Hepimiz Aynı Kumaştan: Öze Dönüşte Ten ve Can
Biz bugüne kadar Aleviliği hep başka inançların içinde aradık. Kitaplarda, başka coğrafyaların hikayelerinde... Oysa arkamıza yaslanıp toprağa, suya, gökyüzüne baktığımızda gerçek daha net görünüyor. Biz bu evrene dışarıdan gelmedik. Biz bu toprağın öz evladıyız. Üvey değil, öz.
Milyarlarca yıl önce ölen dev yıldızlar patlayıp savruldu. O yıldız tozları birikti, hava oldu, su oldu, toprak oldu. O topraktan ağaç bitti, o ağaçtan can oldu. Bugün kolumuzdaki et, kanımızdaki demir, o eski yıldızların külleridir. Bilim bunu laboratuvarda söylüyor. Çünkü demir bu Dünya'da kendi kendine pişmez, dev yıldızların kalbinde pişer. Yani bedenimiz bu evrenin tozu, bu toprağın mayası.
Eskiler bunu bizden çok önce söylemiş, iki kelimeyle özetlemiş: Ten ve Can.
Ten nedir? Giydiğimiz elbise. Toprağın, suyun, havanın bir araya gelip oluşturduğu et-kemik kafesi. Yorulur, acır, eskir, hastalanır.
Can nedir? Gökten inen bir hayalet değil. O cansız görünen atomların, o toprağın ve suyun bir araya gelip bilinç kazanması. Düşünmesi, sevmesi, semaha durması, rızalık demesi. Varlığın birliğinin uyanışı. Yani Ten bu evrenin maddesi ise, Can da bu evrenin aklı ve vicdanı.
Bu yüzden yolumuzda kimse birbirine ismiyle değil, "Can" diye seslenmiş. Can demek, "mayamız bir, kumaşımız aynı" demekmiş. Can demek, "seninle benim aramda ayrı gayrı yok" demekmiş. Hünkar Bektaş Veli'nin "Yetmiş iki millete aynı nazarda bak" demesi de bu yüzden. O nazar, aynı kumaştan geldiğimizi bilmekmiş.
Peki ölüm nedir o zaman? Yok oluş değil. Yol erkanında anlatılan devriye gibi. Ten yorulup toprağa döner, can aslına rücu eder. Hiçbir şey yok olmaz. Bu evrende hiçbir toz kaybolmaz. Bizden kalan toz, yarın bir çiçeğe renk, bir ağacın dalına meyve, bir bebeğe ilk nefes olur. Kumaş sökülür, yeniden dikilir. Dün yıldızdık, bugün insanız, yarın toprak olup yeniden can vereceğiz. Devir hiç bitmiyor.
Öze dönüş dedikleri de tam bu değil mi zaten? Türk-İslam sentezi diye dayatılan o tekçi anlayışın yerine, bu toprağın kadim, eşitlikçi, doğayı kutsayan özünü hatırlamak. Varlığın birliğine inanıp, semahı ibadetin eksenine koyan, kadını erkeği bir gören o Neolitik mayaya dönmek.
Yanındaki komşunun, kapındaki kedinin, cemdeki canın aynı hamurdan olduğunu bilmek. Bir insanın kalbini kırmak, bir hayvana eziyet etmek ya da bir ağacı kesmek, aslında kendi gövdeme balta vurmakmış demek.
Bu yüzden gerçek öze dönüş, insanın hırslarından sıyrılıp bu evrensel birliği yeniden hatırlamasıdır. Eline, beline, diline sahip çıkmasıdır. Rızalıkla yaşamasıdır.
Ey Can!
Sen evrenin üvey evladı değilsin. Şu koca kainat, milyarlarca yıl boyunca ilmek ilmek seni işledi. Evren seninle can buldu, senin gözünle kendini izliyor, senin dilinle kendini anlatıyor.
Sen evreni dışarıdan izleyen bir yabancı değilsin. Sen en nihayetinde bilince ulaşmış evrenin ta kendisisin.
Kayıt Tarihi : 25.10.2026 21:49:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!