BİR ÖMRÜN SESSİZ ÇIĞLIKLARI
1987, Kiğı'den kelimelerin dünyasına uzanan bir yaşam öyküsü
Hayatın Erken Öğrettiği Dersler
1987 yılında Kiğı'de başlayan hayatım, daha çocukluk yıllarında zorluklarla tanıştı. Benim çocukluğum, yalnızca okul sıralarında geçen yıllardan ibaret değildi. Bir yanda eğitimimi sürdürmeye çalışırken diğer yanda hayatın yükünü omuzlamak, çalışmak ve sorumluluk almak zorundaydım. Aile hayatındaki sıkıntılar ve çalkantılı dönemler, çocukluğumu kolay olmayan bir mücadeleye dönüştürdü.
Ayakkabı boyacılığından pazarlarda limon ve su satmaya, çıraklıktan lokantalarda bulaşık yıkamaya kadar farklı işlerde çalıştım. Hayatın zorluklarını uzaktan seyretmedim; onları iliklerime kadar hissettim. Henüz çocuk yaşlardayken hayatın sorumluluklarıyla tanıştım. Bazı çocuklar büyümeyi bekler, bazılarıysa hayatın şartları yüzünden büyümek zorunda kalır. Ben, çocukluğunda büyümeyi öğrenenlerden oldum.
Bütün bu zorlukların içinde eğitimimi lise yıllarına kadar sürdürdüm. Ardından hayatın şartları, ailevi meseleler ve geleceğe dair arayışlar beni önemli bir kararın eşiğine getirdi. Hayatımın yönünü değiştirecek bir adım atarak yurt dışına göç ettim.
Bu karar, benim için yalnızca bir yerden başka bir yere gitmek değildi. Yeni bir hayatın kapısını aralamak, bilinmeyen bir geleceğe doğru yürümek ve kendi yolumu yeniden bulmaya çalışmaktı.
Yeni Bir Hayata Yeniden Başlamak
Göç etmek, hayatımın en önemli dönüm noktalarından biri oldu. Yeni bir dil, yeni bir toplum, farklı bir medeniyet ve alışık olmadığım bir kültür… Her şeye yeniden başlamak zorundaydım.
Kendimi bazen yeni doğmuş bir bebek gibi hissediyordum. Çünkü insanın yalnızca yaşadığı yer değişmiyor; kendisini ifade etme biçimi, alışkanlıkları, çevresi ve hayata tutunma yolları da değişiyor.
Düşüncelerini anlatamadığın, duygularını istediğin gibi ifade edemediğin bir toplumda kendine yer edinmeye çalışmak kolay değildi. İçinde anlatacak çok şey bulunurken bazen kelimelerin yetersiz kalıyordu. Bir tarafta geleceğe tutunma mücadelesi, diğer tarafta geride bıraktığın hayatın özlemi vardı.
Ailenden, dostlarından, vatanından, yurdundan ve doğduğun topraklardan ayrı olmak, bu mücadeleyi daha da zorlaştırıyordu. Bütün bunlarla tek başına mücadele etmek, insanın hem sabrını hem de dayanma gücünü sınayan bir yolculuktu.
Fakat göç, bana yalnızca zorlukları öğretmedi. Farklı kültürleri tanımayı, başka yaşam biçimlerini anlamayı ve dünyaya farklı pencerelerden bakabilmeyi de öğretti. Çocukluk yıllarımda yaşadıklarım kişiliğimin temelini oluştururken göç etmek ve farklı insanlarla karşılaşmak, hayata bakışımı değiştirdi.
Zamanla anladım ki insanın dünyası, doğduğu coğrafyayla sınırlı değil. İnsan, gördükleriyle, yaşadıklarıyla ve anlamaya çalıştıklarıyla büyüyor.
İnsan Olmanın Ölçüsü: Merhamet
Hayat beni farklı kültürlerle ve birbirinden farklı insanlarla tanıştırdı. Ancak ben insanları sınıflandırmayı hiçbir zaman doğru bulmadım. Benim için bir insanın hangi milletten olduğu ya da hangi kültürde yetiştiği değil, nasıl bir yüreğe sahip olduğu önemlidir.
Duyguları, vicdanı, merhameti ve niyeti…
Benim insanı anlamak için baktığım yer burasıdır.
Çünkü insan olmanın yolunun merhametten geçtiğine inanıyorum. Hayatın kime ne yaşatacağını kimse bilemez. İnsan bazen güçlü görünürken içinde büyük mücadeleler verebilir. Bazen bir tebessümün ardında kimsenin bilmediği bir hüzün saklı olabilir.
Bu yüzden insanı anlamaya çalışmak, dinlemek, niyetini ve davranışlarını önemsemek benim için kıymetlidir. Yaşadığım zorluklar bana mücadele etmeyi öğretti; farklı kültürlerle tanışmak ise insanları anlamanın önemini gösterdi.
Hayatın bütün karmaşası içinde korumaya değer bulduğum en önemli şeylerden biri, insanlığımı ve merhametimi kaybetmemektir.
Şiire Açılan Kapı
İçimde biriken duyguları ifade etmenin bir yolu olmalıydı. Yaşadıklarım, hissettiklerim ve bazen kimseye anlatamadığım düşüncelerim, kendilerine bir ifade alanı arıyordu.
Bir gün, rahmetli Yusuf Hayaloğlu'nun bir şiirine denk geldim. O karşılaşmayı hiç unutmadım. Ardından şiir okumaya başladım. Kelimelerin insanın içinde saklı duran duygulara nasıl dokunabildiğini, bazen dile getirilemeyenleri nasıl anlatabildiğini keşfettim.
Yazmak ise daha sonra aldığım bir karardı. Değerli bir dostumun vesilesiyle, içimde taşıdığım duyguları kaleme almaya karar verdim.
Böylece şiir, hayatımda başka bir anlam kazandı. Artık yalnızca okuduğum dizeler değil, kendi iç dünyamı anlatabileceğim bir yol da vardı önümde.
Aşk, ayrılık, memleket özlemi, kader, coğrafya ve hayatın zorlukları zamanla şiirlerimin ve yazılarımın temel temalarına dönüştü. Çünkü insanın yaşadığı coğrafya yalnızca üzerinde yürüdüğü topraklardan ibaret değildir. Bazen kaderine, özlemlerine, hayallerine ve ayrılıklarına da yön verir.
Benim için yazmak, yalnızca kelimeleri bir araya getirmek değildir. Yazmak, içimde birikenleri anlatmak, söyleyemediklerime bir ses vermek ve duygularımı kelimelerin dünyasına emanet etmektir.
Yazmak, benim sessiz çığlıklarımın kelimelere dökülmüş hâlidir.
Mücadele Etmek ve Dik Durmak
Kendimi mücadeleci, pes etmeyen ve dik duruşlu bir insan olarak tanımlıyorum. Hayatım boyunca kolay yollardan geçmedim. Çocuk yaşta başlayan sorumluluklar, geçim mücadelesi, göç ve yeni bir toplumda kendime yer edinme çabası, hayat yolculuğumun önemli parçaları oldu.
Benim için dik durmak, hiçbir zaman yorulmamak ya da hiçbir zorluk karşısında sarsılmamak anlamına gelmiyor. Dik durmak, zorlukları inkâr etmeden yoluna devam edebilmek, mücadeleden vazgeçmemek ve insanın kendi değerlerini korumasıdır.
Yıllar içinde öğrendim ki insanın gücü yalnızca ne kadar ağır yük taşıdığıyla ölçülmez. Taşıdığı yüklerin arasında nasıl bir insan olarak kalabildiği de önemlidir.
Bu yolculukta kendime hatırlattığım dizelerden bazıları şunlardır:
Etme sen beşere minnet,
Yolun şaşar bulan olmaz,
Yaradanın dergâhından
Ötesine yol bulunmaz.
Bu dizeler, benim için yalnızca şiirsel ifadeler değil; hayata, inancıma ve kendi yolumu bulma arayışıma dair düşüncelerimi taşıyan sözlerdir.
Ardımda Kalacak Olan
Bugün geriye dönüp baktığımda, çocukluk yıllarında başlayan mücadeleden göçle değişen hayatıma, oradan şiirin ve yazının dünyasına uzanan bir yol görüyorum.
Bu yolun her döneminde farklı şeyler öğrendim. Çocukluk bana sorumluluğu, hayat mücadeleyi, göç yeniden başlamayı, farklı kültürlerle tanışmak insanları anlamayı öğretti. Yazmak ise bütün bunları kelimelere dönüştürebileceğim bir alan açtı.
Kendimi yalnızca şair ya da yazar olarak tanımlamıyorum. Ben aynı zamanda yaşadıklarını kelimelerle anlatmaya çalışan bir insanım. Çünkü bazen bir insanın hayatı, anlattıklarından çok içinde taşıdığı ve anlatmaya çalıştığı duygularda saklıdır.
Geride bırakmak istediğim şey, yalnızca yazılmış şiirler ve eserler değildir. Yazdıklarımın birilerinin yüreğine dokunmasını, okuyan insanlarda bir duygu uyandırmasını ve yıllar sonra bile hatırlanabilecek izler bırakmasını istiyorum.
Belki bir şiirim, hiç tanımadığım bir insanın duygularına tercüman olacak. Belki bir cümlem, kendisini yalnız hisseden birinin içinde sakladığı bir duyguyu dile getirecek. Belki de bir gün birileri, yazdıklarımın arasında kendi hayatından bir parça bulacak.
Benim için asıl anlam, işte burada saklı.
Çünkü insanın ardından kalan, yalnızca yaşadığı yıllar değil; başkalarının yüreğinde bıraktığı izlerdir.
Benim hikâyem, 1987 yılında Kiğı'de başlayan bir hayatın; çocukluk mücadeleleriyle, göçle, insanı anlama arayışıyla ve kelimelerle kendini ifade etme çabasıyla şekillenen hikâyesidir.
Ve bu hikâyenin en önemli cümlesi belki de şudur:
İnsan, yaşadıklarının toplamından ibaret değildir; yaşadıklarından geriye hangi duyguları, hangi değerleri ve hangi izleri bıraktığıyla da anlam kazanır.
Minnacık bir kadın sevdi.
Kadının hayali minnacık bir evdi,
bahçesinde ebruliii
hanımeli
açan bir ev.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!