler diye.
.
Yoktur çocuk olup da gökkuşağına kanmayan.
Masal var mıdır içinde çocuk olmayan?
.
Varsa biz buna "Büyüklere Masallar" diyoruz.

Annem...!
Dört mevsim yediveren mor çiçekli bir daldı.
Tüm anneler gibi onun da binlerce karatlık bir yüreği vardı.
Balkondaki ipe çamaşır sermek yerine,
mahallemizin serçeleri okuyup kültürlensin diye şiirler asar,
Kuşlara edebiyat öğretmenliği yapardı.
Ne zaman kardeşim balkondan sarksa,
Ellerinden önce gözleriyle tutardı.
Kardeşim ne zaman salıncaktan düşecek olsa önce başörtüsü uçardı.
.
-Elinin erişemediği yere yüreği yetişirdi.-
(İnsan yüreği ki, en az bir tohum kadar cömert olmalıdır.-
Ve
-En dürüst yerimiz kalbimiz.-)
.
-Yüreği güzel olanın dili de güzeldir.-
.
Bilirsiniz...
Anneler evlatlarını önce dokuz ay karnında, sonra da ömür boyu yüreğinde taşır.
.
-Annemin gülüşünü, merhem diye yıllarca sürdüm yüzümdeki acılara.-
Ne çok acı biriktirirmiş annelerin dizleri.
-Hiç kimse beni annem gibi sevmedi.-
-Bütün sevgileri topladım, bir anne sevgisi etmedi.-
-Herkes herkesi terkeder,
Tek istisnası anneler.-
.
Duaya durmuş annelerin,
Avuç içlerinde hep çocukları vardır.
.
Aç parantez (Biri beni karnında, diğeri kalbinde taşıyan.
İki kadını çok sevdim bu hayatta.
Biri kan bağından, diğeri can bağından.
.
İnsan ömür boyu,
Ana sırtına binerken duyduğu güveni,
Ana kucağında meme emerken bulduğu huzuru arıyor.
Bu açıdan,
Dünyadaki bütün erkekleri toplasak bir anne etmez.)

Siz hiç, hayal kırıklığına uğrayacağınızı bile bile,
Her gece yüreğinizde yeşerttiğiniz binlerce umutla,
Birini, pencere kenarına oturup kırk yıl bekleyecek kadar sevdiniz mi?
.
İşte o benim Babam...!
.
Dünya’yı omzunda taşıyan bir bilge adam;
Gülünce yedi renk açardı yüzünde bahar,
Lunaparka benzerdi benim babam.
.
Tomurcuklandığım dalımdı,
Dağlara baş eğmeyen yanımdı,
Gurbet kokardı, annemse memleket.
.
Bir tek onun sıcacık mutluluk dökülen ceplerinde, umut hangi çocuğun kapısını çalacak şıngırtısı arardım.
Gerçi o inanmazdı benim çocukluk mucizelerime ama,
Mahalleli çocuklara en güzel lolipopu, onun ayçiçeği gülüşlerinden yapardım.
.
-Babasız, insan kendini yoksul hissediyor.-
.
Bilir misiniz ?
Babam,
Yıllarca annemin ölürken ağzında yarım kalan naneli sakızını sakladı,
Saç tarağına takılan üç beş saç tellini kokladı.
.
Anladım ki en güzel kokular üste değil, yüreğe siniyor.
-Allah kimseyi sevdiklerinin kokusuna muhtaç etmesin !...-
-Babam ağlayınca, çaresizliği öğrendim.-

Bana gelince,
Babamın hastaneye yatarken dönünce alırım diye bıraktığı cüzdanını, ağızlığını, tespihini,
Bir gün veririm umuduyla hâlâ yanımda taşırım.
Kaldırmaya kıyamadığım,
Koltukta asılı hırkasıyla sabah akşam selamlaşırım.
Bakıp bakıp iç çektiğim o hırkanın yalnızlığı öyle bir oturur ki yüreğime,
Bir sarılıp, bir vedalaşırım.
.
Aç parantez (Hayatımdaki bütün boşlukları doldurdum,
Bir tek anne-baba boşluğunu dolduramadım.
İki kez yıldırım düştü yüreğime, biri annem diğeri babam öldüğünde,
Enkazlarını hâlâ kaldıramadım.
.
Omuzlarımda ağırlığı asılı kalan tabutlarının bir köşesine kıvrılıp yatmak istedim, kendimi sığdıramadım.
.
Hayatta en çok,
Anne ve babamın üstüne,
kürekle toprak atmak yaktı canımı.
.
Hayatta en çok,
Anne ve babamın sesini duymayı
Ve onlara tekrar dokunmayı özledim.
Parantez içinde parantez (-İnsan özlediklerini, gözleri açıkken değil,
gözleri kapalıyken görüyor.-)
.
Her yıl gözyaşı ekerim topraklarına,
ruhumu mavi bir sızıya salar ölüm.
Bilirim ki artık anasız babasız, boşluğa savrulmuş külüm.)
.
Zaten,
Gidenler hep kalanları ağlatır
Kalanlar hep gidenleri anlatır.

Aşk ve Duygu Dünyam
11.
-Boşuna arama,
Gölgesi yoktur yalnızın...!-
.
Modern çağın virüsü yalnızlık !...
İnsanın en kadim ve en sadık dostlarından(!) biridir.
-Kalbiniz çırılçıplaksa, yalnızsınızdır.-
-Yalnız insan, pamuk tarlasına konmuş zenci serçeye benzer. -
-Sararıp dökülen yaprak misali solarsa insan, yalnızlıktan solar.
Dolarsa yalnızlığın boşluğu, bir tek sevgiyle dolar.-
Esasen,
Yalnızlık, ruhsal açlık, tek tedavisi sevgi olan bir hastalıktır.
-Yalnızlık mutsuzluktur.-
-Üzerinde çizik dahi olmayan, bir beyaz kâğıttır.-
.
İnsanın kapısını hep geceleri vurur.
Kapıyı açsanız da açmasanız da,
Öteleyip içinize attığınız tüm dertlerle birlikte, gelir göz kapaklarınıza oturur.
Baş yastıkta gece boyu tavandan mucize bekletir insana,
Sadece sokup çıkartır buz gibi bitmeyen düşünceler denizine, kara kara düşündürür,
Ne sarılıp ısıtır, ne de durulup uyutur.
.
Parantez içi (-Yüreğinizi sık sık ziyaret edin,
En zoru yürek yalnızlığıdır.-
Gerçi yalnızlıklar da altın günleri düzenliyorlar kendi aralarında ama.
-İç dünyası yalnız olanın, dış dünyası kalabalık olmuş neye yarar.-)
.
Her neyse,
-Koskoca bir ömür aşksız, yalnızlığın kucağında ölmek değil,
Yanağından öptüğüm bir aşkın, kurumuş yaprağı olmak istedim.-
Gerçi,
Yalnızlığım beni hiç yalnız bırakmazdı.
Her sabah uğurlar akşam karşılardı.
Tek sorun,
-İnsan yalnızlığına sarılamıyor ki.-
.
Esasen kimse cansız, canansız hayat sürmesin,
Ömrünü yalnızlıkla çarçur etmesin.
Hem, en harika duygu sevmek sevilmek varken,
Yalnız yaşamak israfların en büyüğü değil midir?-
.
Yani,
-Yalnızlığın panzehiri sevmektir.-
-Sevgisiz bir gönül kuraktır.-
-Sevgisiz kalmış bir gönül her daim kıştır.
-Sevgisiz bir hayat zay olmuştur.-
Şükür ki biz de aşık olduk, aşkta şifa bulduk.
Yalnızlığı kendi kendiyle baş başa koyduk.

Misafir gelip de yatsın diye naftalinleyip bekletilen yorgan gibiydim, henüz kimse örtmemişti beni üstüne.
Parantez içi( Ne olur Tanrım bu durumu hiç kimseye söyleme.)
.
Bu arada,
-Bana ne zaman evleneceksin diye soranlar
Evliliği, kafese kuş aramak sanıyorlar.-
.
Neyse,
Daha sonraları medeni durum,
Bütün ıhlamurlar sen kokar, şekline evrildi.
Şimdi sevmek zamanı,
-Her aşkta bir hayır vardır- deyip aşk çağrıldı:
Ey aşk...!
Bir mucize gerçekleştir şimdi
Şapkandan bir kumru havalansın.
Bana öyle büyük ki bu kalp,
Gelsin yüreğime yuvalansın.
.
-Ki aşkta, yürekten gelmeyen yüreğe değmeyen her söz, lafügüzaftır.-
Zira,
-Yüreği, insanın bahçesidir.
Bu bahçede yetişmeyen aşk, aşkın ya serabı ya da sahtesidir.-

A ş k !...
12.
Öyle bir şehirdir ki aşk,
Alevden daha sıcak, nefesten daha yumuşak.
Öyle bir düştür ki aşk,
Yüzyıl uyanmak istemiyiz bu düşten, bir kere uyursak.
.
-Aşktan daha anlamlı bir şey yok,
Her şey aşktan, her şeye değer aşk.-
.
-Aşık olmak için öyle çok sebep var ki;
Mesela, dalından düşen bir gül yaprağı beni sev diyor.
Gönül bahçesi hariç, tüm bahçelerin gülü solar,
Rüzgar gibi seyyah olma, bir insanın gönlüne gir diyor.-
.
-Ben nasıl ölünürü bilmiyorum,
Ama nasıl aşık olunuru biliyorum.
İçim aşka dair heves ve arzu dolu,
Kalp çarpıntısı yapan düşler kuruyorum.
Ben nasıl ölünürü bilmiyorum,
Ama nasıl aşık olunuru biliyorum.-
Ve hatta,
Aşkın kulu-kölesi, tiryakisi oldum,
Aşk nedir, nerde bulurum diye Pirime sordum.
Dedi:
-Aşk görebilene her yerdedir.
-İhtiyacı yoktur hiçbir tarife de.
-Tüm canlıların ortak kullandığı bir dildir.
-İkametgahı kalp, sembolü güldür.
-Allah’ın, yarattıklarına bahşettiği en büyük ödüldür.
.
Aşk aradım ben de her fırsatta, duramadım.
Çöl sıcağında yüzme değen kar tanesi gibiydi,
Aşktan daha güzel bir şey bulamadım.

Aşk, herkesin bildiği sır,
Bazen gerçek bazen yalan,
Bazen bir asır, bazen bir an.
.
-Herkesin yüreğinde,
Uyandırılmayı bekleyen bir aşk yatar.-
-Gerçekse, aşk bir nimettir.-
.
Aşık, aklı kalbine teslim olmuş kişidir.
Asıl olan aşktır,
Sözle tarif edilmez.
Tarifsiz bir tattır,
Azıyla yetinilmez.
.
-Aşk,
Tüm canlıların ortak kullandığı bir lisanın adıdır.-
-Aşk, karnı hep aç bir kedidir.
.
Biliyorsunuz, yaşam cinsel yolla bulaşır.
-Hepimiz aşk annenin çocuğuyuz.-
.
-Aşk, sakin bir tanışma değil,
Şiddetli bir çarpışma halidir.-
-İnsanın kendi kendine çözemediği tek problemdir.-
.
-İnsanı dünyanın en güçlü mıknatısı gibi çeker.-
Okuduğunuz şiirin her mısrasında, sevdiğiniz size göz kırpar.
Nefesinizi tutsanız, taklacı güvercine dönen kalbiniz yanardağ gibi patlar,
Ne eve, ne sokağa, ne de koca kente sığamazsınız.
Kılcal damarlarınıza kadar, mola vermeksizin onu düşünmekten uyku girmez gözünüze, günlerce uyuyamazsınız.
(Zaten,
-Aşıkken uyumak haramdır, uyuyan da haindir. -)
.
-İnsan şekerciye girmiş çocuğa döner, içine aşk girince.
İnsan kendini sönmüş balon gibi hisseder,
içinden aşk çıkınca.-
.
Aşk insanı bazen sevinçten deliye, bazen de üzüntüden ölüye döndürür.
Aslında,
-Aşk bir ölüm halidir.-
-Ne zaman ki aşk biter,
İşte o zaman insan hayatta olduğunu hatırlar.-
Ya da,
-Aşk, sürekli bir susuzluk halidir.-
.
-Aşk, kalpte barınır kalpte gizlenir,
ve sadece gönül gözüyle izlenir.-
Dolayısıyla,
-Aşkın dili gözcedir.-
Ve
-Kalbe dokunmanın yolu gözceden geçer.-
.
Aç parantez (Aşk ve ölüm ikisi de kalpten vurur.-
Gerçi,
-İnsan, kırık kolla kırık bacakla yaşayamıyor ama,
Kırık kalple yaşamayı öğreniyor önünde sonunda.-)

Ne ilk ne de son kabustu gördüğümüz,
Yine de dağlara hiç baş eğmedik.
Kana kana içip yaşarken öldüğümüz,
Kızılcık şerbeti dolu bir kâseydik.
Ne mezar taşı vardı, ne toprak ne de kemik,
Kazma küreksiz nicelerini gömdüğümüz,
İki yüreğimiz vardı, sırçadan incecik.
.
Yani biz birbirine sığınmış iki yürektik.
Tek taşla duvar örülmez dedik, taşa sevgi ektik.
Ve
Güzeldir yardan gelen,
Ondan gayrı ne varsa haram olsun
Nazlı bir kaş çatışından evladır ölüm,
Ondan gelirse belâm olsun dedik.
.
Biz buna “Bir bedende iki kişi, Aşk” diyoruz.
-Aşk; su arayan ateştir.-
Çünkü aşka ulaşmak için yangınlardan geçmek gerekir.
.
Ve -Aşk,
İçi ateş dışı buz,
Girer yanarsın, çıkar donarsın.
Düşte gör, ateş mi yakar seni sen mi ateşi yakarsın.-
.
-Aşk bir denizdir, batmadan yürüyebilene aşk olsun...!-
.
Ve yine -Aşk,
Defter arasında bir tutam gül kokusu.-
Ve
-Aşk on üçüncü ay, beşinci mevsimdir.-
.
Çooook büyüksün aşk...!
.
Ya olmasaydın,
Nereden nefeslenirdi bu kimsesiz pencere?
.
Gün yanıyor,
gece sular altında,
Bana öyle güzel bakma...!
Taşa donerim sevmezsem,
Allahım,
Aşsız bırak ama,
Ne olur beni aşksız bırakma...!

-Biz, suyla yanıp ateşle sönenlerdeniz.
Pervane misali, ölünceye dek sevdiğimizin etrafında dönenlerdeniz.-
13.
-Aşk akıl işi değildir.-
-Aşkta pazarlık edilmez,
Çünkü aşk, hesap kitap bilmez.-
-Durup dinlenmeden yenilenir,
Her demdir aşk.
Her şeyin üstünde,
Elbette bir erdemdir aşk.-
-Makul bir kıskançlık, aşkın en temel şartıdır.-
.
-Seven ne boya, ne soya bakar.-
-Her fani, en büyük yenilgisini ilk aşkında tadar.-
.
Kimileri, diriler şöyle dursun deyip,
Çiçekleri bile ölülere alırken.
-Bazılarının yüreğini eşsen, dört bir yanından sevgi çıkar.-
-Acaba kaç yaşındadır seni seviyorum demek?-
.
Yaşanmışlıklar ve kör yıllar,
Ellerimizi yüzlerimizi tırnaklarıyla çentik çentik çizebilir, kırış kırış edebilir.
Ama hiç yaşlanmaz gönül bahçelerimiz,
Sevdiğine her zaman, yüreğinin teriyle büyüttüğü taptaze çiçekler verebilir.
.
-Ne mutlu sevenlere, sevilenlere.
Sevdiğinin kucağını gül bahçesine çevirenlere.-
-Zira gönül bahçesine baharı getiren de,
götüren de yârdır.-
.
Parantez içi (Haydi...!
Sevdiğinizi bir buket çiçekle şımartın güzel insanlar.
-Bir çiçeğin, kimsenin kalbini kırdığı görülmemiştir.
Ve bir yüreğin, bir şiiri öptüğü görülmüştür.-)
.
-85 yaşındaki kadın kocasına sordu:
Bunca yıldan sonra, bana hâlâ şiir gibi güzel kadınsın diyebiliyor musun?
Adam sevdiğinin yüzüne şöyle bir bakıp cevapladı:
Şairi Yüce Rabbim olan bir şiir, nasıl çirkin olabilir ki?-
.
Eyy yaşadığı şehri şiir kılanım,
Gülüşüne serçeler konanım.
Benim senden başka şiirim mi var ki...!
.
-Sevmek, ne mucizevi bir kelime,
Sevenlere selam olsun, doğumdan ölüme.-

Bazı yaralar kansızdır...
Kaderin ayakları altında ezilenlerin.
Aşk acısıyla deli divane gezinenlerin.
Bazı duygular vatansızdır...
Sevda, sadakat, hasret
Seni kirletip öldürdük ey aşk, bizi affet...!
.
Ölene kadar seni seveceğim diye yola çıkanlar,
Göz açıp kapayıncaya kadar yoldan çıktılar.
Aşk bizim neyimize kalk gidelim gönül, ne kadar az sadakat var...!
.
Esasen tüm sevgiler, siyaha inat beyaz olmalı, kirletilmemeli.
.
Fakat ben kirlettim;
Bütün hata benim,
Önce gözlerine iman ettim,
Sonra başkenti aşk olan bir ülkede halifeliğimi ilan ettim.
Meğer bir serçenin umutsuz kanat çırpışlarıymış sevdam.
Kıymet bilmez başka biri uğruna,
Bataklıkta çırpına çırpına tükettim.
.
Aç parantez (Hey gidi insancık, sana verilen beyni kullanmakta ne diye cimrilik edersin.
Yüreğindeki gemi seni beklerken, niçin başka limana gidersin.
Oysa,
-Birazcık sadakat,
Kocaman kocaman sayılardan daha değerlidir.-
-Tek bir kavuşmanın sevinci,
Tüm vedaların toplam acısından daha büyüktür.-
-Ağaçlardan da mı öğrenmedin?
Bir adımlık hasreti,
Bir ömürlük sadakati.-
.
Yani...,
-Benim aşktan yana metcezirlerim, yaralı şarkılarım çoktur.
-Kansızdır sevda kesisi, el sürülerek iyileşmez.-
Anladım ki,
-Aşık olmak değil aşık kalmak mühimdir.-
.
Eyy aşk,
Azıcık dur, yetişemiyorum...!
Yüzüme vuran yağmur damlaları gibi kayıp gitme,
Gözyaşlarımdan öp beni.
.
Aşık oldum, dünyaya vuruldum.
Aşkım beni terketti, dünyaya darıldım.
.
Sonuçta AŞK İŞTE...!
Sadece bir yanılsamadan ibaret.
.
Gün olur yalan, gün olur hakikat sanıyor insan.
Gün olur küller içinde, gün olur güller içinde kalıyor insan.
Aşk işte...!
Neylersin...!
Aşktan başka, bizim diyebileceğimiz neyimiz var şu dünyada?

-Büyüdükçe Kirlendik,
Büyüdükçe İnsanlığımız Küçüldü.-
-Çocukken en korktuğum yaratık yılandı, şimdi ise insan.-
-Bozulmuş insan dışında, her şeyin tamiri mümkündür.-
14.
Gerçekte biz,
Darağacında simsiyah gölgeydik.
İndirdik masmavi göğü yere,
Toplayıp pırıl pırıl güneşi, ayı ve yıldızları
Ama’ya gökkuşağı önerdik,
Kara kara insanlara rengarenk güller verdik.
Oysa güneşin saçları sarı sarı,
-Çocukların maviydi arkadaşlıkları.-
(Çıkarsız, ikirciksiz, tertemiz.)
.
-Gelişmek için bazı dalları kesmek gerek
Çünkü gelişmek değildir büyümek.-
Ve
Her çocuk zamanla adam olur.
Çocuk olmamak anlamına gelmez büyümek,
Sadece reçel yanaklar kaybolur.
Parantez içi (Aslında her yetişkin, yaralı bir çocuktur.-)
.
Neyse, büyüdük, çocukluğumuzu yedi kat yerin dibine gömdük.
Parantez içi (İlk cinayetimiz.)
Açtık pencereyi, içeri karanlık doluştu ve düş bitti.
Yer açtıkça günahlarımıza,
İçimizdeki o merhametli güzel çocuklar gitti.
Şimdi alacakaranlık kuşağı,
Büyümenin şeytanlığı çocuk masumiyetini mağlup etti.
.
Gerçi çocuk olursun bir emzik boyu yaşamadan kıyarlar.
Balık olursun pul pul, çiçek olursun yaprak yaprak yolarlar.
Serçe olursun kanatlarını kırarlar.
Ah şu insanlar...!
Cehenneme çevirdikleri bu cennet Dünyada her şeyi kendilerine yorarlar.

Toplumsal Dejenerasyon,
Kirli Kalabalıklar...!
15.
Sabır, erdem, adalet.
Vefa, vicdan, merhamet.
Sevgi, sadakat, samimiyet.
İşte sermayem, işte onurum,
İşte şerefim, işte şöhretim, işte servetim.
.
Benim maksadım,
Para-pul, makam-mevki sahibi olmak değil,
Her türlü kirlenme arasında #insan kalmak.
.
Toplumlar adaletsiz, sevgisiz, duyarsız, çürümüş ve kirli bir atmosferin boyunduruğu altında.
.
Doğanın yanında, insanın insandan bıkması da,
Yanında huzur bulacağı bir insan bulması da,
İnsanın insana çok uzak olması da,
Çağımızın en büyük sorunu.
-İnsanın, insanla konuşmadığı,
Arı kovanı gibi kentlerde, ayrık otu gibi yaşadığı bir çağdayız.-
Kimsesizliğiyle baş başa kalmış, kılavuzu yalnızlık olan hayatlar,
Sürgündeymişçesine kendi yurtlarında gurbeti yaşıyor.
Kalabalıklaştıkça kentler, insan insana yabancılaşıyor.
.
İnsan zor bir ülke, adeta duvar insan insana,
Hangi ara kaybettik, nerede gülen yüzlerimiz?
Menfaat çağındayız kusurların fazilet gibi gösterildiği, nasıl bu hale düştük biz?
Ağlama demeyin insanlara,
dünyanın arınmaya çok ihtiyacı var.
Gerçi bozulan dünya değil, aslında kalplerimiz.
.
Bunca kirlenme arasında,
Erdemli bir insan olarak kalmak zor.
Hamuru bozulmuş,
Zehirli bir sarmaşık gibi insanoğlu,
İnsan, insana hasret yaşıyor.
.
Son zamanlarda;
Utanır olduk insanlığımızdan,
Başta sevgi olmak üzere her şey o kadar hızla kirlendi ki,
Büyük meziyet en az kirlenerek yaşamak.
.
Samimiyet kıt, riya aldı başını gitti,
Bazılarının bırak iki yüzünü, hiç yüzü yok, ara ki bulasın.
Trend yaptı onursuzluğun dibi midesizlik,
Her yer hasta bir düzen icin ruhunu satmış, egosunun esiri kara kara insanlarla doldu.
Dünya işlerine dalıp kirlenmekten korkan
temiz yürekli insanlar sanki buhar oldu.
(Bazen ben de, hiç kimseye görünmemek için şeffaf olmak istiyorum.)

-Büyük acıları küçük insanlar yaratır.-
Çünkü,
Küçük insanlar, küçük şeyleri büyütür.
Küçük insanların hayat gemilerinin dümenini, öz benlikleri değil egoları yönetir.
Oysa,
-Ego yönetimi bir sanattır.-
Freni patlamış bir egonun direksiyonundaysanız,
Sonunuz ya duvar ya uçurumdur.

-Bu arada, kötüler sayesinde iyileri, iyiler sayesinde kötüleri tanıdık.
Çirkinliğin sadece fiziksel olmadığını,
İyi insan olmak için cebin değil,
Yüreğin dolu olması gerektiğini anladık.-
.
Ancak,
Kötüler iyi görünmede ustalaştı.
Kötülük zehir gibi kendine hep bir ev bulabildi.
İyileri kötü, kötüleri iyi,
Delileri dahi, dahileri deli gibi gören,
Güçlüleri baş tacı eden bir toplum haline geldik.
-Ki bir yerde kötülük yaygınsa,
Onu görmezden gelen bir toplum var demektir.-
.
Aç parantez (İyilik arttıkça kötülük azalır.
Ancak,
Ne iyilik, ne kötülük umurunda,
Çağımız imaj çağı,
-İnsan insana, hep kendini beğendirmek arzusunda,
Ömür tüketiyor aynanın karşısında.-
Maskeli bir yaşam sürdürüyor,
Ve çok büyük bir uçurum var dışarıya göstermeye çalıştığı imajla, arkasındaki gerçeklik arasında.)

‘Eskidi at, yenisini al kültürü’
ilişkilere egemen olmaya başladı.
-İnsan insana bir nesne gibi bakıyor.-
Bırakınız doğayı, diğer canlıları...
İnsanlar bile kullanıp atmalık.
Güçlülerin gözünde birer toz zerresi insan.
Bir sanayi ürünü muamelesi çekiliyor insana.
Error verirse format atılacak hard disk,
Canın isteyince açılacak cep uygulaması,
Okuyunca kenara koyulacak kitap,
Merdiven basamağı,
Araştırma projesinde denek,
Satranç tahtasında piyon,
Ya kurşun asker, ya kukla...
Beyinler kopya, kalpler kopya.
.
İnsanlar standartlaştı,
Beyinlerimiz hurdalığa döndürüldü,
Zihinler sömürge, işgal altında.
Zihinsel enfeksiyon dorukta.
Beyinlerimize işlenen mitlerden arınmak, takılan çiplerden kurtulmak mümkün değil.
Pranga vurulan zihinlerimize atılan sis bombaları, gerçekleri görmemizi engelliyor.
Her şeyin başı itaat, sorgulamak sizin ne haddinize, ne düşerse bahtınıza deniyor.
(Nelere köle ettiler bizi nelere, hiç düşündünüz mü?)
.
Oysa,
-Sadece insan yerine konulmak istedik, hepsi bu...!-
Onlar ne yaptı?
Yaralı bir serçe gibi ortada bıraktı.
.
-Ağaçların bile serçeleri var, rüzgarları var, yağmurları var.
Bizimse hayallerimizi dahi elimizden aldılar, her şeyimizi çaldılar.-
.
Her şey olabiliyor insanın olduğu yerde.
Mesela ben, deva diye sunuldum her derde:
Ateşe attılar kül oldum, toprağa ektiler gül oldum, pazarda sattılar kul oldum.
.
Çaresizlik, hayal kırıklığı, insan yerine konmama,
Tutunabilecek bir dal bulamama,
İnsanları içten içe çürütüyor.
.
Aç parantez( Ruhuma işkence veriyor bu durum, buruşturulup çöpe atılan ambalaj kağıdı muamelesi görmekten fazlasıyla muzdaripim.)
.
-İnsanlar mal değil,
-İnsanlar baston değil.-
-İnsan arada bir kendi olmayı da ihmal etmemeli.-
-Kalabalığın değil, kalbinin gösterdiği yola gitmeli.-
Çünkü zihnimizi ele geçirebilirler ama kalbimizi asla.

Yani anlayacağınız arsız zamanlardayız
Üzerimize konan sinekler bile,
Ya kahrından, ya utancından ölür oldu.
.
Çıkar gözetmeyen bir insanlığı çok özleyeceğiz.
İnsanlık kendi karanlığıyla yüzleşip, hesaplaşmalı artık.
İnsanlık insanı tanımak zorundadır.
Mesela ben insanlıktan umudumu yitirdikçe, tekrar tekrar bulmaya çalışıyorum.
Ancak anladım ki,
İnsanlığı, insanlardan çok çok uzaklara koymuşlar.
Her yer insan, ancak insaniyet kayıp.
.
Böyle giderse, bir yıkım ve çürümüşlük içindeki insanlık kayboluşun eşiğinde demektir.
.
Tekrar aç parantez (Her şey kötüye gidiyor insanoğlu sevgisizleştikçe.
Ve beni hasta ediyor insanların bu sevgisizliği, anlayışsızlığı.
Birileri alınmasın diye hep beyaz bayrakla dolaşmaktan yoruldum.
-Bıktım usandım,
Önden kucaklayan,
Arkadan bıçaklayan,
Dost görünümlü iki yüzlülerden.-
-Bir ağaç gölgesinin dostluğunu,
Bir insan gölgeliğine yeğler oldum.-)
.
Esasen,
-Hayat susunca, dünyaya küsünce,
İnsanın saklanıp sığınabileceği bir yeri olmalı,
Ki nefes alabilsin, huzur bulabilsin, kendiyle baş başa kalabilsin.-

Anlayacağınız dibi görünmeyen bir bataklık bu sahte dünya,
İnsan ne kadar sevebilir ki.
.
(Meğer masala kanan bir çocuk gibi
kanmışım dünyaya.
Bu dünyanın insanı değilim ben, acemisiyim, yaşamayı beceremiyorum.)

Sanal Alem ve Maddeci Toplum
İnsanlar zenginleştikçe, ruhları fakirleşiyor.
16.
Gerçekle yapayın savaşı başladı,
Görünmeyenlerin görünenleri yönettiği bu sanal dünya, içi dahilerle dolu bir tımarhaneye döndü.
.
Sanal alemde yaşayan,
En büyük silahın para olduğu,
Teknoloji sayesinde, her şeyin yapaylaştığı, robotik zihinli bir topluma doğru gidiyoruz.
Sanki görünmez bir el, insanları makineleşmiş, duygusuz hissiz robotlara dönüştürüyor.
Biz teknolojiyi değil, teknoloji bizi kullanıyor.
.
Teknolojik konfor tavana, mutluluk tabana vurdu.
Çünkü,
-Teknolojinin en büyük eksiği, hissiyatı yok, maneviyatı yok.-
.
-Hayat dağınık, düzenli olması gerekmiyor diyen kuralsızların çağındayız.
Hayatın neredeyse yüzde 80’i fake.
Sosyal medyanın zehirlemediği bir çocuk yok.
.
Aç parantez (-Suyun temizleyemediği tek şey, düşünce kirliliğidir.-)
.
-Herkes birbirine akıl vere vere,
Kimsede akıl kalmadı, akılsız bir toplum haline geldik.-
.
Parantez içi (Aklı gelgitlilerden değil,
Zihni parazitlilerden korkmak gerek.)

Sanırsın gençler ayaklı apple mağazası.
İlişkilerde insanın yerini telefon, televizyon, bilgisayar ekranları aldı.
Ceplerin kapsama alanları genişlerken, kalplerin daraldı,
Cep cebe iletişim her yeri sardı.
Oysa biz;
-Cam cama değil, can cana,
Ekran sıcağını değil, insan sıcağını severiz.-
-Muhabbetin makbulü, cam cama olanı değil, yan yana olanıdır.-
.
Bir kalbimizin olduğunu unuttuk,
Duyguların önemi yok artık,
-Maddiyatın veremeyeceği insani değerlerimizi soydular, çırılçıplak kaldık.-
.
Vicdanımız erozyona uğradı, merhamet duygumuzu yitirdik.
-Bazılarında, bir çay kaşığını dolduracak kadar bile vicdan yok, merhamet yok.-
Merhamet şemsiyesini sadece kendimize tutar olduk, başkalarını unuttuk.
.
Parantez içi (Oysa insanlık, üzerimizdeki kıyafetten değil, yüreğimizdeki merhametten doğar.-)
.
Başarı ya da başarısızlık,
Parayla pulla, maddiyatla ölçülür oldu.
Madde egemen bir toplum düzenine geçtik.
Para güç, parasızlık güçsüzlük sayılıyor. -İnsanoğlu, maalesef, onur, şeref, merhamet, vicdan gibi manevi kayıplarından ziyade, en çok maddi kayıplarına üzülüyor.-
.
Halbuki önemli olan,
-Hayattaki başarın nedir diye sorduklarında,
İnsan olmayı başardım diyebilmektir.-
-İnsan olmayı eline yüzüne değil, özüne bulaştıracaksın.-
.
Dolayısıyla son zamanların sorusu şu;
Çok güzel, çok zeki, çok zengin olabilirsin,
İnsan olmayı becerebildin mi peki?
Eminim, çoğumuz insan olma dersinden sınıfta kalırız.
Gözlerimiz görse de, kalplerimiz görme engelli.
.
Parantez içi (Vitamin eksikliği diyoruz vitamin alıyoruz.
Ya insani değer eksikliklerimiz için ne yapıyoruz?
Mesela, bende tevazu, hoşgörü, empati eksikliği var deyip çare arayan var mı?
Merhamet eksikliği var, neden ben vicdanlı birisi değilim diye doktora giden var mı?
Hiç doktor kapısı çaldınız mı, neden aşırı kibirliyim diye?)
.
Hayatta kalmayı paraya bağladığımız için
Paraya pula insanlığımızı satar,
İlişkilerimizi maddiyat üzerine kurar hale geldik.
(Laf aramızda,
-Bir gün yakalarsam, paraya, benden neden hep kaçtığını sorucam.-)
Oysa,
-İnsan maddiyat için değil, maddiyat insan için vardır.-
-İnsaniyet servetle, cüzdanla ölçülmez.
Yürekle, vicdanla ölçülür.-
.
Aç parantez (Gerçi bazı vicdanların son kullanma tarihleri çoktaaan geçmiş.
.
Herseye rağmen siz iyi insan olun,
Sıkı sıkı tembihleyin kalbinize,
Vicdansız, sevgisiz ve umutsuz olma diye.
.
-Diliniz susabilir ama vicdanınız sakın susmasın.
Unutmayın, konuşan vicdan susan vicdandan huzurludur.-
-Sahibine, suçlu sensin diyebilen vicdan özgürdür.-
.
Onur, şeref, haysiyet, erdem ve merhamet para ve diplomadan daha değerlidir.
(Mesela ben:
Yat kat, mal mülk, şan şöhret istemiyorum
sımsıcak bir kalp yeter bana.)

Savaş, Ölüm ve Zulüm
17.
-Kan ve gözyaşıyla yazılmış ne çok şiirimiz var.-
-Acılar koyulaştıkça, çayın demi de koyulaşır.-
-Biriken acıların ağırlığı, bu dünyayı batıracak bir gün.-
.
-İnsanoğlunun en büyük savaşı aklıyla yüreği arasında olandır.-
.
Ölüm her yerde kol geziyor.
Ne büyük vahşet, ölecek olanı öldürmek.
Yok mudur bu savaşın insan öldürmeyeni?
.
Oysa çocukken,
Savaşın başına barış ören,
Tüm mermileri çiçeğe çeviren,
Düşmana kurşun yerine gül veren
neferlerim vardı benim.
En güzel ben yenilirdim,
Mağlubiyetle sonuçlanan zaferlerim vardı benim.
.
Parantez içi (Sadece kazandıkları değil bazen de kaybettikleridir insana kazandıran.)

Yarattıkları cehennemde yanıyor,
Savaşlarda anası ağlayanların çocukları.
Yarattıkları cennette oynuyor,
Savaşlara silah sağlayanların çocukları.
.
Biz buna "Adaletin bu mu Dünya" diyoruz.
.
Zulmün esiri hayatı sırtlayan kimliksiz çocuklar;
Paraları yok, ama ne çok yaraları var,
(-Yaralar ki insana,
Nelerin üstesinden geldiğini hatırlatır.-)
Sanki bedenlerinde kiracı bütün acılar,
Acı yiyip acı kusarlar.
.
Mesela bazıları yaralı kuşağın çocukları olarak Dünya'ya geldiler.
Üzerlerine yağmurdan çok mermi yağdı,
Yaralarından çok etrafları sarıldı,
Yaralarından çok kimlikleri soruldu,
Ateşi sadece cehennem ateşi olarak bildiler.
Yaralarından soyunamadan öldüler.
Garipler,
Birer kar tanesi gibi eriyip gittiler.
.
(-Çocukların gülemediği,
Çocukların büyüyemediği bir dünya olmaz olsun.-)
.
Bir yanda yaralarını umutla pansuman edenler.
Diğer yanda umudu vuran hain eller.

Aç parantez (-Ölülerin hiç kimsesi yok Anne...!
-Ölüler en çok sıcaklığını özler/miş.-
-İçim cenazesi kaldırılmamış cesetlerle dolu.-
.
-Ölüm, sonsuzluğun gel gel sesine kanmaktır.-
Ve eşitsizliği eşitleyen ölüm, acıların en paslısıdır.
Çocuk, ölümlerin en yaslısıdır.
Özlem, uykuların en seslisidir.
.
Ölümün kuzeni uyku insanı ölüme hazırlar,
Hiç uyumaz acılar.)
.
Ah şimdi beyaz kanatlı bir
güvercin olacaktım ki.

Ülkeme Dokundurma
-Düşünmeyen insan acı çekmez.-
18.
-Özgürlük;
Karanlığa karşı aydınlık kıvılcımını çakmaktır.
Biraz tabuları yıkmak, biraz da yoldan çıkmaktır.-
.
Yansın karanlıklar dedim,
başını maviye yaslayınca gece
aydınlığa yasak koydular.
Saçları bukleli, gözleri kavuniçi
bir güneş çizdim dağın doruğuna,
daha doğmadan vurdular.
.
Aydınlık yanından hayatın,
her sözü karanlığa sıkılmış kurşun olan yeni bir yüz çizdim,
Yakama sarılıp, kim bu diye sordular.
Kanayan yaralarımıza parmak basan, kaleminin minneti olmayan bir dost dedim.
Bu kez de elimden, kalemi alıp kırdılar.
.
-Ah ben sana ne desem, ne desem,
çığlığına nasıl ses versem...!
Dilimin ucunda güneş gibi parlıyorsun,
Umut ekilip yoksulluk biçilen ülkem...!-
.
Kafeslerde yüreklerini bıraktırdı kuşlara
karanlıklarda büyüttüğümüz zulüm.
Gökyüzünü maviye boyadı diye, nice fidanları darağaçlarında vurdu ölüm.
Ve avuçlarımızda sadece dikeni kaldı,
efendilerin elimizden aldığı gülün.
.
Yüreğimi dikenli teller yerine hep çiçekler sardı,
Yangınları dışında, ne topu tüfeği vardı, ne de kimseye bıçakla daldı.
Yine de onmaz yaralar açtı hayat, çoktur yarası yüreğimin.
Neler gördü bu yorgun gözlerim esirlerin mahzun bakışlarında,
Takılı kaldı tel örgülerde, yoktur yarısı yüreğimin
.
Parantez içi (Çatlaklarımdan sızıyorum,
kanaması sürüyor hala yaralarımın.)

Ortadoğu’ya Mersiye
Suriye ve Filistin’e Minik Dokundurma
19.
Bazıları cesetler üzerinde tepişerek refaha ulaşabileceğini sanıyor.
.
Bilmezsiniz...!
Parantez içi (Belki de bilirsiniz.)
İnsan ne kendi kanında, ne de kendi gözyaşında yüzme öğrenemez.
.
Bilir misiniz...?
Bizim harabeye dönmüş kentlerimizde,
balıkçı ağlarında yaşanan can pazarı misali,
her gün can pazarları yaşanır,
ölüm koroları hiç susmaz.
Kese kağıdı değildir patlayan,
metal kuşlardan bombalar yağar,
göğümüzde serçeler uçmaz.
Misketime benzeyen demir leblebiler gezinir içimizde,
kan göllerimizde nilüferler açmaz.
Biz her şeyimizden vazgeçeriz de
ölüm bizden hiç geçmez.
.
-Her şey eksilir de,
bir tek ölüm eksilmez evimizden.
Tam vardiya çalışır azrail,
tüm sevdiklerimizi, birer birer alır elimizden.-
.
Parantez içi (Ki ölümün aldığını geri verdiği hiç görülmemiştir.)
.
Oysa enkazda bile güller açardı yeniden,
Tutulsaydı mis kokulu bir bebeğin ellerinden.
Bu arada,
-Hangi çiçek bir bebek kadar güzel kokabilir ki.-

-Ne kadar özgür yaşarsa insan,
o kadar özgür ölür.-
-Zafer, inadına ışığa koşanlarındır.-
20.
Filistinde:
-Bir asker bir çocuğu düşlerinden vuruyordu.
Bir çocuk gördüm düşlerini suluyordu.-
.
Özgürlük şarkısı söyleyen Filistin Halkına
Kurşun yağdıran askere çağrımdır:
Kurşun bir çocuğun cesaretini ne kadar kırabilir ki.
Kurşun, bir çocuğu düşlerinden ne kadar vurabilir ki.
Hangi çocuk sapanıyla bir askeri öldürebilir ki.
.
Aç parantez (Bazen insanın elinden ağlamaktan başka
hiçbir şey gelmez.
-Gözyaşından başka, sarılacak hiçbir şeyi kalmaz.-
-Ne barışçıl, ne yüce bir eylemdir ağlamak.
Kırmadan dökmeden, gözyaşıyla yara sarmak.-
.
Çok şey anlatır bir damla gözyaşı.
-Gözyaşı yüreğin dolup taşmasıdır.-
Ağla ki Dünya arınsın,
Silme gözyaşını bırak aksın çocuk.
Belki böyle deniz oluruz, deryada köpük.)
.
Umudum...!
Bir dilim yaşamayı güvercin payı bölüşenler.
Bir gün bize kardeşçe yaşamayı öğretecekler. Kendi payıma ben;
Bir zeytin ağacı gibi, uzattım kollarımı gelene geçene.

Doğa...!
21.
-HER köşesinden HER çatlağından HAYAT fışkıran toprağa beton eken insanoğlu,
Ne biçmeyi bekler ki?-
.
Beton ormanlarında sevgi biter mi ki?
.
Betonlaşan sadece şehirler mi sanırsınız?
Ya kalpler ne olacak?
Kalpler, şehirlerden daha hızlı betonlaşıyor.
.
Yol kenarında, garipçe bir güldü:
Her sulayana çiçek açtı,
Her okşayana koku saçtı.
Biz ne yaptık?
Ya işimiz bitince unuttuk,
Ya da yolup,
Defter arasında kuruttuk.
Öldü...!
.
-Gül,
Ne dalını kırandan,
Ne çiçeğini derenden esirger kokusunu.-
(-Zehir ektiğin topraktan çiçek bekleme.-)
.
İçimde bir nehir,
İçinden kelebek kanatlı filler geçiyordu.
Sıkı sıkı suya sarılmıştı ateş son bir umutla,
Güneş eğilmiş su içiyordu.
Ağa yakalanmayan balıklar,
Can pazarından kurtulmanın sevinciyle
bulutların üstünde uçuyordu.
.
(Gül de sevinir kokarken !..
Su da yorulur akarken !...
.
Hele bir de doğduğundan beri uyumamışsa,
Başını taştan taşa vurmuşsa.
.
Nehir: Dünyanın en uzun sürüngeni.)
.
Buzullar...
Taş gibi dururken kalptekiler,
Damla damla eriyor kutuptakiler.
.
Biz buna "Küresel Isınma" diyoruz.
.
Demek ki
Su da ağlar !... ateşi düşsün diye.
Yağmur niye yağar !... insanoğlunun acısına dayanamaz bulutlar.
.
(Bu arada, benim de yangınlarımı söndürmek için, çok uğraştı yağmurlar.)
.
-Yağmur,
Bulutların düşürdüğü umut kırıntılarıdır.
Bulutların damla damla bize yazdığı mektuptur.-

-Yeterince kirlettik yeryüzünü,
Haydi artık gökyüzüne gidelim.
Çağımız uzay çağı,
Bir de oranın içine edelim.-
22.
Doğayı kirletmek insanoğlunun işi.
Şahsen ben, doğayı çöp atarak kirleten bir hayvan görmedim.
Aç parantez (Şiir yazarak kirleten şair de görmedim.
Siz hiç kıyıya vurmuş şiir gördünüz mü?
.
Gerçi,
-Herkes dışardaki çöplerle ilgileniyor,
Peki insanların içindeki çöpleri ne yapacağız?-
-Önemli olan insanoğlunun beynini yenilemesi,
Yoksa doğa kendini yeniliyor.-)

Hayatı sadece insandan ibaret sanıyoruz.
Zehirli sarmaşığa döndü insanlık.
En büyük meziyetimiz,
Güzel ne varsa canına okumak.
Oysa,
Ne rüzgâr eseceğim, ne yağmur yağacağım, ne güneş doğacağım
Ne serçe uçacağım, ne de çiçek açacağım
diye bizden izin almaz.
Çünkü aksi kâinatın yaradılış düzenine uymaz.
Biliriz ki,
-Gülün gölgesi kokmaz.
-İçi dışı karanlık olanın, yaşamında renk olmaz.-
-İçi renksiz olanın, dışarda gökkuşağı araması beyhudedir.

-Kuşlara uyup,
Gökyüzünü annemiz sandığımızdan beri,
Yerlerde kuş tüyleri,
Yüzümüzde kanat, göğsümüzde serçe ölüleri.-
-Aklınız varsa ne olur yeryüzüne düşmeyin, kirlenirsiniz, yağmur damlaları ve kar taneleri.-
.
-Plastik insanlar, düşen yağmur damlasının acısını hissetmez.
Ağaçkakan darbesi yiyen ağacın çığlığını duymaz.
Plastik insanların dalına kuş konmaz, yüreğine serçe yuva kurmaz.-
.
Kedi bile sevmemiş biri insan sevmez.
(Oysa ben, mütemadiyen;
Bana seni özledim diyecek birinin arayışındayım,
Başımı okşayacak yok mu diyen çocuk bakışındayım.)

Ateşe tapmayan heykeller yaptım sudan,
Hepsi de deniz ruhlular.
Bu devran böyle sürüp gitmez,
Sonsuz değildir uçurumun da dibi var. - Su ve Dinozorlar Tarihi.
.
Gün gelir şafak sökemez kör düğümünü.

-Düşmemek için bir yaprağa tutunmuş damla,
Nerden bilsin mevsimin sonbahar olduğunu.-
-Bir ağaca sonbahar hüznü bulaştı mı, hiçbir yaprağı dalda tutamazsın.-
-Yüzüstü yere düşmenin acısını, en iyi, bir dalından kopan yapraklar, bir de çocuklar bilir.-
Ve hep yaprakların hüzününü taşır
Mevsimlerin şairi sonbahar.
.
Bir gün saat intiharı çeyrek geçer,
Ve asi bir konar göçer olur dalında her yaprak.
Sarı sıcak bir Eylül'de kucak açar toprak.
Sarılıp bir güz yeline yeni yurduna göçer yaprak.
-Ki ben, dökülen yapraklarda hüzünlü bir eylül uykusuyum.-
(Yaprağa sorsan, ne zordur dalından ayrılmak.
Lâkin, düşen yaprak ağlamakla yeşermez.)
.
Ne ağaç söyleyebilir dalından düşen yaprağına, bir daha yeşeremeyeceğini.
Ne de kuş söyleyebilir kanadından kopan tüyüne, bir daha uçamayacağını.
.
Hani nerde, bana alkış tutan yapraklar?
Bir yandan çöpçüler silip süpürür, bir yandan rüzgar.
Oysa yapraklar yerdeyken çok daha güzeldir yollar.
.
Parantez içi (Yapraklar neden serçeler ve çocuklar gibi tez canlı telaşlıdır, onlara benzer?
Hep merak ederim.)

-Nihayet Ekim geldi:
Aşk apansız sütten kesildi.
Birisi sevgileri ç/alıyor olmalı yine.
Sonbahar yapraklarına yazılmış aşkların, boynu büküldü.
D/alsız gül yaprakları soluyor olmalı yine.
.
-Yüreksiz bir avcının yüreğimde açtığı yara:
Yine yerde kuş tüyleri gördüm,
yazık değil mi kuşlara?-
.
Hani nerde en çok sevdiğim kuşlar?
‘Ağzıyla kuş tutmak.’ mış...!
‘Bir taşla iki kuş vurmak.’ mış...!
Ne istiyorsunuz kuşlardan?
.
Aahhh şimdi serçelerin doluştuğu bir çınar olacaktım ki.
Dallarım kuşlara vatan, yapraklarım karıncalara yorgan.
.
Çocuklar ve Kuşlar; biri göğün yaramazı, biri yerin.
Beton ormanı kentlerinizde,
-Camlara vuran çocuk seslerinden eser yok artık.-
.
Göğü bilmeyen serçe, deniz değmeyen balık, sokakta oynamayan şarkı söylemeyen çocuk mu olur?
.
Bir zamanlar,
Dünyanın en güzel iki dilinde:
Bir kuş bir çocuğa şarkı söylüyordu “kuşça.”
Bir çocuk bir kuşa eşlik ediyordu “çocukça”.
.
Göğe inancını yitirmesin kuşlar, mülkünü kirletmeyin, ağaçları kanatmayın !...
Bir umuttur serçe sesi, simsiyah bulutların çöreklendiği gökyüzünde.
Beton ormanlar yaratarak,
Gökyüzü çocuklarına konacak dal aratmayın !...
Balıkları deniz manzarasız bırakmayın !...
Mavisini yok edip martıları ağlatmayın !...
.
Kuru bir dala gözyaşı olun,
Ama, yeşile düşman bahçıvan olmayın.
Elveda diyeceğiz Dünyaya böyle giderse,
Doğanın dilini anlayın, doğaya kıymayın !...
.
Mesela ben,
Kestiğiniz ağaçların boylu boyunca yattığı her yerde, vücudumun yeşerip ağaç olmasını istiyorum.
.
Parantez içi (İstanbul’un ihtişamından bihaber yüreği kirliler,
İstanbul’u önce Boğaz’ından yaraladılar.)
.
Velhasıl,
Yeryüzü ona tecavüz edilmek için yaratılmadı.
Eyy zehir ekip çiçek bekleyen freni patlak buldozerler,
Yeryüzünü üzmeyin...!

-İnsanda alem, alemde insan gizlidir.-
23.
-İnancı bitenin umudu da biter.-
-İnanmak, kalbin işidir zihnin değil.-
-Umut her zaman vardır,
Kimsem yok diyenler, beş vakit çağrıyı unutanlardır.-
-Uçurumdan aşağı düşüyorsanız,
Allah’a sarılın.-
.
Güneş insanlık için doğar, herkese aynı parlar (!)
Biz öyle sandık.
Cennetten bizi kovdular,
Çünkü adaletli ölüm yerine,
Yaşam yalanına inandık.
.
Geçmiş ola...!

Bir gönül çağrısı:
Dua...
Asıl olan duadır gerisi teferruat.
.
Yüce Yaradan mucize bedenlerimizi,
O insanüstü dâhiyane zekasıyla yaratmış, ilahi sevgisiyle donatmış.
İçimize, her saniye belli bir düzen içinde çalışan sayısız evren koymuş,
Bu evrenlerin krallığını da her atışında Allah diyen,
İlahi zamanlama dolmadan durmayacak olan kalbimizde kurmuş.
.
Yani kâinatta bizleri dizlerinin üzerine çöktürüp şükrettirecek o kadar çok şey var ki.

Öyleyse duasız şiir mi olur !...
.
Aç parantez (Ancak, şayet inanıyorsan,
Allah, gelişi güzel dile dolanacak, ağızda sakız edilecek bir kelime değildir.
O’ndan alelâde birinden bahseder gibi bahsedilmez.
Manava sipariş verir gibi,
Tarkan’dan şarkı ister gibi dua edilmez.)
.
Dua ki gönüllere umut eken,
Huzur veren yürekteki derinlik.
Samimi bir sığınış, iç döküş, boyun büküş,
Dertlere en büyük teselli,
Acz içindeki ruhlara en büyük serinlik.
.
Dünyanın kirini yıkamak için,
Ne çokça yağmura, ne doluya ne de kara.
Ne Cennette özel kontenjan peşinde koşanlara,
Ne de laboratuvarda mikroskopla tanrı arayanlara,
Sadece fikren ve fiziken özgür,
Düşünen, akıl yürüten, inançlı ve vicdanlı insanlara ihtiyaç var.
.
Duaya durmuş ağaçlar misali açtım ellerimi göğe,
Büktüm boynumu, kurdum saati umuda;
Ki umut varsa, bu kadar karamsarlığa da gerek yok.
Zira,
-Sizi Yaradan sizi yarı yolda bırakmaz.-
.
“Allahım !...
Başta insanlık olmak üzere, canlılar aleminin zararına olacak her şeyi defet gitsin !...
.
Bütün düşmanlıklar sevgiye dönsün !...
.
Çocuklar tıka basa doysun, katıla katıla gülsün !...
Ölüm onları hep teğet geçsin !...”

Ve Yaşamın Son Evresi
24.
-İnsan,
Yaşamak için dünyaya gelir.
Yaşadıkça azar azar ölür.-
-Ölüm inananlara ölümsüzlüktür.-
-Gün gelir, ömür ağacının dalları da yaprak döker, toprağa gömülür.-
Bunun için,
-Ne Yaradan’a küsülür, ne Yaradan’dan umut kesilir.-
.
-Hayatı sana kim verdiyse ölümünü de o verecektir.-
Zaten herkes doğumla birlikte içinde bir ölüm tohumu taşır.
.
Ve her insan önce çocukluğunun,
sonra gençliğinin katili,
Yaşlılığının ise kurbanı olur.
.
-Zaman her şeyi çalar insandan,
Kendisi gider sen durursun.
Ve hayat insanı perte çıkarır,
Ölüme alışmak için sürekli uyursun.
Esasen,
-Hayat, çoğu zaman döküntü toplamakla geçen, köşe bucak bir yolculuktur.-
Bir yalancı öyküdür insan,
Sararan yaprak misali geçip gider hayattan.
Ot bile bitmez kiminin mezarında,
İkinci bir ölümü yaşar, unutulup hatırlanmamaktan.
.
İnsanoğludur zamanın geçip gittiğinden şikayet eden.
Oysa zaman değil kendisidir bu hayattan geçip giden.
Zira,
-Zaman geçip gitmek için, hiç kimseden izin istemez.-

Yaşlanmak kötü şey evlat...!
Yaşlandıkça, kadere boyun eğip mezarlıklar kadar sessizleşiyor,
Söndürülmüş mum gibi susuyor insan.
Hayattan koparılmış dala dönüyor,
Su gibi çukurunda kuruyor insan.
Günü yaşayanlar, ömrünün son baharındakilerin hissiyatını fark etmiyor,
Issız bir köşede unutuluyor insan.
.
Zaten yaş ilerledikçe ot bürümüş,
Bakımsız meçhul mezarlar gibidir yüreğin,
Daha yaşarken bayramdan bayrama hatırlanan ölülere dönersin.
Artık üvey evlatsın bu Dünyada
Herkesin gözüne batarsın teli çıkmış şemsiye misali,
Yedi sülalen yük sayar seni
Yatalak olup altına kaçırırsın,
Takma dişlerini unutursun bardakta
Torunlarından bir güzel dayak yersin.
.
Her an dört gözle ölümü beklersin.
Derin bir yutkunma, derin bir iç çekiş, ah edişle şöyle bir maziye bakar,
Tanrım ne olur nefes alma yükünden kurtar beni...!
Nerde kaldı bu ecel dersin.
Çünkü,
-Bazen huzura kapı açan, düğün merasimi değil ölüm merasimidir.-
Zira,
-Huzur sadece ölüler içindir.-
Ki aynı zamanda,
-Huzur, gönlün gelincik tarlasıdır.-
Ya da,
Kucağınızda derin derin uyuyan bir kedidir.
.
Artık toprak seni değil, vücudunla toprağı sen beslersin,
.
Böylece parantez kapanır.
Ama bu şiirin parantezi kapanmaz.
.
Aç parantez (Şayet bir toplum yaşlıları ile bağını keserse, ki biz buna ‘Kendi bindiği dalı kesme.’ diyoruz.
Ve onlara yeterince sevgi, saygı, ilgi ve alaka bekliyoruz.)
.
Merhamet;
Bir toplumun en büyük güvencesidir.
-İnsanın gönül bahçesindeki en güzel çiçeği ihtiyacı olana vermesidir.-
Ne de çok yakışır insana,
Bir canın tüm canları sevmesidir.
.
Lütfen merhameti trend yapın.
İyilikte, güzellikte, hoşgörüde yarış tutun.
.
-Ne kadar verirsen o kadar hak edersin.-
.
-Vicdan kararlarında ekseriyet aramaz.-

Son Söz
25.
Sık sık bakın albümlerinizdeki fotoğraflara, toz içinde kalmasınlar...!
İkinci bir ölümdür hatırlanmamak, Anılarınızda yaşattıklarınız bizi unuttu sanmasınlar...!
.
Geceler sıcaklık eksi onları vurunca,
Sokak hayvanlarını da hatırlayın, donmasınlar...!
.
Sevginin rengi neydi,
renginin kokusu güzel miydi?
Sesi okşayabilir miyim,
sesin ağırlığı var mıydı?
Suya değen ışık serinler miydi,
söndürmek ışığı yok eder miydi?
Yeri yurdu olmayan duygular içindeyim,
Bana böyle deli sorular sormasınlar...!
.
..
...
(Not: Ünlü ak saçlı bilge, feylesof ve şair Tahsin Özmen (!) dedi ki;
Bu şiir biraz da,
Felsefe yapma, haikulama
Ve aforizma patlatma gazıyla yazılmıştır.
.
Parantez içinde parantez (Ne yazsam tutar acaba? düşüncesiyle değil.)
.
Unutmayın...!
Bazı sözler altın şıngırtısı gibi hoştur.
Bazı sözler teneke tıngırtısı gibi boştur.
Ve
-Ne çok şey söyler,
Kağıdı yuva bellemiş harfler.-
-Okyanus gibi derindir bazı sözler, ince anlamlar gizler.
Anlayamaz, boşluğu döven sözler denizinin yüzeyinde gezinenler.-

2014

*Düşünmek Yaşamın Pasını Silmektir, Karina Yayınevi, Ank

Tahsin Özmen
Kayıt Tarihi : 18.5.2014 11:55:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!