Sağır kulaklara,
Pas tutmuş beyinlere,
Mühürlü kalplere,
İnadına inadına söylüyorum,
Mana bilmeyenlere,
Kaldır başını, bak memleketin resmine,
Ne görüyorsun deseler, çoğu bilmez adını,
Gizlemiş olsa da tarih, tozlu sayfalar içine,
Ulu Önder’den almıştır, İstiklal Madalyasını,
Oğul oğul, bil tabi ki Erzurum’u ve de Sivas’ı,
Tam göğsümün ortasında,
Anlatılmaz bir sancı var.
Sebebi belli olmayan,
Uykuda bile aman vermeyen,
Merhametten yoksun.
Issız bir şehir bıraktım ardımda,
Bütün dostlukları,
Bütün güzellikleri
Sahilinin kumsalına gömdüğüm.
Şimdi benim gözümde,
Hem çıplak, hem ağlayarak geldim,
Üstüne popoya bir tokat,
Haliyle daha ilk günden isyan,
Adımız oldu isyankar mahlukat.
Ne yerde, ne gökteyim,
Kimse bir şey söylemesin,
İzahata gerek yoktur.
Ismarlama olmaz aşklar.
Bir gemi değil ki,
Çekip bir limana,
Soluklanasın.
Biz bilmeyiz bu alemi,
Aklımızda pek bir şeye ermez.
Karşımıza dikseler cümle alimi
Bizim dilimize tercüman gerekmez.
Önce ölçer, biçer, tartarız,
Çok kara kışlar gördüm ben,
Her defasında erdim bahara,
Zaman geçmeye mahkumdur,
Kar etmez çomak sokmak tekere.
Biter elbet şu çilekeş günlerim,
Akşama kilit vurma kapının üstüne,
Yolum sana çıkabilir er geç,
Uykun gelirse de, fazla direnme,
Bana salondaki kanepeyi aç,
En güzel geceliğini giymesen de olur,
İnsanoğlu ne garip varlıksın böyle,
Kimi zaman telaşlı, kimi zaman durgun,
Öyle merakta kaldım ki bana da söyle,
Kimin nasibidir, kimliği meçhul bu vurgun?
Kiminiz küskündür hayata, yüreği dar,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!