Sun, ey sâki, gül şerbetin, sînendeki gülden olsun,
Peymânesi dudağından, ver, çeşm-i bülbülden olsun.
Al sâzını, sen çal söyle, nağmeler gönülden olsun,
Meşk edelim, gel de aşkı, bu şeb, sûz-i dilden olsun...
Ya mânâlı bir tebessüm, ya bir bakış gözlerinden,
Gelişin bitirirdi zifiri karanlığımı,
Mavi bir ayışığıyla dolardın geceme.
Önce ellerin düşerdi avuçlarıma, öksedeki kumrular gibi,
Kaçmak istemez gibi, giderek teslim olup kaderine,
Kaygılı ve bilinçsizce çırpınırdı, fakat umutsuz ve çaresiz
Isınır, kızarır, kınalanırdı sanki avcumda elleriniz...
Bilmem kaçıncı tertip İbrahim oğlu Murat
Yavuz bir delikanlı, yağız bir surat…
Edirne’nin Enez ilçesinden,
Hem yürekli, hem de bilekli cinsinden…
Serde pehlivanlık var,
Kırkpınar’da destede ödül de almış,
Dertler vardı yüreğimde;
Şeytan aldı götürdü,
Satamadı getirdi...
Bir de sevgi vardı yüreğimde;
Şeytan aldı götürdü,
Annelik, Tanrının sadece kadınlara verdiği kutsal bir görev ve bu görevin karşılığında lûtfettiği yüce bir pâyedir. Yüce Rabbimizden gayrı hiç kimseye
nasip olmayan almadan vermek, anneliğin en belirgin vasfıdır. Her ne kadar, babaların da evlât üzerindeki büyük hakkı ve özverisi tartışılamazsa da, anne elinin yumuşaklığı, anne kucağının sıcaklığı, anne sesinin verdiği huzur mutlaka bambaşkadır.
Tabii, bu sözlerimizde, özellikle anneliğin sonsuz sorumluluğunu ve özverisini müdrik olan anneleri kastediyor olsak da, her anne kutsaldır bence.
Peki, ya türlü nedenlerle anne olmak tadını tadamamış olan kadınlarımız?
Bunların içinde yaşamlarındaki türlü zevklerine ayak bağı olmasın diye annelikten kaçınan çok az ve çok zavallı bir kısmı hariç, bütün kadınlar, bence yaradılıştan, anneliğin Tanrı vergisi şefkat ve özveri duygularıyla donatılmış olup, onlar da, sadece sosyal açıdan nârin varlıklar olduklarından dolayı değil, örflerimiz açısından da her türlü saygıya lâyıktırlar.
Ben, bu anneler gününde, kendi insiyatifleri dışında annelik hazzını tadamamış kadınlarımızı da ayırmadan, Yüce Allahın annelik vasıflarıyla donattığı tüm kadınlarımızı kutlamak istiyorum.
Sabahları; 'günaydın''diyorlar bana,
Ben de 'günAyten' diyorum.
Kahvaltım;
İki dilim Ayten,bir kaşık 'Ayten balı'
Ve biraz da gözlerin...
Sonra, işe gidiyorum.
Ayışığı, gecemavisi bir yol çizip önüme, alnıma yazmış adını;
Yüreğime mıh gibi saplanmış sevdânla çıkmışım bu yola.
Zorlanan soluklarımın isyanına aldırmadan,
Şeytanın, bileklerimi kanatan prangalarını sürükleyerek
Ve tükenen canıma, sana ulaşmak ümidimi ekleyerek
Yürüyorum üzerimde akbabalar, beynimde baykuşlar
Eros'un okları kalbe değince
Gözler anlatırlar her şeyi önce,
Dökülür duygular hep ince ince.
Bülbül şakımasıdır önce kafeste,
Aşk,giderek coşar,öyle bir beste...
Gözlerin kamaştırıyor gözlerimi, dünyamı göremiyorum
İmbatlara savuruyorum gözlerini,
Bir yıldız yağmuru olup dökülüyorlar körfeze,
Körfez, gözlerin oluyor,
Ben, gözlerine bir kere daha sevdalanıyorum.
SAATLER'CE AŞK
Akrep, bir hanımefendi;
Biraz kısa boylu, dolgun,
Çok ağırbaşlı, her sözüne değer verilen, sanki imtiyazlı
Ve tabii, nazlı mı nazlı...




-
Filiz Kalkışım Çolak
-
Günay Öztürk Özdemir
-
Fatma Avcı
Tüm YorumlarHoşgörüsü ,pınarlar gibi akar şiirin duvağından ;uçar bir kızın sinesine konar ,bir oğlan gülümser göğsünde, göğün kuşağından rengarenk sevgiler diziliverir boynuna insanın, Ünal babacığımın dokunuşlarından.Sabah eğilir, suyun çehresinden öper, inci tanesi gibi yaşlar sıralanır gözlerinden güle mera ...
'Öyle bir sen ol ki içimde, içinde hep ben olayım.'.. (*)
Tek bir mısra, satırlara bedeldi. güçlü kaleminizi ve yüreğinizi kutluyorum Sayın Ünal bey
herkese göre bir şiir olmuş... :) :) :) :) :