“Başkaları ne der?” Anlayışı içinde hayatını düzenlemeye çalışan kişi gün gelir o başkalarının değer yargılarına ve isteklerine göre hareket etmeye ve onların hoşnut olacağı biçimde yaşamaya başlar.
Bu davranış kişinin kendi iradesini başka bir bireyin iradesine terk etmesine sebep olur.
Sonuç bir tür robotlaşmadır.
Asla unutmamalıdır ki kişi için tek önemli vakit vardır, içinde bulunduğu an...
Peki, bu niçin böyledir? Çünkü insan ne yapacaksa o an içinde yapabilir.
Geçmiş geçmişte kalmış yitirilmiştir. Gelecek ise bize ait değildir ve ona ulaşmak mümkün olamayabilir.
Başını her daim dik tutabilmelidir insan.
Karşısındakinin gözlerinin içine bakabilmeli hiç çekinmeden.
Başkasından görüp kınadığımız özellikleri incelediğimizde görürüz ki bunlar aslında kendimizdeki sevmediğimiz özelliklerdir.
Eksik ve hatalarımızı bilmemize rağmen bunların üzerine gidemeyişimize egomuz engeldir.
Bu yüzden temelde kendimize olan kızgınlığımızı dışarı yansıtıyor ve konunun üzerini örtmeyi tercih ediyoruz.
Ne yaşarsak yaşayalım, nasıl yaşarsak yaşayalım, her halükârda yine de kaderimizi yaşarız.
Ama kendi tercihlerimizi yaparak ama bize dayatılanları yaparak...
Basit bir tanımı yapılacak olunursa eğer kader, kişinin cüzi iradesiyle karar verip uyguladığını Külli İrade’nin ezelde yarattığıyla örtüştürmesidir.
Mecnun aşkı Leyla'da mı bulmuştur, yoksa Leyla sadece aşka giden yolda bir araç mıdır?
Cevabını zaten Mecnun vermiş "Ben gerçek aşkı buldum sen de kimsin?" diyerek.
Evet, bu dünyanın her şeyi sadece bir yanılsama.
Leyleğin ömrünü geçirdiği gibi zaman içinde ağır ağır yok oluşunu yaşarken, varlığını unutur ve niçin bu dünyaya gönderildiğinin idrakine varamazsa eğer, dümeni kırılmış pusulasız bir kayık gibi nereye gideceğini bilemeden oradan oraya savrulur gider insan.
Ve bu savruluştan kurtulabilmek için elindeki bütün imkânları kullanıp her türlü çabayı sarf edeceğine, hâlâ tembellik ve rehavet içinde yaşamayı seçip, bana neci bir yaklaşımı tercih ederse, kaçınılmaz son gelip çattığında ne yazık ki şaşkınlığını bile anlayamamış olmanın çaresizliği içinde bulur kendisini.
İşte o an geldiği zaman ve o zorunlu teslimiyetin aczi içinde kişinin yaşayacağı pişmanlığın ona kazandırabileceği hiç bir şey yoktur. Çünkü ne kazandığı ve ne elde ettiği zaman ve mekânın dışındadır artık.
Biz insanoğlu kusurlarımızla var olur, değer kazanır ya da değer kaybederiz. Değer kazanırız, eğer kusurlarımızı kabullenip düzeltmek yolunda adımlar atabilirsek. Aksi takdirde Yaratan’ın kuluna bahşettiği sermayeden harcamış oluruz.
İnsan hata yapar, bu çok doğaldır. Doğal olmayan kusurlarını görmezden gelip suçu başka yerlerde aramasıdır. Kusurlarını görmezden gelen insan, aslında kendisini kandırdığının kendisi de farkındadır ama nefsi hatalarını kabul etmesine bir türlü izin vermez.
Kişi eğer nefsine karşı durabilme başarısı gösterebilirse kendisiyle yapmış olduğu mücadeleyi kazanma ihtimali yükselir ve kâmil insan olma yolunda ileri doğru bir adım atmış olur.
Kişinin çevreyle olan ilişkisi ne düzeydeyse şuuru da o düzeydedir.
İnsan karakterini bir daire olarak ele alırsak eğer, şuur kelimesinin ihtiva etmiş olduğu her türlü bilinçlilik durumu işte tam da bu dairenin orta noktasıdır.
İnsan bu noktaya yaklaştığı ölçüde duyarlı hale gelir ya da tam tersine uzaklaştıkça duyarsızlaşır.
”Kim ne yaparsa kendine yapar ,” diye bir söz vardır ya hani. Kim söylemişse ne kadar da doğru söylemiş.
Çok basit, herkesin aklına gelip söyleyebileceği kadar basit bir cümle bu ve bunun gibi niceleri…
Ama öte yandan üzerinde az bir şey düşününce ne kadar derin anlamlar içerdiğini de görüyor insan.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!