Gönülde bir sızı, dilde bin yalan,
Aşk diye sunulan koskoca talan.
İçten gelmiyorsa bir bakış, selam;
Varlığı yük olur, özünde bir gam.
Q
Bugün yapay hisler gölgesindeyiz,
Gönül defterime titrek bir el uzandı,
Sözlerim gecikti, harflerim yorgun.
Oysa içimde bir volkan yanardı,
Senin adınla uyandı bu derin vurgun...
"Geç kaldım," diyor, şimdi bu yarım kalan mısra,
Gönül fermanı dinlenir bir yerde,
Herkesin durağı, aradığı yerde.
Herkes mutlu olduğu yerde kalsın…
Benden gidenin payı, kalana kalsın.
Ben kapattım kapıyı, usul ve sessizce,
Gönül fırçasını alıp eline,
Dünyayı boya sen sevgi rengine.
Bir tebessüm kondur çocuk yüzüne,
Güneş doğsun artık her bir evine.
Gülüşü güzeldir masum canların,
Gönül han değil, dergahtır,
Her gelene açılmaz kapısı.
Bir kez eşiğinden içeri adım attı mı,
Dönmek olmaz, haramdır vedası.
Gönül aşk, ateşiyle yanan bir ocak,
Sırlara açılan kutlu bir bucak...
Gönül hapishanesine düştüm bir kere,
Çıkış yok bu aşktan başka bir yere.
Gözlerin parmaklık, sözlerin kilit,
Hasretin vurduğu o derin yere.
Q
Bir dünya kurdun ki içinde hapis,
Gönül heybemde kör umutlar biriktirdim,
Meğer ardına kadar, boş bir rüzgâra kapı aralamışım.
Adını her nefeste zikir gibi sakınırken,
Sende bir hükmüm, bir zerrem var sanıyordum.
Bir fincan kahvenin kırk yıl hatrı derlerdi;
Gönül heybem doldu sönmez bir ahla,
Gezdim gurbet eli kara sabahla.
Yorgun ruhum dertleşirken eyvahla,
Yollar bitmek bilmez, her adım cefa.
Q
Yaz baharım geçmeden hazan vurdu bağıma,
Gönül heybem içinde, bin sabır taşıdım ben,
Güneş oldum geceye, el ufkunda yaşadım.
Bir tebessüm uğruna, fırtına göğüsledim,
Lakin her an bir hata, payında yaşadım ben.
Q
Ne hükmü var ki şimdi, solan gülün yaprağın?
Gönül heybesini boşalttım bugün,
Aklı firar eden cana bıraktım.
Çözülsün dildeki o kördüğüm,
Kalemi kelamı sana bıraktım.
Ne bir hırsım kaldı ne de bir davam,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!