İnadına bakıyorum her birinize
Size ne ellerim benek benek
Yüzümde yitirdiğim yılların hediyesi
Saçlarımda kar beyazı
Üzüm salkımı misali sarkmışsa kollarım
BİR BAŞKADIR BİZİM KÖYLÜMÜZ
Bilirsin:
El ayak nasırlı
Yüreği ekmek sıcağı
Hazır sofra bezi-kasnağı
Yoksula el verir dedim fakirden başkan olunca,
Cebini doldurdu önce, mazlumları yaktı gitti.
Hırsıza yol vermez dedim fakirden başkan olunca,
Yağlı kapıyı görünce, mazlumları yaktı gitti.
Emekçinin sofrasına bağdaş kurup çöküverdi,
Bir tek sen okursun içimi dışımı,
Gecede gündüzde sana koşar tinim.
Sen bilirsin ancak gurbetçi başımı,
Hasretin inletir her dem inim inim.
İğnenin deliğinden geçmeyi
Beddua etmeden ŞÜKRÜ seçmeyi
Dilerse öğrenir insan
İnan bana, açtığı çukuru unutup
Bir ben bilirim bir de siz
Neler neler gizlerim
İzlerim sessiz çaresiz
Saklı kalır yürek sözlerim
Sahip olduğumuz güzelliklerin, nimetlerin çoğalmasını kim istemez? İsteriz elbet. Kimimiz güzellikleri paylaşarak yaşar, kimimiz tam aksine biriktirmeye, başkalarından, hatta en yakınlarımızdan uzak tutmaya çalışırız.
Çocuktum o kişiyi tanıdığımda. Adı Ali’ydi. Çalışkan, dürüst, mal mülk sahibi olmuş, esmer güzeli, simsiyah dolgun saçları, kara kaşlı, iri gözlü, yakışıklı mı yakışıklı, ince yapılı, orta boyluydu. Amca derdim ona. Komşumuzdu. Yaradan eş, iş ve evlat vermişti kızından oğlundan. Çalışmalarının semeresini almıştı. Yazın karpuz tarlasına taşınırlardı. Bir yaz beni de götürdüler. O yaz çok şey öğrendim hem ondan hem eşi Ayşe’den. Sabahleyin kahvaltıda zeytini üç dört defada yememi önerirdi hep. Peyniri de küçük parçalar halinde tüketmemi isterdi. Bizim evde böylesi bir durum olmadığı için dikkatimi çekmişti. Tabii onun gibi zeytini üç dört defada yemek istesem de unutuveriyor, ağzıma tümden alıveriyordum. Peyniri de küçük parçalar halinde yemesini beceremiyordum. Karpuz tarlasının kenarlarında incir ağaçları vardı. Onlardan da birlikte toplardık taze incirleri. Karpuzların arasında gezerken kırlangıçları görürdüm. Portakal büyüklüğünde, üstü sarılı beyazlı, damgalı, küçük kavun gibi görünümü vardı hepsinin. Mis gibi kokularını bilmeyen yoktur sanırım.
- Sakın onları koparma Şükran. Zamanı gelince ben sana bir tane koparır veririm.
- Koparmam Ali amca.
- Canın karpuz kavun istediğinde bize söyle biz senin için koparır, keseriz.
- Tamam Ayşe teyze.
Arkadaşların seni takdir ettiğinde daha bir canla sarılırsın değil mi işlerine?
Güç verir değil mi onların sözlü, yazılı övgüleri?
Hayatımıza renk katar.
Yaşamı daha bir çekilir yapar.
Coşarız değil mi bir başka?
Yedi asır öncesi gönüllere girmeyi
Kadın ile erkeği eş ayarda görmeyi
Anadilin Türkçede Hakk diliyle demişsin
Karanlığı delensin Hacı Bektaş-i Veli




-
Kadir Öztürk
-
Bülent Şen
Tüm YorumlarHep örnek oldu,hep yol gösterdi,Yazdıklarında ruhani bir gönlün etkisini farkettik,kendisi saf duyguların rehberi olur nitelikte bir şahsiyete sahiptir,şahsım adına Şairle tanıştığım için büyük bir onur ve şeref duydum,kendisi ile aynı ortamda bulunmak dahi benim için apayrı bir zevk ve şanstır,Usta ...
Bazı şeyler vardır, anlatılmaz:Ancak yaşanarak bilinir. Vatan hasreti yaşamadım, bazı hasretler oldu içimde hep, ama vatan hasreti, doğup büyüdüğüm, sevdalarımı, özlemlerimi, dost ve arkadaşlarımı bıraktığım bir yerler olmadı:bunun nasıl bir şey olduğunu ancak tahmin edebiliyorum. Ve tahminime göre ...