nadasa bırakıyorum Ülkem seni
yetti artık yıllardır sömürüldüğün.
yıllar önce nasıl koynunda yetiştirdiysen
Aziz Nesin'leri,
Nazım Hikmet'leri.
Aşka ermekse maksadın, bu yol sevgiden geçer.
Hoşgörüsüz yola çıkan, rabbinden bihaber düşer.
Âlemlerin sultanı, hep bunu öğütler.
Vuslat denilen şey, başka ne ola?
Bilmem nasıl yaşamalı?
Kuş dalda kimsesiz.
Mert vatanda.
Namerdin siyah atı kalkmış şaha.
İnsanlık ayak altlarında.
Bilmem neye tutunup,
kim sarmaya kalksa,
daha da açıldı,
derinleşti yaralar...
dışarıdan kabuk aldık,
nasırlaştık fakat,
kapılarımı hep açık bırakıyorum peşimden gelesiniz diye.
kiminiz kibirden yerinizde sayıyorsunuz,
kiminiz korkularınızdan…
kiminiz cahilliğinizden,
Leylekler de terk etti şehri,
Gri toz bulutları arsından aydınlığa doğru yol aldı.
Ben arkasından baktım öylece.
Gözlerimden akan yaşlar yangımı söndürmeye yetmedi.
Ve hiç bu denli güçsüz hissetmemiştim kendimi.
Kulaklarımda yankılanan sesi
mum ışığında söylenirdi süslü sözler.
sözde şiirler,
fakat, ay ışığında yaşanırdı
yaşanılası ne varsa...
biliyordu kadın!
Hangi gecenin koynundasın?
Elinde valizin hangi askın iz düşümüdür vardığın durak?
Ya da neden bu kadar gelgitler yasarsın sen?
Dalıp bir ay vakti aşk denizine.
Kollarına uzanıp seyretmek maviyi.
Dalgalarla kırılmadan önce,
Yüzünde akseden mehtaba dolanmak.
Ne güzel olurdu…
bir maske var adamın yüzünde,
üzerinde binlerce sabun köpüğü.
temizleyemiyor ki onu hiç birisi.
içerde, derinlerde bir yerlerde,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!