Topraklardan, türlü ottan geçerek,
Kat ettiği süreçleri bilen yok.
Zaman mekân, coğrafyayı seçerek,
Şu dünyaya istemiyle gelen yok.
Yolculukla, yolu akıl almıyor,
Karanlık gölgenin sahnesindeyiz.
Adam gibi adam hasretindeyiz.
Cin mi,şeytan mı,insan mı neyiz?
Bu nasıl oyun ki zıtlıkta zıtlık,
Şu insan selinde insana kıtlık.
Kimyada değişimler, fizikte çarpışmalar,
Moleküler yapılar, bütün evren kâinat.
Nedenler nasıllarda bilimsel tartışmalar,
Kusur yok ki gereksin, bu âlemde tamirat.
İnkâr ikrar arası, fikirde sapışmalar.
“Ol” emrini duyurunca,
Cümle varlık ayan oldu.
Halkı murat buyurunca,
Kendi zatı pinhan oldu.
Hayat ilim iradesi,
“ Kuşkusuz Allah kendi yolunda
Kurşunla kaynamış binalar gibi,
Saf bağlayarak savaşanları sever”(61–4)
Saflar arasında açılan gedik
Şeytana yol açmak demek,
Oysaki yol tektir,
Ne oldu ki bu kişiye,
Katılaştı düzler ona.
Ne çıktı da, ne doldu ki?
Öldü diyor sizler ona.
Soyucunun elindedir,
Göz ikidir bir görür,
Kulak iki bir duyar.
Can ölmez beden ölür,
Öteye, geri doğar.
Onu anan, anılan,
Tedbir kulun işi, takdir Mevla’nın,
O “Ol” demeyince, olmuyor işte.
Mesajı burada “Gâlû-bela’nın”
O “Ol” demeyince, olmuyor işte.
O, kendi dilinden, kendi anılır,
Resulün yanında dört sadık insan,
Ali, Osman, Ömer, Ebubekir var.
Allah’ın keremi, ne büyük ihsan,
Burada beşere vasfı kebir var.
Ebubekir gibi sadakat nerde?
Aşkın gönül sahrasında,
Çöl olurda, sam olmaz mı?
Mecnunların sofrasında,
Acı keder, gam olmaz mı?
Eğrildiğim, düzlendiğim,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!