Ah! Dokunabilseydim şu sonbahara
Öpüp başını okşayabilseydim
Sessizce izleyebilseydim
Ona olan inkisâr hâlimden bahsedebilseydim
Düşüncelerimden, zihnimden ve çaresizliğimden
Hiçliğimi hiçbir mevsim de bu kadar çok yaşayamadığımı dile getirebilseydim
Rüzgarının uğultusuyla beni penceremin önünden alıp Mekong Nehri’nin sonuna yapayalnız bıraktığını anlatabilseydim
Ve sonra beni Sylvia Plath’ın yaşama dair eşsiz pesimist zihninin baş köşesinde dinlendirdiğinden bahsetseydim
Yedisindeki çocuğumdan, yetmişindeki teyzemden; yani bu hayatın bütün basamaklarını bir bir bana düşündürdüğünden
Yani mezarlara bırakılan, o hiçbir işe yaramayacak çiçeklerden
Yani yaşam ve ölüm arasındaki o ince çizginin kalınlığından
Yalnızlıklardan, sokaklarda elleri üşüyen çocuklardan
Dört duvar arasında yarını düşleyemeyen, bugünü yaşayamayan; dünden çıkamayan hayatlardan
İnsanların Lavinia bahçelerindeki mutluluk rüyalarından
Lale Devri aşıklarının intiharlar kuşanmalarından
Yağmur’u buluttan vazgeçirip yeryüzüne hınçla yağdırmasından
Yani Necip Fazıl’ın “çilesini” ruhen kabul etmiş bir gençten
Hiçbir zaman konuşamadığı ve konuşamayacağı için yeryüzüne inmiş bütün insanlardan zararsız olan bitkilerden
Yaprakların ağaçları terk edip, insanlar tarafından ezilmesinden
Bembeyaz bir kediyi dahi simsiyah mâküs düşüncelere sürüklemesinden
Uzak diyârlardan mektuplar taşıyan yaralı güvercinlerden
Behçet Necatigil’in o çok sevdiği evinde hayatı anlamlandırmaya çalışmasından
Yani varlıklardan
Ve birisinin varlığının, aslında birisinin yokluğunu çağrıştırmasından
Hint Okyanusunda kaybolmuş Peygamber balıklarından
İnsanoğlunun geçmişten bugüne olan amansız korkularından
Nazım’ın Pirayesinden, Sezai’nin Muazzezinden
Kafka’nın Milenasından, Ahmed Arif’in Leylasından
Yani bütün geçmiş zaman aşıklarından
Hasretlerinden, sevdalarından
Zindanlarda sessiz çığlıklarını yazdıkları mektuplarından
Acılarının kelimeler olarak kağıda kan gibi damlamasından
En büyük günahı
Yani aşkı
Tanrının bağışlamasından
Yani bir gece bulutun rüzgarından üşümesi “Annabel Lee’nin”
Sonra gitmesi
Ve hayatı boyunca “Annabel Lee’yi arayacak olan Allan Poe’nin
Bu arayış içinde ölmesi
Yani bir hayatın arayış meselesi haline dönüşmesi
Ve usulca bitmesi
Tanpınar’ın bu mânâsız hayata baktığı o gizemli “zaman” süzgecinden
Zaman zaman evrenin bütün noktalarından ruhuma iletilen sessizliklerden
Bütün kurulan hayallerin gerçekleşeceği saat olan gecenin üçünden
Ve ben hayalimi kurduğum zaman saatin gecenin üçü bir geçmesinden
Yani her şeyi ıskalamaktan, denk getirememekten ve çaresizlikten
Dayanmak ve pes etmek arasındaki bağın şiddetli kavgasını uzaktan izlemekten
Ve sonra onları kendi hallerinde bırakıp uyumayı düşünmekten
Fakat uyuyamamaktan
Çünkü bu sefer de uykunun anlamsızlığı düşünmekten
Ve bu düşünce altında bir kibrit çöpünden
Eskimişliklerden
Ölüme
Ölüme giden o gizemli yolu düşünmeye
Yani gün içinde, yıl içinde veyahut bir asır içinde kavgalardan, gürültülerden; sessizliklerden
Yani yaşanılan her şeyden sonra ölümün kendini hatırlatması
Veyahut hiç unutturmaması...
Bir şairin bütün yıkılmışlıkları, ezilmişlikleri, tükenmişlikleri yaşamasından ve bunu bütün insanlığa güzellikler içinde sunmaya çalışmasından
Yani Sonbahar
Anlattığım her şeyden
Daha anlatacağım onlarca şeyden
Ve birde ne yaparsam yapayım hiçbir zaman anlatamayacağım yüzlerce şeyden beslenerek geçiyorum bu hayatın kırılmış çerçevelerinden…
19 Ekim Cuma
03.41
2018
Kayıt Tarihi : 2.10.2026 00:04:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!