Bin yıldır denizini arayan nehirler gibiyiz.
Haybeye bükülen büklümler...
Kimsesizler mezarlığı, kıyıları dövülmüş ölüler şehirleriyiz.
Cümleler yığını, kötürüm izahatlar, görüntüsü kayan muhayyileler, kesinlik sanrıları, eminlik serapları…
Neyse… Gel sana bir çay ısmarlayayım.
Zaten de rüzgârda kapı çıtırdıyor.
Nükleer bir başlığın gölgesinde serinlemekteyim.
Cümlelerim beni hep tanımamazlıktan geliyor niyeyse
Ömrüm, yokluğunun çağı,
Sarkıtılmamış saçlarının nöbetçisi
Üstünden geçilmiş kelimelerin pırıltı izi sim.
Rapunsim.
Pembe atım buz kesti kulenin dibinde.
Sen hâlâ: ‘’Festina Lente.
Gel sana bir şarkı ısmarlayayım.
Zaten de yağmur yağıyor.
Her sözün nüktesi, her olurun ukdesi benim.
Yoktan hallice bir ‘var’
Zarda hile, serde kırık hale, nurda nar, arzda yer...
Pol Pot’un tarlası, Nessos’un gömleği, Proküst’ün beşiği,
Kudüs’te taş bile olmayı becerememiş, belleğin minderinde tuş benim.
Mantık cumhuriyeti kurmuş yıkık bir kalp krallığı
Bazarov’dan beter nihil,
Ahmet Celal’den fena yaban
Ömrüme denk gelmiş bu çileli çağda her yanım bakış yanığı.
Gel sana biraz dert yanayım
Zaten de kimse soyunamıyor.
Kaç gülüşün göğsümde nişane.
Sana kavuşturamadığım her şuleden lisana sığınırım.
Ashes to ash, dust to dust, sim to sim..
Rapunsim
Yıldızlar kayıp kayıp durur saçlarında.
İki yana itilip ulaşılamamış bir çehre…
Aklımı kaçıracağım yokluğunun devranında.
Ama dur
Kimsen kimsin, bize ne.
Neyse…
Zaten de Siverek asmasıyam.
Gel, yine anlatamayam
Tuba Bulgur
Kayıt Tarihi : 3.11.2026 18:14:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Kulesi dibinde pembe atıyla bekleyen, Rapunsim'e ve saçlarına hayran şövalye olan, bir kadın kahramandır. Rapunzel'in kurtarıcı şövalyesi erkek olandan münezzehtir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!