O meşhur masaya oturduğumuzda,
Sanmıştım ki bütün zırhlarımı kapıda bırakabilirim.
Gözlerimi kapatıp, göğsümdeki o eski savaşların,
Bütün izlerini bir bir serebilirim önünüze.
En şeffaf, en kırılgan halimle,
Sadece "buradayım, sizinleyim" demenin o saf huzurunu aradım.
Kelimeler daha boğazımda düğümlenirken,
Gördüm avuçlarınızda sakladığınız o acı beyazlığı.
Elinde tuzla bekleyen,
Yaralarımı sarmak yerine onların sızmasını gözleyen,
En sevdiklerimmiş meğer.
Dost bildiğim o sıcak tebessümlerin ardında,
Nasıl da ince bir hesap, nasıl da keskin bir sızı yatarmış.
Güven, diyordum kendime, incecik bir cam köprüdür,
Üzerinden geçerken aşağıya hiç bakmamak gerekir.
Siz o köprüyü usulca ayaklarımın altından çektiniz,
Hem de ellerinize en çok tutunduğum anlarda.
İnsan düşmandan bekler de darbeyi, kalkanı hazırdır,
Yoldaş bildiğinden gelince o sessiz vurgun,
Ruh bedenden kopar, akıl sağır bir sükûta gömülür.
Hayal kırıklığı, ağır ağır süzülen bir zehirmiş kanımda.
Şimdi hangi sofraya otursam,
Hangi dost meclisinde sıcacık bir çay yudumlasam,
Hep bir adım geride, hep kalın bir duvarın ardındayım.
Kendi yarama kendi nefesimden başka şifa yok, öğrendim.
Sizin o tuzlu merhametinizden çok uzaklarda,
Kendi kabuğumda, kendi başıma kanamayı seçerim artık.
Bilirim, insan doğası bu, zayıflığı pek affetmez,
Gördüğü çatlağı büyütmek ister en yakınındaki bile.
Belki de sırf bu yüzden gizli kalmalı o derin dehlizler,
Kimseye, ama hiç kimseye verilmemeli kalbin en savunmasız anahtarı.
Çünkü ne zaman inançla açsam o kapıyı ardına kadar,
Rüzgâr beklerken, yıkıcı bir fırtına kopardınız içimde.
İşte bu yüzden
Tam da bu yüzden kapattım o defteri, usulca kalktım o masadan.
Bir an acıtır sandınız, kanayan yerlerime serptiğiniz o beyaz ihaneti.
Yüzümün buruşmasını, önünüzde diz çöküp yıkılmamı beklediniz.
Ama unuttuğunuz, hiç hesaba katmadığınız bir şey vardı:
Ben o masaya kurumuş bir göl gibi değil, koca bir okyanusla oturmuştum.
Ve şimdi söyleyin bana, en güvendiğim dostlarım;
Hangi avuç dolusu tuz, denizin canını yakabilir ki?
Kayıt Tarihi : 23.2.2026 00:11:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




bizden de size şu mısralarımız hatıra olsun,
.
...
.
susması rahmet,
konuşması zahmet lisanımın;
eflatun bir gülüşün
gözleri yumulu olur,
ve kenarında bir kardelen uyurmuş,
mukaddes sonbaharım...,
solgun bir söğüt,
dallarını yüzüme eğmiş
ve yapraklarının;
yanık bir şiir dizesi gibi,
yürek patikasına düştüğü bu demde,
akıp giden zaman şırıl şırıl,
gözlerimin kenarına,
sensiz çizikler atar…,
ah üstadım,
gözlerinden inciler dökülse,
sağnak sağnak nola kalbimin kuytusuna,
ağlamaklı bir susuş kadar
üşümezdim belki o dem,
son yaprağı da düşen dalın
gün batımı gölgesinde...,
güzel kardeşim,
sevdayı bilir misin…,
var mıdır çekmişliğin…,
o halde ağlamayı da bilirsin...,
hayat, sunulmuş bir armağan mıdır
kullara tamamen acaba,
ve acaba kalbimdeki dönme dolap durdu da,
başladı mı dönmeye atlıkarınca,
bak dostum,
ömrüne vurduğun kilit kadar özgürsün
ve aşkın kadar prangalısın gerçek hayata
unutma, ki tutsaklığınca yudumluyorsun
sevdayı…,
ki üstadım; ciğerimin köşesi,
sana bağlaya bağlaya umutlarımı
tutunuyorum hayata...
/unutma bunu/
parantezli ve hicaplı bir iç ses daha işte,
ah;
.
...
.
TÜM YORUMLAR (1)