Çocuk
Doğduğunda…
Bir el yücelerden
Ona dokunmuş
Yürü demiş kulağına
Ezan okur gibi
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Tebrikler dostum güzel şiirlerine bir yenisini daha eklemişsiniz
Tebrikler.... yorumsuz 10 puan...
Kaldıysa
Damla hesabından
Aklımın kırıntısı
Olmaz ele tamahım
Dalarım
Bozkır düşlerine
Gidilecekse…
Ve hatta
Dönülecekse
Bir taş yığınına
Servi gölgesinde
Ağıt…
Ve
Zılgıt sessizliğinde
Yapayalnız ben
Susarım
her daim varol
kayaçiçeği
nazende kaya
Harika bir anlatımdı Yüreğinize sağlık sayın Özer.Kutlarım harika şiirinizi.Selam ve saygılarımla Mahperi KOÇ
Anlatım ve konu çok harika kalemin susumasın yüreğin solmasın.
Bizde; silah çıkınca, tetik çekilmeden konmaz yerine ve ben seni vurmak istemiyorum. Mantığım tükendi. Doğam değişti, durağanlaştım. Bilirsin; insan, yaşadığı yere benzer gün geçtikçe… Ben, karmakarışığım; İstanbul gibi… Eksikliğimdir, beni insan kılan, elimde ne olduğu değil. Makine değilim sonuçta; son günlerde hiç belli etmesem de; insanım…
Aklımı, az önce, aldım görevden; artık, hüküm yüreğimde… Farkında değil misin; bize, kendi sözlerimizi söyletiyorlar.
Yalvarsam, gitme desem, koysam gözünün önüne, yüreğimin yara yerini; senden ve de hamaylimin keskin ucundan miras, muştu kesiğini...
Aşkı, ben icat ettim… Seni götüren sel, bir gün geri dönerse; gülümsemem sana tabutumdan, inadım inat. Gerçi, ne yapsan; benimkisi, ağır zayiat…
Gel, aklımın son sığınağı; sessizce dön. Seni, ilk gördüğümde, midem bulanıyordu, ya aşık olmuştum, ya da hasta… Haberim yoktu, bilmiyordum, sonbahar gelince, gideceğini, uzak bir dağın ardına… Bilir misin, her, seni seviyorum demek istediğimde, para atsam kumbarama
...........................................................................
muhteşemsiniz koptum satırlarda toparlanamıyorum bu ne engin bir yürek sizi gerçekten kutluyorum yorum şiirin ve hikayesi bölümünde kendi içinde mevcut zaten ben sizi yüreğinizi kutluyacağım dert görmesin dileklerimle..........müzeyyen başkır
Yok söze hacet! Yüreğini, aklın önüne katmış, yazan yazmış bir kere. noktasına virgülüne kadar muhteşem bir şiir okudum. hikayesi de cabası! tebrikler sevgili Özer..
Bir kere çok güzel bir şiir. Kulluktan güneşin çocukluğuna, zamanın içinde tutunma noktalarının zayıflığını farketmeye, bir mücadele içinde biriken öfkenin ve koşulların verdiği iç bunaltısından, yalnızlığı ile varoluşunun ve yokoluşunun destanını yazan insanın ağır yüküne... Dağlara ağır gelen, taşkıran çiçeklerine nasıl gelir, kim bilir?
Hikaye ise, şiirle bağlantılı, sonundaki şiirle topyekün, nefis bir iç döküş olmuş. Nefis derken, ifade ediliş şeklinden ve açıklığından söz ediyorum. Bir çöküş süreci tanıklığının içine çekilip, alt üst oluyoruz elbette. Bilmediğimiz şey de değil. Geçer desek de ayıp olur şimdiki zamanın anlamına, duygu yüküne, acısına, değerine..
Kutlarım diyorum, sevgiler...
Harika bir şiiri tamamlayan muhteşem
bir hikayesi bölümü..Konu ve içerik uslup
ve mana muhteşemdi..
Kutlarım dostum TEBRİKLER
Selam ve muhabbetlerimle tam puan..Kalemin
daim olsun..yunus karaçöp
Anlamli bir şiir ve hikayesindeki şiirsel mektup çok güzeldi.. Kaleminiz kutluyorum.. Tam puan+antolojim.
Selam ve saygilar.
Bu şiir ile ilgili 34 tane yorum bulunmakta