Aynalara küs yüzüm ve bakışlarım tek bir noktadan ibaret artık.Boş kaldığım zamanlarda kalbim ve beynim kafa kafaya verip seni konuşuyorlar.Geceleri uyuyabiliyorum artık ama düşlerimde sen varsın.Resmini bile o kadar çok seviyorum ki orada bile gözlerin gözlerime değdiğinde ben 'ben' oluyorum tekrar.ve seni çok özlüyorum.Sadece aydan gündüzler gibi geceler yapıp yolluyorum şehrine.Rüyaların için En şiddetli akan ırmağın sesini, en yüce dağın çiçeklerini koyuyorum gecene..Yaralı bir kartal gibi biçareyim şimdi.Sesim, ellerim, bedenim güçlü ama düşüncelerin kalbime isabet ettiğinden beri benliğim ve yüreğim yara aldı! Ve sesin, senin sesin en çok sevdiğim türküler gibi aklımda...Yaralıyım işte anla.Sesin, yüzün, nefesin dost değil bana.Ne olur dostça davranma..Kaç kez daha haykıracağım adını içime? Ya da ne zaman kabuk bağlayacak yaram Nisan yağmurları gibi yağarken kanım yüreğime ve sevmek gibi hızla ilerlerken ölümüm..Sen bencilsin yüreğimin kapısı.....Neden mi? Kalbini paylaşabilme imkanın bile varken benimle ona bakmama bile izin vermedin..Zaten iki kalbin var şimdi...Biri çaresiz olanı yani benimkisi...Sen onu bile geri vermedin bana.Ama kirli görme kalbimi haksızsın.Gri olmasının sebebi sana gelirken süründüğü içindir! ! ! Dedim ya yaralıyım ve seni özledim.Sevdam yaşlanıyor artık.Dokunuver ruhuma ve dindir şu özlemimi tek bakışınla.Öylesine emdim ki seni içime ve öylesine aşinaki yüreğim sana sadece seninle arınabiliyorum artık! Seni hatırlatan her günde güneşi içine çeken siyah gibi senden kalanları hapsediyorum içime.Dedim ya yaralıyım, özledim ve seviyorum seni! ! !
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Yazmış olduğun bu yazı hakkında yorum yapmak için tek şey söyleyeceğim:harika yazmışsın sanatçı.....hayatın tüm ilhamı senle olsun.....TOLGAHAN ŞAFAK
Bu şiir ile ilgili 1 tane yorum bulunmakta