Namı Doksan Üç Harbi, sonuç bize hezimet.
Vatan topraklarımız, Rus elinde ganimet.
Sadece bir cihetten, kaybedilen dört sancak.
Batum, Artvin, Ardahan; Karsımız esir ancak.
Kanayan yaramızdır, doğudan eksik vatan.
Otuz altı yıl olmuş, tez kahrolsun unutan.
Yıl bin dokuz yüz on dört, yirmi iki Aralık.
Gayrı verilmiş emir; ya ölüm ya da varlık...
Günkü namus günüdür, yola çıksın ordumuz.
Esaretten kurtulsun, özgür kalsın yurdumuz.
Hedef ki Sarıkamış, Kars, Artvin ve Ardahan.
Dört koldan kuşatılsın, gafletteyken düşman.
Hazırlıklar bitmeden, ordumuz revân yola.
Azık, erzak yetersiz; noksanmış tüfek, pala.
Yaz kisvesiyle asker, yoktur kışlık kıyafet.
Soğuk tene giyilmiş, yoksulluk başka âfet.
Lakin ordu yürüyor, mehmetçik hayli metin.
Aşılmakta sarp dağlar, iklim moskoftan çetin.
Vatan aşkı, şehadet; kalpte iman kuvvet, fer
Bardız Geçidi'ne dek, ordumuz hep muzaffer.
Sonra üst üste hata, ramak varken bozguna.
Yenilmişiz düşmana, talih gülmüş kuzguna.
Top, tüfek ele geçmiş, binlerle asker esir.
Sayısızca yaralı, sağlamlar mütessir.
Ordumuz ricat demiş, artık düşman karakış.
Ölümlerden ölüm seç, mehmetçiğe yok çıkış.
İliklere işleyen, zalim bir zemheri var.
Dinmek bilmez fırtına, aralıksız yağan kar.
Açlık bir yana dursun, kar altında nice can.
Sırılsıklam, titriyor, damarında soğuk kan.
Donmakta koca ordu, serilmiş yağız yere.
Ölüm rengini çalmış, mosmor olmuş yüzlere.
Koyun koyuna canlar, sırt sırtadır bedenler.
Birbirinden ısınır, buz kesmesin sırf tenler.
Düşmandan insafsızı, fırsat vermemiş ayaz.
Eller tetikte kalmış, dudakta donmuş niyaz.
Onbinlerce mehmetçik, kardelenler misali.
Boy vermeden kırılmış, tarihte yok emsali.
Naaşları kar altında, mezarsız şehitlerin.
Dağ, taş, bayır makberi kefensiz yiğitlerin.
Mevsim bahar deyince, erimiş iken karlar.
Rusu bile kahretmiş; kurttan, kuştan kalanlar.
Cesetten geçilmiyor, etraf kıyamet yeri.
Kabirler alt-üst olmuş, sanki çıkmışlar geri.
Bu ne büyük felaket, defin düşman elinden.
Kıblesiz çukurlarda, toprağı katilinden.
Yem olmuş nice ceset, toplanmış bir araya.
Defnedilmiş topluca, dağ başında ücraya.
Yolu düşmez kimsenin, menziline giderken.
Durup da nazar etsin, kıyısından geçerken.
Allahuekber ağlar, bağrına koyduğuna.
Soğanlı hep yas tutar, bakma dağ olduğuna.
Ne zirve Kızılçubuk, hâlâ kanar yarası.
Beyazlar giyinse de, hüznü matem karası.
Tarih bu deyip geçme, ders çıkar hatalardan.
Düşmanı küçümseme, ibret al atalardan.
Hepsi bu kadar sanma, felaketten bilinen.
Neler var nisyana terk, yahut kasten silinen.
Nice ana-babalar, nice dullar, balalar.
Acılara gark olmuş, neye yarar çabalar.
Onlara hergün ölüm, adıyla Sarıkamış.
Çileleri ne yaman, bahtlarıysa karakış.
Dönmeyen ya bir oğul, bir baba yahut bir eş.
Hepsi donup kalmışken, niye doğar ki güneş.
Hakları ödenir mi, ölüme gülenlerin.
Vatan, bayrak uğruna donarak ölenlerin.
Ciğerimiz kurusun, unutursak onları.
Çıkarsa aklımızdan, bu kahreden sonları.
Şimdi fatiha vakti, okuyuver gönülden.
Minnetler şühedâya, yürekten, canu dilden.
Kayıt Tarihi : 4.11.2026 17:05:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!