Kavgalarım gibi severdim seni düşüne su katılmamış mert çocukların, göğsünden koparılan yürek gibi onurla.Ve şimdi bitmişliğin günbatımına düşürülen puşt gözlerin ihbarlarında geçer adımız.Kolcular bizi kollar sırtımızda pataklanmaya hazır bir sürü hatıra ki hepsi karanfil hepsi dağ goncası.
Yitirildikçe bulduğum sesleri sana benzeten kulaklarım işkencede kara sözlüm.İşte bahar yeniden kendine mecbur sürüyor dağlarıma umudunu bizsiz, unutulan eskileri hatırlatırcasına.Adına yeni bir yıl yazılıyor ve bilmeden içimden gelen kızıl bir akşam sesimi sana yolluyor çırılçıplak...
''Umudun umduğun gibi olsun''! ! !
(Bu kelimeler en boş yanıma yazılmıştır bugünün hatrına....)
10 EKİM 2012
Saat gecenin tenine sızıyor.
Akrep yelkovana mecbur
Sahilin ürkek karartısı,
Yüreğinde parçalanıyor.
Ve sen elindeki kâğıt parçasında,
Yitik namelerin kumral sevdasını,
Tüm yalnızlıkları maviye boyadım
Unuttum artık varlığını,aşkını unuttum
Bana bir ben kaldı gittiğinde yaşanılmış
Ama dedim ya unuttum,unuttum
Düşler içine girdigimiz bir bahçe
Sabahın yalnızlığında
Umudumu hicrana
Neşemi kuşlara bırakıyorum
Aldığım nefes kadar sen soluyorum
Selam Sana Sevgili VATAN;
Ucu ucuna yetiyoruz birbirimize,
Onca zenginliğimizle.
Karmaşık sanılan bu coğrafyada
Hani çoğu vatan sevicisinin dilindedir ya;
‘’Edirne’den Ardahan’a.’’
Her gördüğümde seni
Umut ekiyorum yüreğimde ki bahçeye.
Yeşermese de yinede umut işte.
Sen geçerken yanı başımdan öylece
Bir hazin sevdadır benimde yorgun yüreğimde.
Umut işte.
Bu sabah yorgun uyandı ellerim
Sessizlikle bir koşuştururken
Soluksuz yüreğim
Gözlerim sustu
Benden habersiz bana gelen ıslıklar,
Ağır ağır seyretti ardıma
Keyifle okuduğum yeni kitabım ve önümde masa niyetiyle kullanmaya çalıştığım türlü badireler atlatmış, rezilliğine birde masa olmanın cinneti eklenmiş sandelye.Üzerine kondurduğum çayım ve sigaramla mutsuz bir birliktelik içinde eğreti bir zorunlulukla hizmet ediyordu.Henüz biten ve yerine yenisini aldığım sigara paketim diğer paketi tepelemiş, mutlulukla zehirlemeyi bekliyordu.Anlatılan hikayenin rehavetinden olsa gerek bir yudum çay içmek için ince belliyi kaldırdım.Altına sıvışan damla, intihar için kitabımı seçmiş olacak ki, biranda kendini bırakmıştı sayfaya.Kendime kızarak ve en çokta o kamikaze damlasından nefret etmekle başlayan homurdanışım, aklımın derinliklerinde ufak bir ayrıntı sandığım geçmişi hatırlattı,canımın sıkkınlığı finale varmıştı artık.
Askere gideli 8 ay kadar olmuştu.Sevgilimden gelen her mektubun özlemimi var gücüyle kamçılayışının hüzünle karışık heyecanıyla el ayağın çekildiği geceyi bekledim.Yazıcılık görevi yaptığım yazıhaneye kuytulandım sessizce.İçinde özlemle yazılmış sözlerin süslü kelimelerle kağıda döküldüğü mektubu çıkardım zarftan.Defalarca okuyacağımı bildiğim sayfaları hep aynı eterli kafayla tekrarlayacaktım biliyorum.Okumaya başladığım ve özlemekten geberdiğim satırlarda kaybolmaya başladığım o an mürekkebi dağıtan lekeye ilişti gözlerim ve sanki yazarken ağladığını görmüş gibi gözyaşlarını silmeye çabalıyorum devam ediyor durmadan ben silmeye çalışırken...Birinin benim için gözyaşı dökmesi anlatılamayacak kadar imkansız, daraltıyor göğsümü..Gözyaşının kokusu var mıdır diye merak ettiğimden midir yoksa eylemiyle kokusunu almış sanmakla biraz mutlu olabilmek umudu mu? Kokusuzluğu koklamak....
İzi kalmıştı çayın,ben özlemiştim o çoktan evlenmişti...
Okumaya devam ettim...
ilk ıslıklarıyla gecenin, hayat bulur düşünceler.
Öylesine tutkulu ve garip ki içimden geçenler,
Yazılmak istenenler yetemiyor düşlere.
Bütün kırılganlıklarını buruşturup dudağında,
Çocuk cümleler kuran melek;
Şimdi bir dönemeçtir hayat,
en zarif yanlarında hallerinin.
Uzakta bir emanet, küçük sihirli bir ışık
gülüşlerin, bakışın




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!