Sorarım tenhadaki rûhuma: Enes olmayı başarabildim mi?
Yoksa o derya avazın çekildiği tenhalıkta bir enkaz mı kaldım?
Tam yüz seksen sekiz gündür dilsiz bir kabrin ardında donup kaldı adımlarım,
Kainatın üzerine o zifiri hüsran çökmüşken, ben sadece o duru sesi özledim.
Yazamaz oldu bu kalem, harfler küstü beyazlığın sinesine,
İçimde biriken o devasa azap, dile gelmez mühürlü bir feryat şimdi.
Bugün günlerden son Perşembe, yarın ebediyen doluyor o mühlet,
O ulu imtihanın katı perdesi indiğinde ben tek başıma ne yapacağım?
Bir şair, zorla, o mukaddes nidayı duymadan nasıl yakar mısraları?
Sesini özlemişse bir gönül, kim dindirebilir cihanda bu ağır azabı?
Elimde bir iz olsaydı o duru sese dair, mühürlü bir nefes kırıntısı...
Ah, bu ne ulaşılamaz bir makam, bu ne erişilemez bir mülkiyettir!
Yandım, yandım da külümle sıvadım bu yıkık gönül şahnişinini,
Kavruldum bu aşkın nârıyla ama yine de vuslatın eşiğine eremedim.
Şimdi en çok korktuğum şey, o sönmeyen imanın ortasında duygularımın körelmesi,
O mermer sabrın çatlaması ve o sesin tınısını zihnimde unutmak acısı...
Rûhum zifiri bir hücreye döndü artık, durdu içimdeki tüm nehirler,
Söz bitti, sîret sustu, silindi saniyede amansız akıntı.
Geriye ne bir veda kaldı bu enkazda ne de adanmış bir işaret,
Bu büyük hicretin adı, karanlığın en dürüst, en son dehridir artık.
Kayıt Tarihi : 25.06.2026 08:15:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!