Adalet, dünyanın sert yüzüne çarpan ilk sorudur;
Aynı çamura basıp, farklı kaderler taşıyan ayakların dilsiz hıncı.
Bir çocuğun boş tabağına bakarken büyür içimizde,
"neden o var, ben yokum" diye sormayan hiçbir kalpte doğmaz.
Dünya eşit dağıtmaz yaralarını;
Kimi doğar ışığın tam ortasına, kimi zifirde açar gözlerini.
Aynı gökyüzü altında farklı zincirler taşır insanlar,
Her yük, başka bir ömrün yönünü daha başlamadan keser.
Gölgeyi fark eden o çıplak bilinç,
Görünmez bir ölçü koyar hayatın paslı dişlilerine.
Bu ölçü ne taş tabletlerdeki yasa, ne öğretilmiş kuraldır;
İçten yükselen, bastırılamayan bir "bu böyle olmamalı" çığlığıdır.
Birinin tabağındaki fazla, diğerinin eksilen ömrüdür çoğu zaman;
İnsan bunu sadece yaşamaz, kemiklerinde büyütür.
Hissetmek, adaletin ilk ve en çiğ şeklidir burada;
Daha hukuk yokken, daha kelime icat edilmemişken bile.
Sonra kürsüler konuşur, duvarlar örülür, kurallar mühürlenir;
Adına sistem derler, düzen derler, denge derler.
Düzen dediğin şey çoğu zaman,
Kamçıyı tutanın anlattığı o parlak hikâyeden ibarettir.
Sözler yükselir, belgeler yazılır, turnikeler döner;
Görünmeyen bir bodrum katında, aynı dağıtım sürer sessizce.
Kimin sesi duyulacak, kimin çığlığı gerçek sayılacak,
Önceden, o yaldızlı masalarda çoktan belirlenmiştir.
İnsan ilerledikçe sanır ki daha adil bir dünyadadır;
Sadece daha iyi gizlenen, daha şık giyinen bir köleliğin içindedir.
Sistem değişir, dil değişir, yüzler değişir,
O ağır yükün kimin sırtında kalacağı pek nadiren değişir.
Dünya eşit değildi,
İnsan bunu hiç unutmadı;
Sadece yaralarına süslü isimler verdi.
Kayıt Tarihi : 31.10.2026 07:40:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!