Osman Şener Şiirleri - Şair Osman Şener

Osman Şener

Sabah mahmurluğunda gelip,
konuyor yanaklarıma;
bir denizkızının busesi...
Saçlarından şebnemler yağıyor üstüme;
mesh ediyor yüzümü,
îsî nefesi.

Devamını Oku
Osman Şener

Dudullu’nun Dudu’su
Dudu dilli doğrusu
Dudullu’nun Dudu’su
Anasının kuzusu

Evin neşe kaynağı

Devamını Oku
Osman Şener

Dört kapımız var bizim
Dördü de nur kapısı
İlki rahmet bâbıdır
Sonu sürur kapısı

Evvel kapı şeriat

Devamını Oku
Osman Şener

AnKa
Kalk!
Yetmedi mi ye’se, bedbinliğe teslimiyet;
Yetmedi mi çiğnendiğin? ...
Şu haline bak!
Hatırla;

Devamını Oku
Osman Şener

Seher vakti dehşetli bir korku ile kıvrandım
Boş bulundum, panikledim; akılsızca davrandım
Saklanmak istedim güya şanı yüce Rabbimden
Sığamadım kainata; hakikatçe kavrandım

Devamını Oku
Osman Şener

Yar gidince gurbet oldu vatanımız yurdumuz
Sekiz cinan, huri gılman yaşın yaşın ağladı
Hiç yok iken katmerlendi arşa çıktı derdimiz
Cehennem korktu gurbetten haşin haşin ağladı

Ellerimiz yanımızda kala kaldık ukbada

Devamını Oku
Osman Şener

Ahlakı zemimenin en kötüsü,
Hubbu riyasettir demiş hükema.
Geberip gitmiş, çürümüş ölüsü;
Bir nice firavun var hüküm ferma

Evvahi

Devamını Oku
Osman Şener

Nev bahardır şulelendi semavat
Elvan elvan harelendi kâinat
Mehlika Sultana aşık gönlümüz
Atlıyor kuyuya Kemale inat
Evvahi

Devamını Oku
Osman Şener

Köyde doğmuşum; Anadolu’da bir köyde. Hüznün kucağında bulmuşum kendimi doğar doğmaz. Hüznün kucağında büyümüşüm…

Aklım ermeye başladığında, ilk fark ettiğim şey yoksulluğumuzdu. Yoksulluk ve hüzün… Biri babamda, diğeri annemde vücut bulmuş gibiydiler. Kalbime işleyen… Kalbimi işleyen iki bilge çiftçi gibiydi yoksulluk ve hüzün. Koca Yunus’un tabiriyle, ete kemiğe bürünmüş, babam ve annem olarak görünmüşlerdi sanki. Göremediğim ise o iki perdenin gerisinde cevelan eden iman, irfan ve aşk güneşiydi ki hüzün ve yoksulluk onlar sayesinde asalet sahibi oluyorlar, hayatımız onlar sayesinde huzurla ve sevgiyle doluyordu.

Uzun kış gecelerinde akşamları, köydeki her yetişkin erkek gibi babam ve ağabeylerim köy odasına giderlerdi. Ben de annemle beraber evde kalırdım. Komşularımızla bir aile gibiydik. Birbirimize teklifsiz gidip gelirdik. Beyler köy odalarına gittikten sonra annemle ben de bu komşulardan birine giderdik. Veya onlardan biri veya bir kaçı bize gelirlerdi. Kadınlar, kızlar, çocuklar… Toplanırdık ocağında ateş yanan bir odada. Büyükler kendi aralarında sohbete koyulur; genç kızlar gözden uzak bir köşeye çekilip el işleriyle uğraşırlardı hülyalı hülyalı. Aralarındaki fiskoslar, manalı manalı gülüşmeler dikkatimden kaçmazdı. Biz çocuklar da ya oyunlar oynardık aramızda, yahut yaşlı olduğu için sürekli ocak başında oturan Fadime Nene’nin etrafını çevirip, anlattığı Keloğlan’lı, kurtlu- kuzulu, eşkıyalı masalları ve hikâyeleri dinlerdik; gözlerimiz fal taşı gibi açılmış olarak… Rüzgârın mevsime uygun olarak icra ettiği fon müziği sayesinde, Fadime Nene’nin kendine mahsus üslubuyla anlattığı masallar ve hikâyeler, esrarengiz bir havaya bürünür, hayal gücümüzün de etkisiyle bizi alır olağanüstü âlemlere uçururdu.

Devamını Oku
Osman Şener

Dara verdik, dara verdik, dara can
Yara verdik, yara verdik, yara can
Nara verdik, ben belasın, nara can
Nura gark olduk, kavuştuk Nur’a can

Evvahi

Devamını Oku