Duygu Yılmaz Şiirleri - Şair Duygu Yılmaz

Şiir Yarışması
4

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Duygu Yılmaz

Böyle kısa bir veda etmek yakışmıyor bana.Sense of Edessa'ya hiç mi hiç yakışmıyor böyle bir sevda ve o sevda kadar özlü veda.Sana bir teşekkürdür vedam. Sana teşekkür ediyorum.Seni tanımama izin verdiğin için.Seni yaşamak güzeldi, dost ağızlarda da olsa. İsminin başına yaşadığım duygulardan çok daha farklı sıfatlar getirmek de güzeldi hiç kuşkusuz.Riskini yaşamak güzeldi.Seni tanıdım ve gözlerimdeki ışığın rengi değişti.Belki de o hiç ortaya çıkaramadığım ışığımdı ama benimdi.Seninle ortaya çıkandı, ışığımdı.Seni, yazılarımdan bilenler seni soruyorlar, kim olduğunu, ne olduğunu.Hayatım boyunca herşeyin en zoruna kaçtığım için çevremdekilerin de en zorunu seçmişim ben! Seni anlatabilsem herşeyinle, herhangi birine güler geçerdi bana.Öyle ki ben bile seni içime anlattığımda kahkahalarla gülüyorum benliğime.Bu deli edebilecek bir duygu. İçimdeki herşeyi saklamamın nedeni de budur belki.Gözlerimin içinden başkalarının gözlerine akacak, beni bırakacakmışsın gibime geliyor.Sen de biliyorsun ölmek var dönmek yok artık.Senin için savaşamam.Seni sevdiğimi duysan da savaşmamı isteyemeyeceksin zaten. Sen, sadece bir ütopya olarak kalmalısın bende.Seni bir ütopya iken buldum, ütopya iken de bırakmalıyım... Geceleri ay çıktığında düşünüyorum seni.Keşke ay yüreğime tüm sihiriyle değse ve baştan yaratsa beni.İşte o zaman yine seni sevsem de en azından bu berbat talihi birkaç esirle paylaşabilirdim.Seni sevmek, havasız kaldıktan sonra nefes almak demek.Hiç gururum olmasaydı kalbini ve gözlerini yanımda taşırdım.Ve yine hiç onurum olmasaydı seni sevmemin sonuna nokta değil virgül koyardım.Tanıdığım tüm insanları üstine serptim biraz olsun sön, içimi yakma diye.Yetişemedim.Yaktın kalbimi, küle çevirdin, kimseleri içine koyamadığım yüreğimi bana bile sormadan kapkaranlık bıraktın.Gözlerinden aldım ben tüm yağmurları.Gözlerin ıslattı yine yaktığın yüreğimi.İklimimi şaşırdım.Her sevda bir ömürmüş! Benimlesin yaşadıkça. Sen benim sabah çayımsın.Böylesine birleştirmişken seni yaşamımla, her sabah biraz daha unutsam da seni nasıl çıkacaksın aklımdan? Herşeyi unutur insan biliyorum ama ne olur çabuk olsun.Tükeniyorum, eriyorum bilesiniz ey dostlar.Hayatını bir başkasının hayatında yaşamak ne zor.Ölmek ne kadar kolaysa unutmak da o kadar kolay... Ölmeyi nereden bilirsin deme! Her gün aklıma geldikçe sen, ben ölüyorum zaten.Umarım ki karşılaştığımızda gözlerimin içine bakmazsın.Bendeki ''sen''i çekersin belki de.Nasıl yaşarım sonra ben? Uykusun, ekmeksin, susun benim için. Sensiz ben bir hiçim.Yazmadıkça yaşayamıyorum.Yazılarımdaki labirenti kimse çözemez kolay kolay.Çözebilen de seni bulur zaten.Tehlikelisin benim için biliyorum. Seni sevmek haram bana.İçimde kalmalısın.Yüzün sadece ay ışığında birleşmeli sevgimle.Sana sadece bir defa sahip olsaydım, bir kez sarılsaydım sana benim olduğunu bilmenin feryadı içinde, Ocak daha bir Ocak olacaktı şimdi.Biliyorum. Yine unutacağım doğduğum günü.Yine geçmeyecek içten selamların sayısı seni düşünmediğim günleri.Unutacağım yine yılımın en çaresiz, en sürgün gününü, doğum günümü! Bilirsin! En sıkı hüzün kutlar doğum günlerini.Fırlar içinden insanın sıcacık bir acıyla.Ay ışığını evine kabul eden deniz gibi parıldar önce yüzüne, sonra da dalgasını sürer aşık olmanın gizlice.Ama bil ki bir seni unutmayacağım yaşamım boyunca, bir de bana kendi dünyanı yaşatırken dünyaları devirip gittiğini.Öleceğimi anladığım an sana ulaşıp seni sevdiğimi söyleyeceğim.Sen öyle bir yer kaplıyorsun ki yüreğimde ne söküp atmak kolay ne de bağıra bağıra seni sevdiğimi söylemek dağlara! Ama inan hala gözümün önünde gülümseyişin ve hala hissediyorum sırtımdaki bıçağın acısını! Yıllar önce bir krizantem tarlasında bıçaklayıp gittin beni.Ne adın kalır geriye ne sevdan kalır zannediyorken demir attın hayatıma.Kalbimden vurmadın beni ey zalım! İsmini kazıyıp derime kayıp gittin sensizliğe.Yazmak zor, yazmak ölüm.Yazmak basit seni yazının ortasına otutturmadıktan sonra.Ve yazmak basit inan bana, sana tamamıyla sahip olmadıktan sonra.Gizlimsin, bilmemeli kimse seni benden başka. Sevdalar yalan sanmalı yaşattıklarını.Koydu bana gitmen.Hiçbirşey yaşamamışızcasına bırakıp gitmen beni! Sinirimden yazamıyorum sana.Bu duygusallığım bitecek bir gün. Biliyorum, bitsin.Aşkımdan içim titrerken gururu da yarası kadar ağır bir serçe gibi serildim ayaklarına. Tüm aşkınla tekmeledin beni.Belki de o yüzden bu kadar ağrıyor hala yaram! Sen nasıl birşeysin ki sana yazılarımda bile sahip olamıyorum.İnsanlara sırrıma dair tek kelime bile edemiyorum.Bu terkedilmenin zehiri değil. Her zaman giden mi suçludur diye düşünüyorum. Giden ölür belki ama asıl gömülen kalandır. Gittin, gittin ve beni bitirdin.Şafak sökerken Urfa'yı hayal ettiğim gibi hayal ettim döndüğün günleri.Ama hiç şafak sökmedi Urfamda.Belki de benim için bir çiçeğin özündesin şimdi.Belki de senin de kocaman bir krizantem tarlan var.Ben mi sana sahip olamadım bilmiyorum amma inan şimdi seni, sen olduğun için kıskanıyorum.Yaşayan ölüler ülkesinden her şafak sökerken bir buket krizantem yolluyorum sana.Krizantemlerin üstündeki kanlar ne diye sorma.Onlar kalbimin kanayan yarası...

Devamını Oku
Duygu Yılmaz

Aynalara küs yüzüm ve bakışlarım tek bir noktadan ibaret artık.Boş kaldığım zamanlarda kalbim ve beynim kafa kafaya verip seni konuşuyorlar.Geceleri uyuyabiliyorum artık ama düşlerimde sen varsın.Resmini bile o kadar çok seviyorum ki orada bile gözlerin gözlerime değdiğinde ben 'ben' oluyorum tekrar.ve seni çok özlüyorum.Sadece aydan gündüzler gibi geceler yapıp yolluyorum şehrine.Rüyaların için En şiddetli akan ırmağın sesini, en yüce dağın çiçeklerini koyuyorum gecene..Yaralı bir kartal gibi biçareyim şimdi.Sesim, ellerim, bedenim güçlü ama düşüncelerin kalbime isabet ettiğinden beri benliğim ve yüreğim yara aldı! Ve sesin, senin sesin en çok sevdiğim türküler gibi aklımda...Yaralıyım işte anla.Sesin, yüzün, nefesin dost değil bana.Ne olur dostça davranma..Kaç kez daha haykıracağım adını içime? Ya da ne zaman kabuk bağlayacak yaram Nisan yağmurları gibi yağarken kanım yüreğime ve sevmek gibi hızla ilerlerken ölümüm..Sen bencilsin yüreğimin kapısı.....Neden mi? Kalbini paylaşabilme imkanın bile varken benimle ona bakmama bile izin vermedin..Zaten iki kalbin var şimdi...Biri çaresiz olanı yani benimkisi...Sen onu bile geri vermedin bana.Ama kirli görme kalbimi haksızsın.Gri olmasının sebebi sana gelirken süründüğü içindir! ! ! Dedim ya yaralıyım ve seni özledim.Sevdam yaşlanıyor artık.Dokunuver ruhuma ve dindir şu özlemimi tek bakışınla.Öylesine emdim ki seni içime ve öylesine aşinaki yüreğim sana sadece seninle arınabiliyorum artık! Seni hatırlatan her günde güneşi içine çeken siyah gibi senden kalanları hapsediyorum içime.Dedim ya yaralıyım, özledim ve seviyorum seni! ! !

Devamını Oku
Duygu Yılmaz

Seni nasıl sevdim anlamadım, yaz yağmurlarıyla ıslandı benliğimve sen hastalığım oldun.Küçücük bahçede kocaman kalplar olduk sonra
nasıl bağlandığımı bilmezken sana izler olmuşum adımlarını bile.Sana isminle seslenmek isterdim, içimden geldiği gibi öylece..Herşeyiyle hasretim şimdi sana ismine bile..Sesine, gülüşüne, şiirine..Biliyorum...Ki seninle içip içip efkarlarımızı sızmıştık sevdanın en ücra köşesinde.Ve sen karanlık sebebim! Sen uyuduğund saçındaki melekleri okşadım sen duymadın ve hayaline sızdım belkide hayalindeki yalnızlığını bitirdin...Hayat gerçekten de oyun mu senin için bilmek istiyorum.Sen de beni anıp okuyormusun ikimizin şiirini.Seninde içindeki derinliklerden sevdaya isyan etmek geliyormu? Seninde yüreğin susmak bilmiyormu bir volkan gibi ve bilmek istiyorum o zamanlar seninde gözlerin gözlerime her değdiğinde için çiziliyormuydu? Zaman her kanayan yaarya ilaçtır derler ve de uzaklık her şeyi unutturur derler ama yalan! benim için böyle olmadı bu! Soğuk şehrindeki gecelerinde sildim kanayan yaralarımı ve hiç resmin kalnadı bende.Bakışlarımla eskittim bendeki tüm resimlerini.Melekler getirdi haberlerini bana.Efsunlu tütsülerle yolladım dualarımı.Sevdam, ateşim, duam, özgürlüğüm, insanlığımsın benim.Fırtınada durgunluğum, ateşte serinliğim, gecede aydınlığımsın benim.Ey yarim! Şehrine göçen her güvercinle kanayan yaramı, şiirimizle yolluyorum sana! !

Devamını Oku
Duygu Yılmaz

Sen, dağlarımın arkasında kaldın.Ellerimi uzatıp dokunabilecekken yüreğine, tüm umutlarımı gözlerinin karasına gömdüm.Senden kalanlar ne bıraktı bana buğulu gözlerden, yaralı kalbimden başka.Çok mutlu olduğuna emin olsaydım tüm yeşillere ismini verirdim.Ve de tüm efsanevi yalnızlıklarımda içkime katık ederdim seni.Ama bilemem ki mutlu olduğunu! İşte sırf bu yüzden sen hep ellerimde, gözlerimdeydin. Şimdi kime anlatmalıyım Kafdağının ardında kaldığını? Bu sevdayı bir masalda mı yaşadık biz? Yazık.Ama böyle işte.Ki birgün çıkıp geleceksen bana yine kocaman bir masalı mı süsleyeceğiz seninle.? Yine istemeyeceğim seni senden.Gelmeyeceğini, hiçbirşeyi bilmeyeceğini bile bile gurur yapacağım sana.Beni sensiz bırakıp giderken hayatımı batırdığını hatırlayacağım.Beni bırakıp gittiğin gün eriyen kalbimi, kemiklerimi, ruhumu da anımsayacağım.Sana karşı her zaman dimdik durdum ve bundan sonra da ruhum yaralı, kemiklerim de kırık olsa da dik duracağım.Sen bilemezsin, yokluğunda herşeyi kaynaştıran hasretindi.Sensizken çok şey yaşadım. Keşke yanımda olsaydı dedim. Belki de şimdi daha iyi bir durumdayım.Ama sensiz acizim ve en kötüsü kendimi sonuna kadar yalnız hissediyorum.En zoru da bu olsa gerek.Çoğu zaman dua etmek bile kesmiyor hüzünbaz yakarışlarımı.Hayatın ve senden kalanların yansımaları yüzüme vurdukça bir adım daha geriye kayıyor ömrüm.Geriledikçe korkuyor, büyüyorum.Bu kader mi? Giden mi acı çekti, kalan mı? Öylesine ezberledim ki acıyı ben.Yaşadıklarıma gülüyorum artık.Kalem ellerimde dans ediyor, destansı yalnızlığını kağıda fısıldıyor, ben ise isminin ilk harfini yazarken bile her defasında can evimden vuruluyorum tekrar tekrar.Ne zor birşey bu? İsminin tüm dünya dillerindeki anlamını ezberleyebilmek bile bana farklı şeyler kattı.Daha önce tanıdıklarım gibi değildin.Ölüm, uyku, ekmek, su gibi değilsin sen.Hayatımı değiştirensin.Bende tek değiştiremediğini bilmek ister miydin? Bil ki ben hala senin bildiğin gibiyim, hala aşka inanmıyorum.Ya da sana duyduğum aşk değildi.Seni sevdiğim doğru, kokunu ve sesini her an kulaklarımda hissettiğim de doğru.Ama yok bu aşk değil bilirim.Bazı şeyler için çok geç artık.Geriye sadece sensiz yaşamak kaldı.Tadını çıkaracağım hüznün ve acının.Herşeyin unutulduğunu sen anlatmıştın bana hatırlarsın.Ölene kadar kalbime gömüyorum seni.Seni, benden başka kimseler tanımasın diye, yüreğimden taşma diye.Ama unutmak için değil, seni tekrar gizlice yaşayabilmek ve içimde yaşatabilmek için.Sen artık yüreğimde bir hançer yarası; gözlerimde hiç kalkmayacak olan bir duman olarak kalacaksın.Nereye bakarsam bakayım önce gölgeni sonra da görmek istediklerimi göreceğim. Arada bir de kokun gelecek tüm kokuları bastırarak.İçime işleyecek tekrar, canımı yakarcasına. Seni sevmemek kadar ihtimali düşük olan şeydir seni özlememek.Özleyeceğim, gelmeyeceğini bile bile bekleyeceğim, yaş dökmeden ağlayacağım.Yüzünü segah tadında gözlerimin önünden geçireceğim.Seni sonsuzuma kadar seveceğim.İşte kalem yine seni andı, yazmamaya direniyor.Şimdi ismini yazsam bu kağıda, dağlar darılır bana.Çünkü sen de biliyorsun, dağların ardında kaldın bir sen, bir de sevdan.Hem de Kafdağının ardında! Ve kömür gözlerine gömdüm umutlarımı kendi ellerimle. Umutlarımı hatırlıyorum bazen, senin tadında. Gözlerin geçerken benliğimden anımsıyorum sana dair tüm umutlarımı.Ölümü bile düşünürken ömrümün her anında sensizliği hiç geçirmedim içimden.İçime almıştım seni, bir daha parçalanmaz diye düşündüm.Parçalandı.Böylece beklenmeyeni beklemeye alıştım seninle.Sensizken bile gönül gözümü kör ettim kimseyi görmemek adına.Çok uğraştıysam da dönüşü yoktu artık.Kayıp kentlerde yaşadım hep, kendi dünyalarım oldu benim.Kışın kardeleniydin kar bahçelerimin; yazın ise günahkar olduğu kadar alımlı zambaklarıydın.Düş bahçelerimin vazgeçilmez sarmaşığıydın.İklimlerim kuraktı, sadece sen yetişirdin o bahçelerde. Tohumun bulunmazdı bahçelerin en büyüğünde.Sen, insanın yüreğine hançer gibi oturan bir senfoninin sol anahtarısın.Bir ney, bir de keman...Güzün acısını anlatan bir sol anahtarı.En acısı da nedir bilir misin? Acının alasını anlatan melodinin başından uçup gittiğin günden beri bir daha dinleyemedim o hüzünlü müziği.Ömrümü teklif ettiysem de tüm bilindik çilingircilere hiçbiri koyamadı o tek çizgilik anahtarı yerine.Her yağmurda seni anıyorum şimdi.Baranlar değdiğinde toprağa kudretin gözleri olan toprağın kokusunu duyduğum gibi duyuyorum kokunu her yağmurda.Beni bu hayatta yoran bir bedende iki ruhu taşımaktı.Belki de o yüzden ruhum gibi sırtım da kambur benim!

Devamını Oku