İstanbul sis içinde bu sabah,
Arnavut kaldırımlarda yağmurun ürkek izi...
Bir çift kösele ayakkabı yankılanır yokuş bayır,
Sen misin diye bakarım kuytu bir köşeden;
Daracık sokaklarda seni arar gözlerim,
Bazen bir fener ışığında, bazen Süleymaniye avlularında.
Akşam usul usul inerken narenciye bahçelerine,
Gölgeler uzamaya başlardı taş duvar diplerinde.
Toroslardan süzülen meltem, eski bir sırrı taşır gibi eserdi;
Bir sen kalırdın gündönümü sessizliğinde içimde,
Bir de dallardan edayla dökülen portakal çiçekleri.
Atların kalbi tetikte, sabahın rengi soluk,
Taşlarda yankılanan ağır bir kaderdir bu.
Annemin eteklerinde asılı kalmış çocukluğum,
Çığlığımı yutkunarak sakladığım kuytular
Zira bu yol, önce çocukların uykusunu vurur,
Benim olan ve benden kalan ne varsa bu aşkta
Gönül heybeme koydum gidiyorum.
Biraz suskunluk doldurdum ceplerime
Biraz da maverasını bu sevdanın
Dicle’nin kıyısında boğdum gözlerini
Suya değdi de çoğaldı içimde




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!