Cam kırıkları gözlerinde kanadığım
Dudaklarımdan sızar kızılca bir damla
Sessiz çığlıklarla haykırır kalbim
Vakti gelince çöker gönle bir sızı;
Yolcuya yük olur kalbin ağı ızdırap.
Ne kadar saklansa kaderin izi,
Sonunda görünür; kaçış yok, hesap.
Dünya bir gölgedir, geçer serinden;
Bulaşınca ruhuma,
Ruhundaki hüzün...
Ölesiye çığlıklar atar gözlerim.
Har ikliminde...
Donar bakışlarım.
Dudaklarım suskun...
İnsan konuşunca sanır ki hüküm onda
Bilmez; asıl hakikat saklıdır sükûtta
Koca kainatı tartar kendi aklınca
Oysa kendini tartsa ki, kefesi boşta
*
İnsan kaybedince kendini, boş konuşur
Ben kendi halimde, münzevi biri
Boş geçen her anda, kazılır kabrim
Ne bedenim ölü, ne ruhum diri
Şu yalan dünyada, askıda halim
…
Ben yine BÂKİ modunda
SEN BİLİRSİN
Dünya dolu kervandır
Gelen geçer yolcu kalmaz
Kimi güler kimi ağlar
Sen, Uhud tepesinde sabırsız, yaydan çıkmış bir ok
Sen, göğsümün üstünde oturan Taif’ten bir taş
Sen, Kerbela’da Hüseyin’den bir damla su esirgeyen Fırat
Ben, kurtuluşun, son çaren, kaderine kazınan derin hendeğim
Ben, yüreğindeki buzdan putları kıran Mekke’nin fethiyim
Ben, ben sana gökten zembille inen her şeyim
Tanış idik doğmadan
İnandık biz korkmadan
Yürüdük hiç durmadan
Daha yorulmadık ki…
Dostluk Bâki… Dostluk Bâki…
*
Ne zaman hüzünden sararsa yüzüm
Bir sineye başımı yaslayasım gelir
Kaçarken bazen pür korkulardan
Şefkatli bir yüreğe sığınasım gelir
*
Kışta, beyaz bir vakit ölümü beklerken
Geldik konduk bu haneye
Bir nefeslik mihman gibi
Aldanma hiç bu fenaya
Suda bir an duman gibi
*
Yükün nedir diye sorsan




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!