Vagoncudur o, rüzgara dost olur,
Raylar üstünde her an nefes bulur.
Serin havada, bulutlar yoldaşı,
Gök yüzündedir, hiç yorulmaz başı.
Herkes koşarken, o sakindir yolda,
Eser fırtına, sağında ve solda.
Hayalet gibi süzülür durmadan,
Yolcusu güler, uyanır yormadan.
Rüzgara sarılıp, saçları uçar,
Kıvırcık telden, karanlıklar kaçar.
Şaşkındır yolcu, rüzgara kapılmış,
Dert olmaz ondan, nefesi yayılmış,
Karar senindir, dinle bu rüzgârı.
*
Bir parça şeker katalım rüzgara,
Ferahlık versin o derin dağlara.
Gevşemek olmaz, vagoncu raylarda,
Işık parlıyor, serin dolunayda.
Güneş geçince, o serin dereden,
Canlanır rüzgâr, ince pencereden.
İn sen aşağı, bulutlu zirveden,
Koşarak in sen, çimenli bölgeden.
Çiçekler esen, bir bayır mı ora?
Koşarak in sen, bakmadan hiç zora.
Düzlükteki cam, parlıyor usulca,
Hatırladığım, rüzgarlardır bolca.
Dışarısı cam, içerisi hep gam,
Sevinç içinde, parlamadım tamam.
Asla parlamam demedim ki canım,
Rüzgarla dolar, şu benim dört yanım.
İsim ve takı, takılır her güne,
Gülüşmelerle, gidilir o yöne.
İn o tepeden, bulutlar ardından,
Tıkır tıkır ses, gelir o vagondan.
Büyüyen gölge, yayılır engine,
Atın üstünde, karışır rengine.
Ne biçim göçebe, yollara düştün,
Hiçbir yere de gitmedin üşüdün.
Aynısı camlı, seradan da geçer,
Kuşlara pembe yemleri kim seçer.
Belki güzellik, saklıdır orada,
Sen de bilirsin, rüzgarlı karada.
Özel olan şey, her zaman özeldir,
Aşkın anlamı, rüzgarlı bir yeldir.
Duygularına, söz geçmez derinden,
Nice insanlar, kopamaz yerinden.
Elleri kirli, keserler kuzuyu,
Mezbahalarda, unuturlar suyu.
Niceleri var, yıkayıp giderler,
Masum canlara, acı söz ederler.
Bazısı kesmez, mutluluk veremez,
Rüzgarı bilmez, menzile eremez.
Biri var, değer verir her nefese,
Kapatmaz onu, daracık kafese.
Yakından bildiğim, serin havadır,
Kimi istersin, rüzgâr bir duadır?
Kayıp şehirli, parasız bir seyyah,
Bindiğin vagon gibidir o eyvah.
Neden insanlar, acıya yönelir?
Vagoncu olan, bereketi bilir.
Mağdur deme hiç, göçebe ruhludur,
Gökyüzü altı, onunla mutludur.
Alışırsın bak, safsata edersen,
Biletçi olup, geriye gidersen.
Kondüktör derler, bir bakmışsın sana,
Keyfine bak ye, karışma sen bana.
Yana bak biraz, vagonun camından,
Kim ne derse desin, izle yanından.
Dedikleriyle, bir dünya kurar mı?
Günü gün eden, kendini yorar mı?
Buna uğraşır, böcekler misali,
Yoksa ne yapar, sormaz hiç ahvali.
Haksıza sakın, hakkını hiç verme,
Bağdaş kurup da, orda hiç seğirtme.
Güzellikleri, hareketle yaşat,
Değerli şeyler, rüzgara kol kanat,
Eser o yeller, ruhunda her zaman.
*
Yeni bir yıla, geldik çağ karamsar,
Eski aktörler, silinmiş ne hasar.
Dövmesi bile, kaybolmuş kolundan,
Ajanlar dönmüş, o rüzgâr yolundan.
Karamsar olan, bu hızlı çağ değil,
Aslında rüzgâr geliyor, sen eğil.
Bu hızlı gidiş, çok getirdi sana,
Karar ver artık, dön bu serin yana.
Ulu önderdir, hiç eksiltmediğin,
Güzel yürekten, sevip bellediğin.
Kiraz dudaktan, düşürmezsin onu,
Bu sonsuz inanç, getirir her sonu.
Aslında bunu, her şeyde sunarsın,
Öyle atılıp, hep ona kanarsın.
Tüm yüreğinle, girersin sen işe,
İnatçılık boş, hiç gelmez gidişe.
Suçlamak kötü, bir insanı boşa,
Yergi yergiyle, katılır bu coşa.
Açıklanmayan, o şey nedir dersen?
Fırında pişen, ekmeği sen yersen.
Tandıra tandır, demem ben şimdilik,
Saçma bir işse, bozulur bu birlik.
İşte bak peri, duruyor orada,
Ne yapıyorsun, o serin karada?
Gölgeler ile, gölge mi yararsın,
Niyetin ne ki, bunları sorarsın?
Hiçbir şey yoktur, dağdan ta aşağı,
Böcek katarı, ya da kuş kuşağı.
Zıplayın küçük canlılar buluttan,
Çekirge dolmuş, uçar hep umuttan,
Ne de bir fil ordusudur yurdundan.
*
Sıkışıp kalmak, o serin sunağa,
Camdan gökyüzü, benziyor duvağa.
O camekanın, bitkisi içerde,
Her çeşit çiçek, çok güzel bu yerde.
Sarmaşık olmuş, dışarda her yanım,
Tepede rüzgâr, esiyor hep canım.
Daha da fazla, sarıyor kökleri,
Niyeti nedir, aşmaktır gökleri.
Fedakarlıktır, anlamak bu yolu,
Zekası güçlü tutmalıdır kulu.
Bunun için mi, bir müjde verildi,
Zinde tutmanın, gereği serildi.
Kendimize bu gerekliyse eğer,
Onu sormamak, epeyce bir değer.
Yalandan uzak, abartıdan ırak,
Bazı mevziler, duruyor hep çorak.
Hepsi de şu an, o küçük serada,
Karşı dağlarda, serin bir karada.
Kısık parmakla, dokundu birisi,
Çiçek okşayan, o rüzgâr perisi.
Tıkır tıkır hep, çalışır pervane,
Kısık parmaklar, dolaşır divane.
Bir elde tütün, diğerinde de kuş,
Utkusu ile, heyecanlı baykuş.
Koskoca güneş, doğuyor derinden,
Sanki cam evin, esiyor yerinden.
Ve sanki dışta, her yerde bu ışık,
Rüzgar ve güneş, birbirine aşık,
Vagoncu baksa, süzülen bir kaşık.
Büyük fırtına, sarsıyor duvarı,
Cam evin bitmez rüzgârı, hasarı.
Şangırdayarak, inecek mi hepsi?
Yere oturdu, döküldü hep sesi.
Pilli küçük bir ekranı o açtı,
Anteni uzun, ufuklara kaçtı.
Gizli bir ajan, vardı o ekranda,
Hep saatine bakıyor bir yanda.
Bir yıl kısmına, bir ekrana bakar,
Saate bakıp, hep rüzgara takar.
Sanki delilik, dışardaki rüzgâr,
Yılmazlığıyla, duracak sonbahar.
Öyleyse, ne tür bir şey yapmalıdır?
Çenesinden ta midesi dardadır.
Büzüşüp birden, buruştuğu o an,
Geriye saldı, bacağı o zaman.
Yay gibi hemen, fırlayıp da kalktı,
Yüksek seranın, çiçekleri aktı.
Koridorlardan, geçti yavaş yavaş,
Tüm camlarından, bakındı arkadaş.
Her yaslayışta, burnu yassılaştı,
Kan revan içre, karanlığı aştı.
Gölgeler orda, dolaşıyor sandı,
Dışardan döndü, labirentte yandı.
Tekrar da ekran başına geçerek,
Buzluğu açtı, serin su içerek.
Uzandı eli, o soğuk kutuya.
*
Geceler artık, saklar gölgeleri,
Gerçeklik yoktur, bilelim o yeri.
Her şey birebir, tıpatıp aynısı,
O tepedeki, gölgenin kaygısı.
Seziliyor bak, bir tuhaf benzemez,
Ama tümden de, farklıdır denemez.
Çok iyi seçmek, lazımdır farkları,
Öyle geçmeli, bütün o parkları.
Neyi bekliyor, atılımlar için?
Anlamı nedir, hadi söyle niçin?
Kes artık, köse tabirli cini sen,
Umutsuzluğa, hakkın yok bilesen.
Canavar gibi, gölgeler var sanki,
Dört bir yanını, kuşatmış inan ki.
Sera evinin, içerisindeler,
Kurum bacası yok fener nerdeler.
Sanki uymayan, gezginci tayfayı,
Salmış her yana, silmiştir sayfayı.
Tepedeki o, savaşçı şövalye,
Hırsız mevsimi, bırakmaz sermaye.
Ne ukalasın, acıtır iğneler,
Eski yazarın, devleri yineler.
Göksel buluta, yerleşmek istiyor,
Tanrılar gibi, heykeller besliyor.
Mükemmelleşmek, istemem hayatta,
Başkaldırmalı, bu düzene hatta.
Sessiz soluksuz, kalmamak uğruna,
İnsan kalmak yeğ, esen rüzgârına.
Ölmektense bir harika şehirde,
Bekler son damla, o temiz nehirde.
Ucunda, ölüm, neşe yok bilirim,
Enerji bitti, ben ordan gelirim.
Dolapta daha onlarcası varken,
İçecek ister, elinde tutarken.
Yararcasına, heyecan rüzgârı,
Çiçekleriyle, deler hep o zarı.
Labirenti o, kucaklar kulaçla,
Kapıya varır, elindeki taçla.
Hava olanca, karanlıktı epey,
Sürüne sürüne, aşılır her şey.
Tepenin ta ki, eteğine varır,
Uygun bir anı, yakalar sararır.
Bir mahkemeyi, ayarlar yakında,
Rüşvet için sanma, hiç bu akın da,
Adil yargıdır, tek amacı elbet.
*
Koca kafalı, öcüler içinden,
Geçilen sahanlık açık biçimden.
Üstüne gelse, o parlak ışıklar,
Sergilenecek, apaçıksa sırlar.
İki kez daha, ziyarette böcek,
Bu gök altında, toprağa girecek.
Yapışa bata, siperliksiz yere,
Zorlamalarla, yol alır o dere.
Bir kere daha, böcek olan nerde?
Şu an yok orda, hayret ki bu yerde.
Gördün mü acep, plan mı yapıyor da?
Demin tepede, atı vardı karda.
Bir planı ki, kötü şey geçirmez,
Akıldan yana, kimseye sır vermez.
Saf meltem eser, sayfiye evinde,
Otobüs durur, çiçekler devrinde.
Hışırtısıyla, yapraklar dökülür,
Bizden bağımsız, saçmalık bükülür.
Sokak lambası, altında asılmış,
Şair hayalet, kalmış ve kasılmış.
Ne anlatıyor sana bu limanda,
Kaçın kurası, bu anlamsız anda.
Hiçbir şeye de, gelmiyor orası,
Bu kadar, genel geçer mi burası?
Erkek ve kadın, doğmak bir hediye,
Doğar olamaz, başlarken sevgiye,
Hayata bir suç olarak başlanmaz.
*
Müthiş patlama, yaklaşıyor gökten,
Her zaman, kendi var olur o kökten.
Sarsıntı yapar, umulur geçmesi,
Zangır zangırdır, salonun köşesi.
Ve hemen yanda, caddeye bakan cam,
İki kardeştir, üçüncü katta tam.
Kalabalıkta, görmezler yukardan,
Sallanan o can, içerki duvardan,
Hoş göstermeye, hiç çalışmaz ordan.
*
Ruhsuz gölgeler, kubbenin etrafı,
Hiç görünmeyen, o gölge tarafı.
Görünseler de, sandalye hiç bakmaz,
Göz ucuyla o, ateşleri yakmaz.
Dede küçücük kıza, kitap okur,
Emekler düşer, halıları dokur.
Örgülü saçlı, çilli bir bez bebek,
Diz dibindedir, masal dinler melek.
Bu güzel masal, devam edip giden,
Ruhsuz gölgeler, asla görmez biten,
O şeffaf kubbe, korur hep zamanı.
Kayıt Tarihi : 8.09.2026 12:02:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!