gaflet uykusunda yatar uyanmaz can gözü kapanık gafilan çoktur hak sözü dinlemez, asla inanmaz kalbi çürük, fesat cahilan çoktur mürşid-i kamile vermez özünü gaflet uykusundan açmaz gözünü taştan katı, beter söyler sözünü nefsiyle oynaşan pehlivan çoktur genç abdal herkes mest olur sanma her kurban derisi post olur sanma her yüze güleni dost olur sanma içi kâfir, dışı müslüman çoktur
takip ettiğin şairleri okumaya bak mihan kızım, burada takip gösterisi yapmakla vakit kaybeceğine... peki, geçmiş bayramızı tebrik ederim, nice tekrarlarını dilerim...
ki kalbim, şiir çöplüğüm ah; ne çok yazılmış, ve yazılmamış dizelerim,
şimdi ayak seslerinizi dinleyip, sonra kapansam kanayan dizlerinize ve aşkı yazdıran elleri öpsem şimdi, öpebilsem…,
ki üstünü örttüğüm her acım, bir gece yarısı üstü açık kalan bilincin altını üstüne getiren hırsızken...,
içim; alt çekmecenin en çıfıt tıkılmışı ve ucu saçak saçak suda yüzen bir halat gibi, kocamış kutsal balıkların geçtiği yosun tutmuş yoldayken içim…, bir düşkün silueti yansır aynada bana bakan; bana…,
ve ağlayan bir tebessümü, brunonun sabîsine yamayan rüya çöplüğüm; ne çok görülmüş ve hayal meyal tasalı kâbuslarım, bir sırdaş adı sayıklıyor şimdi dilsiz dudaklarım…,
ey rabbim, yolda kalmış susuzların imdadına koşar yardımın ve, anımsaması imkansız bir rüyada, muhabbete verilmiş bir sadaka olur kalbim..., ah;
ki başka bir baharda; toplayıp satır aralarından, hayalet bir şehri uyandırmadan ve, zihin kıvrımlarımı süslemeden, veballi ayaklarımın parmak uçlarına basarak utangaç tebessümlerle, sessizce şiirler yazarım ben size…,
nebevî nefesinizin siy/ah hırkası, sarsın ne olur; şaşkın yüzümü, sonsuzlukta açılan iftar sofranızda…,
yağmur duaları kifayetsizken, bir mücrimin muhabbet gözyaşlarıyla, gözlerimi nazarınıza temaslayıp, cemalinize teslim edebilmektir ruhumu niyazım..., ah;
sıyırdım yüreğimin zarını, kızıl denizin tuzu gözlerimde/ halsizim..., yüreğini kuytuya seren, sümbül yüzlü, yanık buğday tebessümlü lokmanım, o aydı, doğru mevsim doğru kış/doğru yazdı/, doğru güz/doğru ba/har/dı…, …yazgıydı…, gün doğru gündü, soluğu tütün kokan perşembe, cuma vaktinin müjdecisiydi, takvimler yalan söylemez…,
ki evet, korkuyorsun ey insan, cesur çalımlar satarken bile; ayaklarının son adımı, muhabbetin sana gelen ayaklarına tökezlenecek, biliyorsun ve bilirsin…,
o halde bu tereddüt neden; düş gölgesine…, git peşinden…, takıl sevdanın takunyalarının gümbür gümbür sesine; tak tak tak tak, kaç/ma…, üst üste devrilen, kavuş/veda, veda/kavuş/veda…, kemirir aşk sandığını, sevdalı güve…, ve bozuluyor kalbimin örgüsü,
ağyârın mâsiva lügati anlamazdı, yo/l/k/ ıraktı, sapaydı; dardı, /sen korkarsın dardan/, ki ah evet, iç sesler daima parantezlidir;
karanlıktı…, /sen korkarsın karanlık dardan/ yârdı, ve ardı; seni senden ayrı koyan, ah;
bahar gibiydi hava ama, dijital devrin kuzuları ne de olsa, martı kanadının yeliyle bile üşüyordular; ayaz görmüş, bağrı yufka bir babanın yüreğindeki, sızıdır aşk…, ah,
garip kalmıştım yine bu dağ başında, ki kabaran öfkemi bastırıyordu, mazlum hatırımın yıkılmışlığı her nefeste, damar damar…,
hep o hakikatin rengi siy/ah ve kâbe örtüsü kadar siy/ah, hayran ve afacan gözlerindeydi teselli hekimim, sadece, /biraz daha kavisli olabilirdi/ aşk;
ah suskun/um..., yavaş yavaş iniyor yüzüme, siyah kadife perde ıslak kara püsküllerinden; ve şakaklarım üşüyor…,
yaradanın herkese uzanan ve ışıldayan kolları vardır, anladım ki; umut insanın en karmaşık güzelliğidir, peki o halde dahi, içimdeki şeytanın yollarına, kırmızı halılar seren kim…
ki sonunda tükürdüm kalbimi, ağzımda çivit mavi boya tadı, süzüldü gözyaşı gibi, dudağımın kenarından çeneme, veremli bir aşkın ağzından, gül kusması misal...,
ki kaçak ve ışık hüzmesine, kapandı kapı… eşikte yalnız ikisi ikiziyle, diz dize dizelerde… fısıldaşarak, yalın ayak baş kabak, kapladı serap yüzünü, çölleşen kalbini, kederli kum tanelerinden sakınarak…, açtı kafesini tutsak;
gaflet uykusunda yatar uyanmaz
can gözü kapanık gafilan çoktur
hak sözü dinlemez, asla inanmaz
kalbi çürük, fesat cahilan çoktur
mürşid-i kamile vermez özünü
gaflet uykusundan açmaz gözünü
taştan katı, beter söyler sözünü
nefsiyle oynaşan pehlivan çoktur
genç abdal herkes mest olur sanma
her kurban derisi post olur sanma
her yüze güleni dost olur sanma
içi kâfir, dışı müslüman çoktur
takip ettiğin şairleri okumaya bak mihan kızım, burada takip gösterisi yapmakla vakit kaybeceğine... peki, geçmiş bayramızı tebrik ederim, nice tekrarlarını dilerim...
ki kalbim,
şiir çöplüğüm ah;
ne çok yazılmış,
ve yazılmamış dizelerim,
şimdi ayak seslerinizi dinleyip,
sonra kapansam kanayan dizlerinize
ve aşkı yazdıran elleri öpsem şimdi,
öpebilsem…,
ki üstünü örttüğüm her acım,
bir gece yarısı üstü açık kalan
bilincin altını üstüne getiren
hırsızken...,
içim;
alt çekmecenin en çıfıt tıkılmışı
ve ucu saçak saçak suda yüzen
bir halat gibi,
kocamış kutsal balıkların geçtiği
yosun tutmuş yoldayken içim…,
bir düşkün silueti yansır
aynada bana bakan; bana…,
ve ağlayan bir tebessümü,
brunonun sabîsine yamayan
rüya çöplüğüm;
ne çok görülmüş ve
hayal meyal tasalı kâbuslarım,
bir sırdaş adı sayıklıyor şimdi
dilsiz dudaklarım…,
ey rabbim,
yolda kalmış susuzların
imdadına koşar yardımın ve,
anımsaması imkansız bir rüyada,
muhabbete verilmiş bir sadaka
olur kalbim...,
ah;
ki başka bir baharda;
toplayıp satır aralarından,
hayalet bir şehri uyandırmadan ve,
zihin kıvrımlarımı süslemeden,
veballi ayaklarımın parmak uçlarına basarak
utangaç tebessümlerle,
sessizce şiirler yazarım ben size…,
nebevî nefesinizin siy/ah hırkası,
sarsın ne olur; şaşkın yüzümü,
sonsuzlukta açılan iftar sofranızda…,
yağmur duaları kifayetsizken,
bir mücrimin muhabbet gözyaşlarıyla,
gözlerimi nazarınıza temaslayıp,
cemalinize teslim edebilmektir
ruhumu niyazım...,
ah;
Tuğba Gülyeşil - Minnet eylemem & Yârim derdini ver bana
sıyırdım yüreğimin zarını,
kızıl denizin tuzu gözlerimde/
halsizim...,
yüreğini kuytuya seren,
sümbül yüzlü,
yanık buğday tebessümlü lokmanım,
o aydı,
doğru mevsim doğru kış/doğru yazdı/,
doğru güz/doğru ba/har/dı…,
…yazgıydı…,
gün doğru gündü,
soluğu tütün kokan perşembe,
cuma vaktinin müjdecisiydi,
takvimler yalan söylemez…,
ki evet,
korkuyorsun ey insan,
cesur çalımlar satarken bile;
ayaklarının son adımı,
muhabbetin sana gelen ayaklarına tökezlenecek,
biliyorsun ve bilirsin…,
o halde bu tereddüt neden;
düş gölgesine…,
git peşinden…,
takıl sevdanın takunyalarının
gümbür gümbür sesine;
tak tak tak tak, kaç/ma…,
üst üste devrilen,
kavuş/veda, veda/kavuş/veda…,
kemirir aşk sandığını,
sevdalı güve…,
ve bozuluyor kalbimin örgüsü,
ağyârın mâsiva lügati anlamazdı,
yo/l/k/ ıraktı, sapaydı; dardı,
/sen korkarsın dardan/,
ki ah evet,
iç sesler daima parantezlidir;
karanlıktı…,
/sen korkarsın karanlık dardan/
yârdı,
ve
ardı;
seni senden ayrı koyan,
ah;
öyle çok seviyorum ki seni,
öyle çok;
sensin benim güzel ve zarif turnam,
ve yoktu,
zahirin ne çizgisi,
/ne sınırı,
ne de minimal bir raconu,
ah;
kanarız ki biz birbirine yeryüzü ve gökyüzü,
akarız ki birbirine…,
ve kanarsın;
sen, bende bakan okyanus gözlerime,
ve bir hekim tebessümüne
ben de…;
ah sevgili marjinalim,
boğuluyo/rum,
ki rotasız gemi,
ma/ss/mavi ummanına
atıyor demir…,
ah;
bahar gibiydi hava ama,
dijital devrin kuzuları ne de olsa,
martı kanadının yeliyle bile üşüyordular;
ayaz görmüş,
bağrı yufka bir babanın yüreğindeki,
sızıdır aşk…,
ah,
garip kalmıştım yine bu dağ başında,
ki kabaran öfkemi bastırıyordu, mazlum
hatırımın yıkılmışlığı her nefeste,
damar damar…,
hep o hakikatin rengi siy/ah
ve kâbe örtüsü kadar siy/ah,
hayran ve afacan gözlerindeydi teselli hekimim,
sadece, /biraz daha kavisli olabilirdi/
aşk;
ah suskun/um...,
yavaş yavaş iniyor yüzüme,
siyah kadife perde
ıslak kara püsküllerinden;
ve şakaklarım üşüyor…,
yaradanın herkese uzanan ve
ışıldayan kolları vardır,
anladım ki;
umut insanın en karmaşık güzelliğidir,
peki o halde dahi,
içimdeki şeytanın yollarına,
kırmızı halılar seren kim…
ki sonunda tükürdüm kalbimi,
ağzımda çivit mavi boya tadı,
süzüldü gözyaşı gibi,
dudağımın kenarından çeneme,
veremli bir aşkın ağzından,
gül kusması misal...,
ki kaçak ve
ışık hüzmesine,
kapandı
kapı…
eşikte
yalnız
ikisi
ikiziyle,
diz dize
dizelerde…
fısıldaşarak,
yalın ayak baş kabak,
kapladı
serap
yüzünü,
çölleşen
kalbini,
kederli
kum
tanelerinden
sakınarak…,
açtı
kafesini
tutsak;
kırptı
kanatlarını,
sığındı
yorgun
hurma
ağacına,
uyudu
kaçak,
oruçlu
kollarında…,
vuruldu
kilit,
kenetlendi
göz,
sustu
şiir;
kalın
bordo
perde
çekildi
kat kat…,
denize
saçıldı
altın
pullu
balıklar,
kuytuya
ağardı
gün…,
kapandı
kapı…,
eşikte
yalnız;
kızıl
saçlı
kanayan
diz/e…,
kalbinde,
dilsiz
ışık
hüzmesi...,
ah;