Bırak her şey gelsin başına
Güzellik de dehşet de
Sen yoluna devam et
Ve bil ki hiçbir duygu nihai değildir.
Rainer Maria Rilke
Leyleğin ömrünü geçirdiği gibi zaman içinde ağır ağır yok oluşunu yaşarken varlığını unutur ve niçin bu dünyaya gönderildiğinin idrakine varamazsa eğer, dümeni kırılmış pusulasız bir kayık gibi nereye gideceğini bilemeden oradan oraya savrulur gider insan.
Bu savruluştan kurtulabilmek için elindeki bütün imkânları kullanıp her türlü çabayı sarf edeceğine, hâlâ tembellik ve rehavet içinde yaşamayı seçip, ‘bananeci’ bir yaklaşımı tercih ederse kaçınılmaz son gelip çattığında şaşkınlığını bile anlayamamış olmanın çaresizliği içinde bulur kendisini.
İşte o an geldiği zaman ve o zorunlu teslimiyetin aczi içinde kişinin yaşayacağı pişmanlığın ona kazandırabileceği hiç bir şey yoktur.
En umutsuz ve çaresiz olduğunu düşündüğü anlarda bile insan eğer isterse, mutlaka bir çıkış yolu bulur. Yeter ki cesaretini kaybetmesin.
İnsan soğukkanlılığını yitirmeden, sabırla denemelidir bu yolu bulmak için. Ve yılmadan aramayı sürdürmelidir.
Görecektir ki mutlaka bir yol vardır. Bu arayışta umut güzel bir anahtar olabilir; kapalı sandığımız kapıları açan.
Varlık sahibi olmak imtihandır.
İnsan elindekinin kıymetini bilmez.
Ne zaman kaybederiz, kaybettiğimiz şeyin bizdeki değerini o zaman anlarız.
Hayat bir şekilde sürüyor ve insan onun karşısında belirleyici olma çabasıyla çok önceden tayin edilmiş olunan kesin bir sona doğru yürüyüp gidiyor.
Sanki bir yarışın içindeymiş gibi davranıyor ve dümeni kırık bir kayık gibi yalpalayıp duruyor. Bu yüzden rolünü nasıl oynayacağını bilemiyor.
İnsan hayatla bir yarış içinde olabilir mi? Olamaz tabi ama ne yazık ki bunu kabul etmekte zorlanıyor. Çünkü kazanma hırsı ve sahip olma tutkusu buna engel oluyor.
Yasaklar ilgi çekicidir, cezbedicidir.
Özellikle de yeni yetişen gençler için bu durum çok daha fazla tahrik edici ve akıl çelicidir.
Bu sebepten yasaklamak çözüm değildir.
Belki 40 yıl vardır. Göztepe tren istasyonunda Haydarpaşa'ya gidecek olan banliyöyü beklerken yanımda dikilen yaşlı amcayla ayaküstü sohbete başladık.
Aslında daha çok o konuşuyor ben dinliyordum.
Konu neydi şimdi hatırlamıyorum. Lafının bir yerinde "Yasak arzu doğurur delikanlı" dedi. Kısa bir süre sustu.
-Zor bir hayatın oldu, değil mi dayı?”
Diye sordu genç adam yaşlı tutukluya. İkisi de idamla yargılanıyordu. İkisi de almaları muhtemel mahkûmiyeti kabullenmiş, içselleştirmek için çaba sarf ediyordu. Genç tutuklu devam etti lafına
-Önceleri dirençliydin, şimdi adeta pes ettin. Niçin dayı?
Ekonomi üzerinden operasyon yediğimiz apaçık. Dolar, altın, borsa tarihi rekor kırıyor. Tabi böyle olunca dedikodu kazanı fokur fokur kaynamaya başladı buhar oldu uçuyor.
Dolar yükseliyormuş, batıyormuşuz, korkuyorlarmış devlet memuruna maaş veremeyecekmiş. Bak bak! Bu devlet tarihinin hangi döneminde memuruna maaş verememiş acaba? Ülkeyi tam anlamıyla batıran son Ecevit hükümeti döneminde bile devlet memuruna işçisine maaşını ödemedi mi? Ödedi. Bugün mü ödeyemeyecek?
Aslında oyun belli, tüm bu spekülasyonlar vasıtasıyla kargaşa oluşturup milleti paniğe sevk etmek. Ve ne yazık ki kendisini muhafazakâr cenahta konumlandıranların bir kısmı da bile isteye bu oyuna geliyor ki sebep cepleri, sebep kendi kişisel çıkarları.
Piyasanın bozulduğundan şikâyet edip duruyoruz ya hani. 69 yaşındayım ve bu durum ben kendimi bildim bileli böyle.
Bu ülkede hiçbir zaman ticaret ahlakı olmadı ki. Dün ne idiyse bugün de o.
Dünden farkı, bugün bu ahlaksızlığın giderek daha da görünür hale geldiği ve arttığı gerçeği...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!