Sarkaçların kirli yorgunluğu, o dar kalıplı göğüs kafesi
Artık bir teşhis değil bu, ne de düpedüz delilik.
Kuyularda unuttuğun o adam uyandı birden,
Dünyayı bir çatlak arasından seyreden o adam,
Yararak kaskatı uykusunu fırlattı ilk keskin bıçağı.
Durup durup bir ray kavşağında, paslı makaslardasın,
Bir yanın o tanıdık, o en çok kanatan isli sığınak,
Çünkü kül de olsa özlüyor insan yangın çıkardığı sokağı.
Diğer yanınsa buraları, bu yarım sevmeleri, bu yalan dekorları
Tek bir kibrit çöpünün hıncıyla küle çevirmek hevesinde.
İşte bu yüzden eksiliyor yeryüzü geceleri tavanı seyrederken,
Ve boğazında düğümleniyor gitmekle kalmak arasındaki dumanlı nehir.
Nedenini sorma, bilirsin akşamüstlerinin neden tütün rengi olduğunu,
Artık o soğumuş masalardan dökülen kırıntılarla doyamıyorsun.
Başkaları gökyüzüne baksın diye kendi karanlığında boğulmayı
Kabul etmiyor içindeki o hırpalanmış, o saf iklim.
Bünyen kusuyor bu kibar yalanları, bu gevşek ihtimalleri,
Sahici bir nehir gibi, dökülecek geniş bir deniz arıyor için.
Bu senin bitişin değil, inan bana, yeniden kurulman,
Bırak fırtına camları indirsin, o eski ev yıkılsın tepene.
Kendini suçlama, insan en çok kendini vuruyor böyle günlerde.
Bu bir çöküş değil, o kör kalabalıkların, o büyük uğultunun ortasında ilk defa,
Ceketini ilikleyip, kendi şahane özsaygını tek başına bir devrim gibi kuşanma anın.
Kayıt Tarihi : 6.07.2026 21:52:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!