Tren, Arifiye Garı'ndan ağır ağır hareket ederken camın önünde oturan adam, rayların çıkardığı ritmi dinliyordu. Bazı sesler insanın ömrü boyunca peşini bırakmazdı. Çocukluğundan kalan bir tren düdüğü, yağmurun teneke çatıya vuruşu ya da adı anıldığında kalbinin hızlandığı bir şehir...
Onunki Sakarya'ydı.
İnsan bazen bir şehre değil, o şehrin içinde yaşayamadığı hayallere âşık olurdu.
Camın ardından akan yeşillikler arasında kendi kendine sordu:
"Hiç düşündün mü?"
Şömine başında içilecek bir kadeh şarabın karşısındaki yüzü... Yağmur altında ıslanırken elini bırakmayacak insanı... Bir filmin en güzel sahnesinde göz göze gelinecek kadını...
Bu soruların hiçbirinin cevabı yoktu.
Çünkü cevapların hepsinde aynı şehir vardı.
Karasu'nun sabahında denize vuran yakamoz...
Kocaali'nin hırçın dalgaları...
Taraklı'nın taş sokaklarından yükselen sessizlik...
Pamukova'nın bereket kokan toprağı...
Geyve'nin bağları...
Hendek'in sisli sabahları...
Akyazı'nın dağlarına düşen ilk kar...
Söğütlü ve Ferizli'nin akşam ezanına karışan serin rüzgârı...
Her ilçesi ayrı bir hatıraydı; her köşesinde yaşanmamış bir aşk saklıydı.
Arifiye'den geçen demiryolu yalnız trenleri değil, insanın ömrünü de Anadolu'ya bağlayan görünmez bir çizgiydi. O raylar üzerinden nice asker cepheye gitmiş, nice gurbetçi ardına bakmadan uzaklaşmış, nice âşık sevdiğine kavuşamamıştı.
Adamın elinde eski bir roman vardı.
Romanın kahramanı Ali Fuat Paşa'ydı.
Sayfalar ilerledikçe kahraman büyüyor, adam küçülüyordu.
Bir insanın yalnız bir cepheyi değil, umudu da savunabileceğini okuyordu.
Sonra aklı Karapürçek'in ötesindeki dağlara kaydı.
Halit Molla'nın adını çocukken dedesinden dinlemişti.
"Düşman yalnız silahla yenilmez evlat," derdi dedesi. "Önce yüreğinde yenilmeyeceksin."
Belki de bu yüzden Sakarya yalnız bir şehir değildi.
Bir direnişti.
Bir bekleyişti.
Bir sevdaydı.
Adam, yıllardır beklediği telefonun hiç çalmadığını düşündü.
İnsan bazen bir insanı değil, gelmeyecek bir sesi özlüyordu.
En büyük yalnızlık da buydu.
Yağmur başlamıştı.
Camdan süzülen damlalar, çocukluğunda annesinin anlattığı masalları hatırlattı.
Oysa onun bütün masalları aynı cümleyle bitiyordu:
"Bir gün döneceğim."
Ama ne o gidenler dönüyordu ne de bekleyenler aynı kalıyordu.
Tren yavaşlayıp yeniden Arifiye'ye yaklaşırken adam içinden usulca fısıldadı:
"Ben aslında bir kadına değil, Sakarya'nın içinde kurduğum hayata âşıktım."
O an anladı ki düşlerine mahkûm olan yalnız kendisiydi.
Ve bazı şehirler, insanın kalbinde ömür boyu kapanmayan bir mektup gibi kalıyordu.
Sakarya da öyleydi.
Ne kadar uzağa gidilirse gidilsin, insan bir gün mutlaka kendi yüreğine dönerdi.
Tren uzaklaşırken rayların sesi yavaş yavaş gecenin sessizliğine karıştı. Yağmur dinmişti. Bulutların arasından çıkan ay, Sakarya'nın üzerine gümüşten bir örtü seriyordu. O an anladım ki insan bazen bir şehri değil; o şehirde yaşayamadığı aşkı, söyleyemediği sözleri ve kuramadığı hayatı ömür boyu taşır yüreğinde.
Ben şömine başında içeceğim şarabı da seninle düşledim.
Yağmura birlikte ıslanmayı da...
Yakamozu birlikte seyretmeyi de...
Okuduğum her kitabın kahramanında seni aradım, seyrettiğim her aşk filminde seni bekledim.
Ve anladım...
Benim en büyük sevdam yalnız bir kadın değildi.
Benim en büyük sevdam, her sokağında bir hatıramın dolaştığı, her ağacında çocukluğumun gölgesinin saklandığı, her rayında umutlarımın geçtiği Sakarya'ydı.
Karasu'nun dalgalarında özlemimi bıraktım.
Taraklı'nın taş sokaklarında zamanla konuştum.
Geyve'nin bağlarında umudu topladım.
Pamukova'nın bereketinde yaşamı sevdim.
Hendek'in dağlarında direnmeyi öğrendim.
Akyazı'nın rüzgârında özgürlüğü hissettim.
Söğütlü ve Ferizli'de emeğin kokusunu içime çektim.
Arifiye'den geçen demiryollarında ise yalnız trenler değil, koca bir memleketin kaderinin Anadolu'ya uzandığını gördüm.
Bu topraklarda Halit Molla'nın cesareti, Ali Fuat Paşa'nın inancı, adsız kahramanların alın teri hâlâ rüzgârla birlikte dolaşıyor.
İşte bu yüzden bazı şehirler haritada yalnızca bir isim değildir.
Bazı şehirler insanın kalbidir.
Ve insan kalbini terk edemez.
Ben nereye gidersem gideyim, bir yanım hep Sakarya'da kalacak.
Çünkü bazı aşklar bir insana yazılmaz...
Bazı aşklar bir ömre yazılır.
Benim ömrümün adı da Sakarya.
Hikmet Metin Çavdar
Kayıt Tarihi : 28.07.2026 02:42:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!