sıradan bir tebessüm sanırlar,
iki dudağın arasında olup biten.
kimse sormaz o gülüşün altında
kaç gecenin sabaha varmadan tükendiğini,
kaç insanın kendi içine gömüldüğünü,
kaç kelimenin boğazında öldüğünü.
insan bazen güler agop,
mutlu olduğundan değil,
derdini meydana salsa ortalık kendinden utanır diye.
biraz dişlerini gösterir hayata,
hayat da onu bahtiyar sanır.
oysa en sessiz cenazeler bazen gülen yüzlerden kaldırılır.
sorarsın, nasılsın?
ne tuhaf bir sualdir bu.
kötüyüm dese ne yapacaksın?
gecesine sabah mı,
yarasına merhem mi olacaksın?
çoğu insan cevabı merak etmez zaten,
yalnızca sormuş olmak ister.
o yüzden iyiyim deriz.
çünkü bazı yalanlar söyleyenin değil,
duymak isteyenin işine gelir.
meğer tebessüm,
mutluluğun nüfus kağıdı değilmiş.
bazen insanın yüzüne astığı en terbiyeli perdeymiş. arkasında kıyamet koparken önünde
misafir ağırlarmış insan,
çayı koyar, şekeri uzatır,
hatta bir fıkra anlatıp güldürürmüş.
sonra herkes gidince,
masada kalan boş bardaklara bakıp
kendi eksikliğini fark edermiş.
çünkü yalnızlık,
evde tek başına kalmak değil,
kalabalığın ortasında kendine rastlayacak
bir insan bulamamaktır.
dünya da pek meraklıdır görünenle hüküm vermeye. adam güldü mü mutludur,
sustu mu derdi yoktur,
ağlamadı mı güçlüdür.
ne kolay mahkemedir şu hayat
hakimi herkes,
şahidi kimse değildir.
ben artık gülen birini görünce
ne kadar mutlu demiyorum.
çünkü yüz dediğin nedir?
ruhun kapısına asılmış küçücük bir tabeladır.
içeride yangın vardır,
kapıda rahatsız etmeyiniz.
insan yaş aldıkça kahkahasının sesini değil, suskunluğunun ağırlığını büyütüyor.
eskiden derdimizi anlatırdık,
şimdi anlatacak insan arıyoruz.
biri ne oldu? deyince bir şey yok diyoruz.
koca bir ömrü üç kelimeye gömüyoruz.
belki büyümek dedikleri de budur.
canın yanarken çayı karıştırmak,
gidenin ardından pencereyi kapatmak,
gece paramparça olup
sabah yüzünü yıkamak ve aynaya hiçbir şey olmamış gibi bakmayı öğrenmek.
ayna bilir aslında.
ama aynanın güzel huyudur.
gördüğünü kimseye anlatmaz.
bu yüzden insan en çok aynasının yanında ağlar. çünkü bazı sırlar dosta ağır,
sevgiliye fazla,
akrabalara dedikodu,
yabancıya hikaye olur.
ayna ise susar.
belki de insanın en sadık dostları konuşamayan şeylerdir.
bir duvar, eski bir fotoğraf,
yarım kalmış bir mektup,
gecenin üçünde açık duran pencere.
onlar senden iyi olmanı istemez.
nasihat vermez,
hesap sormaz,
yarana kendi hikayesini anlatmaz.
yalnızca yanında dururlar.
bazen insanın aradığı da budur zaten.
kurtarılmak değil,
terk edilmemek.
şimdi biri bana mutluluk nedir? diye sorsa,
büyük laflar etmem.
derim ki.
insanın tebessümünü saklanacak,
yer olmaktan çıkaran bir insan bulmasıdır.
yanında gülerken rol yapmadığın,
susarken yanlış anlaşılmadığın,
iyiyim demek zorunda kalmadığın biri.
çünkü herkes yüzünü görür,
pek azı yüzünün ardına bakar.
herkes kahkahanı duyar,
pek azı sustuğun yeri işitir.
ve insanı asıl yalnız bırakan
çevresinde kimsenin olmaması değildir.
herkes yanındayken kimsenin içinde olmamasıdır.
hey gidi dünya.
bir adamın yüzünde iki santimlik tebessüm görür, koca ömrüne mutlu diye hüküm verirsin.
oysa bilmezsin,
belki o adam bütün gece kendi enkazında sabahlamıştır,
sırf sen rahatsız olmayasın diye
yıkıntısının üzerine çiçek dikmiştir.
sen çiçekleri görürsün.
o, altında ne kaldığını bilir.
sabah olunca yine kalkar,
yüzünü yıkar,
derdini içine koyar,
tebessümünü yüzüne takıp insanların arasına karışır.
biri çıkar karşısına
ne güzel gülüyorsun, çok mutlusun herhalde.
o yine gülümser.
ne desin?
bazı yalnızlıklar anlatılmadığı için değil, anlatıldığında da kimse gerçekten dinlemediği için susar.
ve belki de tebessüm,
mutluluğun yüzümüzdeki hali değildir
her zaman
bazen insanın kendi enkazını başkalarının
gözüne batırmadan taşıma biçimidir.
✍️
Mustafa AlpKayıt Tarihi : 4.10.2026 21:33:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




TÜM YORUMLAR (1)