Güneş kızıl kiremitlere vuruyor bu sabah;
Hiçbir divan kalıbı örtemez içimdeki yangını.
Bir adım geri çekilmeyen o izin gölgesinde soruyorum:
— Sen, benim arşa yazdığım sessiz mektubum musun?
Alsam seni bu okulun sağır eşiğinden...
Diyarbakır’ın Bağlar sokaklarında, kara taşlar üstünde,
Bastonumun sesine karışsa adımların;
Bakar mısın gözlerime yine öyle, tek kelime etmeden?
Ankara’nın ayazında, gri bir saçak altında dursak;
Rüzgâr göğsümüzü delerken sorsam usulca:
— "Tükenir mi dersin içimizdeki bu kış?"
O kaçırmadığın bakışınla ısıtır mısın bozkırı?
Rüzgâr savuramaz bilirim o kıvrım kıvrım saçlarını,
Her bir teli kendi içinde saklar o mağrur sükûtu...
Eğilip fısıldasam o dalgaların kıyısına:
— "Bu fırtına diner mi senin gölgende?"
Bir telini bile incitmeden saklar mısın sırrımızı?
İstanbul’un mahşer caddeleri bizi yutmak isterken,
Binlerce yabancı gölgenin arasında fısıldasam:
— "Kaybolur muyuz bu uğultuda?"
Adımını adımlarıma uydurur musun?
Ve Antalya’da, Kaleiçi’nin gölgeli taşlarında;
Tuğla rengi konakların sustuğu yerde dönüp baksam:
— "Bitti mi yolumuz, yoksa yeni mi başladık?"
O dar kapı eşiğinde bir nefes kadar durur musun?
Sonra çıktığımız o okul kapısından girsek yeniden;
Bizi iki suskun yabancı sansın bu sağır kalabalık...
Sen sadece bil ve sakla göğsünde:
O mektubun mührü kırılmaz artık!
Kayıt Tarihi : 24.09.2026 18:10:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!