Geceye mermerden bir suskunluk oyarım,
dilimdeki zehri şifanın potasında eritip.
Öfke, kınından o kılıcı çektiğinde ben,
kadifenin merhametine sığınırım.
Bilirim; tohumu çatlatan fırtınanın kırbacı değil,
toprağın alnında eriyen o serin yağmurdur.
İçimde şahlanan kısrakların yularını kalbimin eşiğine mühürlerim.
İnsan, insanın kırık aynasıyken
ben ışığı katlayan bir pencere ararım.
Her gölge karanlığın rahminden düşmez;
bazen ışık da kendi koynunda saklanır.
Zamanın kuyusuna kök salar,
dallarımı değil, derinliğimi büyütürüm.
Sabır; ham meyvenin etine çektiği güneştir,
gözyaşıysa ruhun sessizce taştığı gizli nehir.
Her yaranın mühürlü bir dili vardır,
ben bazılarını susuşumun merhemiyle iyileştiririm.
Ok yaydan fırladı mı bir kez,
menzil yayın değil, rüzgârın sırrıdır artık.
Ben tohumu toprağa emanet eder, göğü beklerim;
gayret avcumun içinde, netice ötelerin ufkunda.
Pusulam şaşsa da kutbumu unutmam;
her patika bir şehre varmaz,
bazı yollar insanı kendi içine doğru yürütür.
Avuçlarımda sönmeyen bir kor taşıyorum:
adı sadakat, bedeli özümden eksilmek.
Bana emanet edilen gülü
fırtınaya değil, göğsümün kuytusuna gömerim.
Dağ olmanın gururuna özenmem;
yolcunun ayağına taş değdirmeyen patikadır hakkım.
Başak eğilir, çünkü doluluğu yüktür;
kibir yükselir, çünkü içi boyalı bir yankı.
Kusurumu hırkamın astarında saklar,
başkasının yarasına örtü olurum.
Gökten inen su bile alçağa akar;
bereket, kendi yüksekliğini unutan topraktadır.
Şimdi beş taşından ördüğüm o saraya bakarım:
Sükûnet kapısı, sabır duvarı,
sadakat eşiği, tevazu toprağı
ve teslimiyetin göğe açılan kubbesi…
Ne bir gösteriştir bu ne de korkak bir kaçış;
insanın kendi nefsine karşı
sessizce kazandığı en kadim zafer.
Dışarıda dünya, kendi gürültüsünün putuna secde eder;
içimdeyse bir kandil, rüzgârın dilini bilir.
Anlarım: Huzur, denizdeki fırtınanın dinmesi değil,
kaptanın dalgalara rağmen rotasını korumasıdır.
Ve insan, bütün ömrünü kapı arayarak tüketir;
oysa en ağır kilit, kendi göğsünün içindedir.
Bir gün açılır o sakin saray:
Ne geçmişin ahı kalır eşikte
ne geleceğin gölgesi vurur duvarlara.
Yalnızca kalbin bildiği o ince hakikat kalır:
İnsan, kendine hükmettiği kadar hür,
kendinden eksilttiği kadar büyüktür.
Kayıt Tarihi : 18.10.2026 09:31:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!