Niye bu acele, nedir bu telaş
Yine bir su gibi akıp gidersin.
Yükün gayet hassas yavaş ol yavaş
Yolcuları yola döküp gidersin.
Geçti günlerimiz; şamata şaka
Aklımızla bakamayıp yarına
Sapa sağlam göze yükleriz suçu…
Elimizi teslim edip fırına
Yandığında köze yükleriz suçu…
Kapılıp gitmişiz çelik çomağa
Bir insanın, güvendiği dağlara
Karlar yağmasıdır sükut-u hayal.
Ölülerin saldırarak sağlara
Sıkıp boğmasıdır sükut-u hayal.
Umutların, hayallerin, düşlerin
SÜPER DEDE
Elli altı sene geçti çarçabuk,
Yaşın ilerliyor senin de dede.
Ortası gençlikti başı çocukluk,
Yaşlılık var yolun sonunda dede.
İnan pire için değil yorganı,
Yüklüğü yakarım şüphen olmasın…
Patlayınca yüreğimin volkanı,
Lav olup akarım şüphen olmasın…
Gererim gönlüme uslu telleri,
Ben de on beş zannederdim yaşımı,
Saçımda akları görene kadar.
Bol bol yerdim ekmeğimi aşımı
Organlar SOS verene kadar.
Yoktur ağrım, sızım sancım diyordum,
Başlayınca dünya korona harbi,
Anında silaha sarıldı onlar.
Vatanî görevi yapan er gibi
En riskli cepheye sürüldü onlar.
“Hayat eve sığar” dendi “evde kal”
Ele duyurmamak için
Sözümde sakladım seni.
Kalbime vuruldu perçin
Özümde sakladım seni.
Yokluğunda ağrır başım
Bir salıncak bu dünya, her gelen sallanıyor,
Dengesini kaybeden, çukura yollanıyor.
Hal böyleyken kullara güzel görünmek için,
Her geçen gün daha çok allanıp pullanıyor.
Şubat 2022
Antakya
Kırk yıl sonra hatırladım (!) bu yurdun
Bir de Samsun gibi şirin ili var.
Dersen niye bugün zahmet buyurdun,
Hakk'ın böyle nice tembel kulu var.
Gâh tutturur tarihçi gâh ıskalar,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!