Çizim masalarında dilsiz gönyeler, sessiz cetveller,
Sen kâğıda çizgiler çizersin, benim dünyamda ise kıyametler...
Bastonumun mermere vuran her darbesinde adın yankılanır,
Bu nasıl bir ağır sitemdir ki yâr, ruhum o derya sesinin sükûtunda canlanır.
Sitemim sanadır; bir nefes ötemdeyken fersahlarca ırak oluşuna,
O bir gölge boyu mesafede, benden tek bir nida esirgeyip susuşuna.
Lakin bilirim, o mermer sabrı çatlatmak senin de elinde değildir,
Yaradan seni böyle vakur bir kale yapmış, sükûtun senin en ulu mülkündür.
Sivas’ın o ayazlı, mahcup rüzgârı esiyor senin sîretinde,
Bir görüş kabinidir aramızdaki bu mukaddes mesafe, mühürlenmişiz bu kaderde.
Servislerin o sarsıntılı yollarında, kalabalıkların o gürültülü orta yerinde,
On altı kilit vurulmuş sanki vuslata, dilsiz bir ibadet yeşerir kalbimin merkezinde.
Şimdi o podyum dünyasının sığ gürültülerini tamamen susturup geldim,
Gözün perdesini yırtıp, doğrudan senin o ruhunun tenine yöneldim.
Her gece seccademe dökülen o dilsiz, beş harfli yaş hatrına,
En dürüst, en ağır feryadımla sorarım o sarsılmaz vakarına:
Ey sesiyle zifiri dünyama şems-i mâh olan o mukaddes emanet,
Suretini görmediğim, sadece sîretindeki o nurla tanıdığım asil siluet.
Sorarım o derya avazının çekildiği o aşılmaz sessizliğinin ufkuna;
Sever misin beni? Ortak eder misin bu dilsiz hicretine nihayet?
Kayıt Tarihi : 14.07.2026 10:32:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!