Servâ Şiiri - Tuba Bulgur

Antoloji.com mobil uygulaması Şiirler, şairler, mesajlarınız ve gruplarınız telefonunuzda. iPhone ve Android için ücretsiz. Uygulamayı İndirİndir
Tuba Bulgur
2

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Servâ

Sessiz bir göğün altında inleyen zemin.
Kalbim, kendini mesul bilmek deprem kuşağında.

Her cürmüm, sırrım, piyasada karılı harç.
İçimizdekiler piç
Beyinler, göç. Her şey suç.
Suçlar: hercümerç. Rant, gırla. Alice handikaplar diyarında..

Bakkaldan ekmek yağ alamıyorum, birilerinin ekmeğine yağ sürme korkusu.

Gözden sürmeyi dahi çalıyorlar, sanki bilmiyoruz, bu daha çok kimde ne kadar ‘kendisi’ kalmış kabusu.

Parça başına haysiyetimi hesaplıyor veznedarlar.

Rabbim, ağlayınca geçmiyor, beni delirtme.
Susunca yok sayılmıyor, konuşunca durulmuyor kara kara sular.

Nasılım! Oradan havalı görünüyor muyum Ey Tanrım tükenirken.
Eriyorken erdemlerim, teknoloji tekliyorken, tekinsizken.
Adalet takatsizken,
pekmezden çıkmış ak kaşıkken ben.

Double esspresso shota tek çekimde harcamışken tüm hissiyatımı, yeterince zımparalı mıyım, zımbalı mıyım hücre hücre amel defterime?

Öleyim mi? E bir zahmet.

Göğsümde saplı hançer zikzaklar çizerken grafiklerde eğleniyor musun olabildiğince Tanrım?

Şakacısın biliyorum, sevilmeyince ölünmüyor anladık. İnanmak kesmiyor hakikati, belledik.
Tahammül tahakkümün sökülü bilek damarlarını dikmi-yor pekâla.

Bir sese gömülmek diledim, hepi topu buydu.
Bir kara sakal arasında yitip gitmek,
bir ayak izine kalbimi defnetmek…
İyi madem, bana oh olsun.

Kimseyi de üzemiyorum, kurumuş erik gibi hissettiriyor kalbimi tüm beddualar.

Yatırım yapıyor kabahatlerime hissedarlar.
Dilimin damağımın her turunda övgü kemiriyorlar, ellerimden alkış, göz-lerimden yıldız devşiriyorlar. Sanki bilmiyorsun.
Bil. Bilmene şükürler olsun.

Ellerim! Ellerim yok tanrım, nereye gitmişler.
Sahici hiçbir şeye dokunamamaktan bileklerimi terk etmişler.
İ
şte raflarda bisküvi, o değil öteki demeye kalmadan ‘beni ötekileştirme’ diyor beriki.

Yumurtadan çıkmışım, kabuğuma devrim de yapamıyorum tanrım ne ki!

Smokinler öpülüyor.
Kurbağalar desen zaten hep kurbağa.

Zaaflarımın kıyısına bırakılmış Troya atları, içlerinde zamk gibi tutunan gönül istilacıları.
Ben yine puslu zan, muğlak fen, harap tin…

Göklere mavi bir hilat giydirmişsin.
Şu bana bak!
Kırk yama kıldan örülü kın, utançtan libas, bilincime sarılı zakkumdan zar, göğsüme işlenen harlı nişaneler...

Bahribipayan denizin başına güneş taç.
Yaren gök, ikram yakamoz,
şiir, şair, gerdanlık şehir.
Hele bana bak! Dibinde kübik bir kabuk. Kıyı kıyı itiliş, derunî yutuluş. Kamburlu geçmiş, itiş kakış bugün
Karalar ortasında manasız bir birikintiyim.

Denize çeri çöpü, hüznü, insan illetini yaka paça karaya kovalayan, köpük köpük zangır zangır aşkettiği dalga.
Bana sünger misal çile emen, kalp külçe.
Deniz, nice, ben neciyim?

Nasılım tanrıcım! İyi poz vermiş miyim soldan uzatılı hesap defterimde?

Kırılı dökülü kalp parçacıklarımın sürreal faizini hesaplamalıyım.

Allah’ım özür dilerim. Yine ve yine geldim

Ölmeli miyim? E bir rahmet.

-Bulgurî Tubî

Tuba Bulgur
Kayıt Tarihi : 2.11.2026 11:42:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Hikayesi:


Servâ; Farsça masal, söz, masal anlatıcısı demek. Latince olarak, servustan kökünden tanrının hizmetkârı, Allah'ın kulu manalarına geliyor.

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!