Suyun Hesabı Şiiri - Mustafa Alp

Mustafa Alp
889

ŞİİR


5

TAKİPÇİ

Suyun Hesabı

ıslatamayacağınız toprağa asma bahçelerini vadetmeyin.
tohumun kulağı yoktur efendi,
nutkunuzu duyup da çatlamaz.
kürsüden inin, kuyunun başına gelin.
burada alkış yerine boş kova çınlıyor.

sen baharı anlatırken bir kadın su taşıyor.
tenekenin sapı avucunu kesmiş,
etekleri dizine yapışmış.
bahçenin resminde görünmüyor yüzü,
ama senin güllerinin altında onun ayak izleri var.

ne kolay bostan sahibi oldun.
çamur başkasının, meyve senin.
ağacın dibine bir kez eğilmedin,
gölgesine tapu çıkardın.
kuş dalına konunca bile içinden kira geçiyor.
ötüşünü bağışlayacaksın neredeyse.

kuyuyu kilitleyip yağmur duasına çıkmışsın.
ellerin gökte, anahtar cebinde.
cemaat ağlıyor, sen bulutlara bakıyorsun.
gökten cevap gelmese de cebinden bir şakırtı geliyor.

bizim meyhaneci senden insaflıdır.
hiç değilse boş kadehe dolu demiyor.
sen susuzun önüne bir bahçe resmi koymuşsun,
üstelik çerçevesinin parasını susuzdan istiyorsun. hesabı ödeyemeyene de nankör diyorsun.

bana sabır deme.
kuru kuyunun başında yeterince bekledim.
ip avucumu yardı, kova karanlığa vurdu.
her çekişte dibinden biraz toprak geldi.
ben onu da su gelir diye temizledim.

sonra sen geldin.
kuyuyu derin sanıyorsun, dedin,
imanın sığ.
ağzındaki lokmayı yuttun,
bana açlığın faziletini anlattın.
bir kırıntı sakalında kaldı.
bütün vaaz boyunca gözüm oradaydı.

sevdaya gelince de aynı kuyunun başındaydın.
bir kadının kapısını çaldın,
içeride bütün ışıklar yandı.
o, sofraya bir tabak daha koydu.
sen her akşam oturdukça
evin duvarları biraz daha ev oldu.

sonra bir akşam gelmedin.
ertesi akşam da.
kadın tabağı kaldırmadı.
kapı çalınca üşümesin diye koridordaki pencereyi kapattı.
sen başka bir sofrada kimse beni anlamıyor, diyordun.
önündeki yemek sıcaktı.

ben sana ne vadettim, dedin.
doğru, dilinden bir bahçe geçmemişti.
ama elini çekmemiştin,
anahtarını masaya bırakmıştın.
kadın sen uyurken üstünü örtmüştü.
uyanınca itiraz etmemiştin.

dur, benim de kadehimi çek kenara.
bu hesabın içinde benim adım da var.
ben de bir zaman dilimde bahçeler taşıdım.
birinin gözünde yeşerdikçe kök saldığımı sandım. meğer onun suyuyla ayakta duruyormuşum.

o yoruldukça ben derinleştim sanıyordum.
sesi kısıldıkça huzur buldum evde.
bir gün, artık gücüm yok, dedi.
ben pencereyi açtım.
oda havasız kalmış gibi.
o cümleyi yıllarca odanın içinde bıraktım.

ardından çok güzel sözler buldum.
birini deftere, birini dost meclisine söyledim.
gece herkes susunca ne ince adam olduğumu dinledim.
sabah, onun kaldıramadığı teneke kapının önünde duruyordu.

şimdi ne zaman su sesi duysam o sap avucuma oturur.
elimi açarım, bir iz görünmez.
insan bazı yaraları başkasının elinde bırakıyor.
kendi eli sağlam diye rahat uyuyabileceğini sanıyor.

geçen gün boş sandalyesine bir bardak su koydum. akşama kadar güneş vurdu, bardak ısındı.
onu bile gölgeye almakta gecikmişim.
gece suyu dökerken musluğu uzun süre kapatamadım.

sen yine bahçe anlat efendi.
güllerin kaç renk, duvarların kaç arşın?
şu fidanın başında bekleyen kadın bugün belini doğrultamadı.
resmine bir çeşme daha çiz,
tenekesi hafifliyor mu, bir de ona sor.

ıslatamayacağınız toprağa asma bahçelerini vadetmeyin.
tohum, önünde eğileni bilir.
kürsüde büyüyeni değil.
kuyunun anahtarı sizdeyse göğe bakıp durmayın.
şu kadın iki eliyle su bekliyor.
siz iki elinizle dua ediyorsunuz.

ben artık bahçe istemiyorum.
şu küçücük filiz sağ kalsın.
kadın bir taşın üstüne otursun,
avuçlarını dizinde dinlendirsin.
sen sözünü bitir efendi,
ben şu tenekeyi doldurup geleyim.
akşam oluyor,
toprak hala susuz.

✍️

Mustafa Alp
Kayıt Tarihi : 4.10.2026 21:29:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!