Temmuz Güneşi Şiiri - Mehmet Aksu

Mehmet Aksu
13

ŞİİR


1

TAKİPÇİ

Temmuz Güneşi

Buz katmanları kış güneşinde keyfeder.
Boğazda takılı kalan nefes rüzgâra özge ayaz çalar.
Camekâna konulmayınca uzak duruyor
yakında olan da.
Kader torbası, insanların ruhunda gizli mukadder niyaz.
Hayat ırmağının bitişi; göze, kapağından yakın.
Çimen yeşili, ahire uzanan salımız var.
Sende olanı ötelerde arama,
şubat ayındaysak yolumuz var.

Duymak istiyorsan içindeki kapıdan gir içeri,
kapatma özelinle yüzüne kapını.
Gecenin gölgesini güneş dağıtır.
Yapraklar yeşil iken çocuklar salıncakta görülür.
Irmağın dirseği mürşidin kapısı,
dilde tespih olana.
Yürünür yeniden hayat bulmak için.
Su kaynağında firesiz, insan doğduğunda kınasızdır.
Buz katmanları erimiyorsa içinde,
mevsimlerden temmuzda değilsin.

Ocak, şubat güneşi kâr eder mi Erzurum’un buzuna.
Gönüllerdeki buz katmanları da içimizdeki şubattır.
Mart güneşi de kar etmez, sularını indiremez ovaya.
Şehrin sessizliğini, toprağın kokusunu da coşturamaz
ocak güneşi.
Temmuz güneşinde kar mı kalır?
Gönül dağında, Ahir dağında, Palandökende
İbremiz kıble, doğmalıyız gönüllere temmuz güneşi gibi.

Penceresiz eve hava kapıdan girer.
Kapı varken penceredense eve hırsızlar.
Yolunda kararlı yürümeyen korkar gölgesinden,
kavşağı çoktur.
Başıboş da yürünür, çocuk avutmak için de,
İlme ulaşmak için yürünür, cennete kavuşmak için de.
Ziyaretin kapısı ecdadın uzandığı toprak,
hilaldeki gülü görmek için de.
Yelkenleri elimizde, ahire uzanan salımız,
Farklı olsa da renkler, secdeye varılan varımız,
yaşarken aynı atadan aldıklarımız.

Dağın kalbine doğru ilerlerken tıkanmışsan,
azmin yaydır okuna.
Sınır taşlarını sürükleyen sulara doğru yelken açmışsan,
azmin binektir yüküne.
Acılardan güftesiz titrek sesler çıkıyorsa içinde,
akortlan.
Irmağın dirseği mürşidin kapısı,
eşiğine yüz sürmek erzaktır.
Dönülür yeniden hayat bulmak için tümsekten,
azıktaki erzaktır.
Su kaynağında firesiz, insan doğduğunda kınasızdır.
Buz katmanları erimiyorsa içinde,
mevsimlerden temmuzda değilsin.

Kaynağı olmayan su yalaktır,
kendisini yutkunur gerisinde çer çöp kalır.
İnsanlar da değerler hazinesinden beslenmiyorlarsa
şeytana çığırtkanlık yapar, rampada kalır.

Yarınların bedelini taşıyan şeleğin kantarı
kalbin avuçtaki kınasıdır.
Vitrine konulmayan elbisenin alıcısı olmaz,
pula düşse de ederi.
Eziyet puslu yolların katığı,
gün dökümü uykusuzluktur hafriyat.
Bozgun yemişsen,
çıkmamıştır kılıç, yürek kınından.
Kıratın arpasından bir tutam dönüştürmektir,
sofrana üç zeytini.
Irmağın dirseği mürşidin kapısı,
dilde tespih olana.
Yürünür yeniden hayat bulmak için.
Su kaynağında firesiz, insan doğduğunda kınasızdır.
Buz katmanları erimiyorsa içinde,
mevsimlerden temmuzda değilsin.

Ocak, şubat güneşi kâr eder mi Erzurum’un buzuna.
Gönüllerdeki buz katmanları da içimizdeki şubattır.
Mart güneşi de kâr etmez, sularını indiremez ovaya.
Şehrin sessizliğini, toprağın kokusunu da coşturamaz
ocak güneşi.
Temmuz güneşinde kar mı kalır?
Gönül dağında, Palandökende, Ahir dağında,
İbremiz kıble, doğmalıyız gönüllere temmuz güneşi gibi.

Mehmet AKSU (Temmuz Güneşi - Yankı Yay. İSTANBUL / 2012)

Mehmet Aksu
Kayıt Tarihi : 23.6.2012 17:16:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!