Ölümcül yaşamın ölümsüzlüğünü keşfettiğimden beri SEN kimi zaman çok sesli kimi zaman sessiz bir gürültü oldun. Tüm yazların ve tüm kışların aynı zamanda arasında geçen mevsimlerin ve bütün doğa olaylarının tek bir amacı varmış idrakine vardım. Seninle var olduğum ve seninle ebediyete ilerlediğimi keşfettiğimden beri aldığım verdiğim tüm nefeslerin sayısını hesaplamaya giriştim. İdareli kullanmalıyım biliyorum. Aslında kanaatkar olmanın da bir nedeni olmalıymış.
Kendimden kendime sorduğum milyonlarca 'neden'sorusunun bana verdiği tatminkar bir cevap olmamasıyla birlikte birçok antrenman ve acı tecrübenin refakat ettiği bu seruvenin planlanmış bir sonucu olarak kesişen noktayı oturup düşündüğümde, iman etmenin, yönelmenin ve huzura varmanın sonsuz sınırsız hazzına erişiyorum.
Seni anlatması için bir nebi çağırmalıyım. Bir mürşit bulmalıyım ya da. Yerle gök arasında bulamadığım bir cevabı onların ötesinden getirsinler banada. İçimden geçen tüm hayatlara aslını sorduğumda dut yemiş bülbüle dönmüş gibi oluyorum.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta