XXVI kuş kanadı gibi çırpınan kirpiklerinden süzülen, merhametle muhabbet açan bakışlarının, ışıltısını seyre daldım, gözlerimi hiç kırpmadan…,
siyah ve iri gözbebekleriniz buğulanırdı, göz göze geldiğimizde ve, tebessümünle parçalanırdı atomlarına evren,
bu uzatma çağlarında kullukta üstüne olmayan ahmed/i mahmudun torunu…, sen; acılarda bile gülümsenecek bir şeyler bulursun o aşkın mizah duygunla, bir köpek leşindeki dişleri inciye benzeten deden gibi,
ki karar almak güç değildir, kangrene neşter vurmak için, içinde huzur varsa…, üç kandilin üçünü bir ayda bir arada görebilmek muhal olsa da, beklentisiz bir duruşla kaybedilmezse ömrümüz, hayatta neler olabileceğini gösterecektir aşk bize,
bu köpekler ama neden geceleri ulur durur, sokaklar onlara kaldığı için mi, oysa bu tavırları; kör karanlığı şikayettir…, uykusuz sevdalılar gibi sabah olsun diye ve sönsün için kent ışıkları hayatın yeni günüyle,
bende ne varsa sende o zaten var biliyorum, ve seni de alıp alıp götürüyor bu dizeler evet, okudukça/okudukça/okudukça… üst üste; elinden düşüyor mu senin de kağıt kalem,
bir şehirden başka bir şehre geçerken, bir şiir; yoğun bir şiir bulantısı, içimde dövünürken engellenmenin yasına, ve kalbimin dik merdivenlerinde, tökezleyip düşerken bir yumak olup zihnimin labirentlerinden, konardı kuş sesleri duaya duran parmaklarıma…,
ki özleyiş yaz öncesinde, baharın orta ertesi gemini deminde, farklı şehirlerin/ayrı kıtaların/zıt kutupların, ayrı gayrı evlerinde de olsalar, muhipler, aslında birliktedir her daim…,
tuhaf olan şudur ki; bu düş ikizleri, göz kapaklarının üstüne, perdeler çeker uyumadan önce; tam üç kat ve, her gece, hiç bıkmadan, ve perdeler çekilir çekilmez en nihayetinde, hep aynı düşü görürler…,
düş düşü doğurur, artık sığmaz olur uykulara, ve ayrı gayrı şehirlerde azizim, göz kapaklarımız açılır kapanır; mevsim yaza döner…,
elleri boğum boğum bir çocuk uçurtma uçurur, ve mavi uçurtma, pamuk bir buluta aşık olur, yüzü kırış kırış bir adam erik toplar, bir nine eriği tuza banar, kalbi; yamamaktan yorulmuş bir iffetli dul, kabristan ziyaretinden çıkar…,
düş buya, bir ormanın içindeki mezarını bul dediğin, anacığım şiir yazar, ki garipsenmesin; böylesi özlemek ve böylesi sevmek…,
bir dağ ardındaki cevizin, en erişilmez dalına, as uykunu kalplerin tabîbi, tatlı bir rüya dolsun gözkapaklarına…,
ey aşk; soylu sevdalara yakışmaz yalandan kefen giymeler, varsın ipil ipil yağsın üstümüze firak, nasısa gezinirsin sen bu sakar taşranın, gül bahçelerinde sağnak sağnak, ah;
XXVI
kuş kanadı gibi çırpınan kirpiklerinden süzülen,
merhametle muhabbet açan bakışlarının,
ışıltısını seyre daldım, gözlerimi hiç kırpmadan…,
siyah ve iri gözbebekleriniz buğulanırdı,
göz göze geldiğimizde ve,
tebessümünle parçalanırdı atomlarına evren,
bu uzatma çağlarında kullukta üstüne olmayan
ahmed/i mahmudun torunu…,
sen; acılarda bile gülümsenecek
bir şeyler bulursun
o aşkın mizah duygunla,
bir köpek leşindeki dişleri
inciye benzeten deden gibi,
ki karar almak güç değildir,
kangrene neşter vurmak için,
içinde huzur varsa…,
üç kandilin üçünü bir ayda
bir arada görebilmek muhal olsa da,
beklentisiz bir duruşla
kaybedilmezse ömrümüz,
hayatta neler olabileceğini
gösterecektir aşk bize,
bu köpekler ama neden
geceleri ulur durur,
sokaklar onlara kaldığı için mi,
oysa bu tavırları;
kör karanlığı şikayettir…,
uykusuz sevdalılar gibi
sabah olsun diye ve
sönsün için kent ışıkları
hayatın yeni günüyle,
bende ne varsa sende o zaten var biliyorum,
ve seni de alıp alıp götürüyor bu dizeler evet,
okudukça/okudukça/okudukça… üst üste;
elinden düşüyor mu senin de kağıt kalem,
bir şehirden başka bir şehre geçerken,
bir şiir; yoğun bir şiir bulantısı,
içimde dövünürken engellenmenin yasına,
ve kalbimin dik merdivenlerinde,
tökezleyip düşerken bir yumak olup
zihnimin labirentlerinden, konardı
kuş sesleri duaya duran parmaklarıma…,
ki özleyiş yaz öncesinde,
baharın orta ertesi gemini deminde,
farklı şehirlerin/ayrı kıtaların/zıt kutupların,
ayrı gayrı evlerinde de olsalar,
muhipler,
aslında birliktedir her daim…,
tuhaf olan şudur ki;
bu düş ikizleri,
göz kapaklarının üstüne,
perdeler çeker uyumadan önce;
tam üç kat ve,
her gece,
hiç bıkmadan,
ve perdeler çekilir çekilmez
en nihayetinde,
hep aynı düşü görürler…,
düş düşü doğurur,
artık sığmaz olur uykulara,
ve ayrı gayrı şehirlerde azizim,
göz kapaklarımız açılır kapanır;
mevsim yaza döner…,
elleri boğum boğum bir çocuk uçurtma uçurur,
ve mavi uçurtma, pamuk bir buluta aşık olur,
yüzü kırış kırış bir adam erik toplar,
bir nine eriği tuza banar,
kalbi;
yamamaktan yorulmuş bir iffetli dul,
kabristan ziyaretinden çıkar…,
düş buya,
bir ormanın içindeki mezarını bul dediğin,
anacığım şiir yazar,
ki garipsenmesin;
böylesi özlemek ve
böylesi sevmek…,
bir dağ ardındaki cevizin,
en erişilmez dalına,
as uykunu kalplerin tabîbi,
tatlı bir rüya dolsun gözkapaklarına…,
ey aşk;
soylu sevdalara yakışmaz
yalandan kefen giymeler,
varsın ipil ipil yağsın üstümüze firak,
nasısa gezinirsin sen bu sakar taşranın,
gül bahçelerinde sağnak sağnak,
ah;