Misafirler Şiiri - Karanlıkta Saklı Işık

Karanlıkta Saklı Işık
62

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Misafirler

Kalbin öğrenişi, bir çocuğun dünyayı keşfedişi gibidir;

önce ışığa uzatır ellerini,
sonra gölgesini kucaklar gecenin.
Bir kapının ardında cennet var sanır,
anahtarı çevirir,
ve ömrünün en karanlık odasına girer.

Ateşe dokunur mesela,
alevin rengini sever önce.
Turuncu bir mucize sanır onu,
avuçlarına güneş düşmüş gibi gülümser.
Oysa ateşin dili yoktur ki anlatsın
birazdan neye dönüşeceğini.

Kalp, yanmayı bilmeden önce sever;
yanınca öğrenir ateşin adını.

Ve bazı izler vardır,
deri iyileşse bile silinmeyen;
insanın kendi ellerine bile yabancılaştığı,
bir zamanlar masumca uzandığı şeylerden
artık korkarak sakındığı izler…

Kalp,
zararı faydadan ayıramayacak kadar masum
bir öğrencidir.

Ne bulursa onu ezberler.

Bir gün şefkati öğrenir bir çift gözden,
ertesi gün terk edilmeyi
aynı gözlerin kapanışından.
Bir sesin içinde huzuru tanır,
sonra o sesin tonundan
kendi felaketini anlamayı öğrenir.

Ve tuhaf olan şudur:
İnsan, kendisini yaralayan şeyden
her zaman nefret etmeyi öğrenemez.

Bazen ona daha sıkı sarılır.
Bazen kırıldığı kapının önünde bekler,
belki açılır diye değil,
bir zamanlar orada sevildiğine
hâlâ inanmak istediği için.

Hislerin dilini bilmez kalbimiz.
Önüne çıkan her duyguyu
doğru sanıp taklit eden bir çocuktur.

Birisi ona sevgiyi acıyla anlatmışsa
sevilmek için acımayı öğrenir.
Birisi sessizliği ceza yapmışsa
kendi sesinden utanır.
Birisi gitmeyi bir silah gibi kullanmışsa
her vedada kendini suçlu bulur.

Sonra büyür insan,
ama kalbin bazı odaları
hep aynı yaşta kalır.

Yıllar yüzüne çizgiler bırakırken
o, hâlâ bir zamanlar kapanan kapının önünde;
elinde kırılmış bir oyuncak,
gözlerinde cevapsız bir soruyla bekler:

Beni inciten şey sevgi değilse,
ben neden ona bu kadar çok inandım?

Oysa duyguların ahlakı yoktur.

Kıskançlık, kapıyı çalmadan girer.
Öfke, masadaki bütün bardakları devirir.
Özlem, mezar taşına bile çiçek bırakır.
Sevgi, bazen yanlış bir bedende büyür;
korku, bazen en güvenli evin içinde.

Hiçbiri doğarken sormaz insana
iyi misin, hazır mısın,
bu yükü taşıyabilir misin?

Duygular gelir.
Kalp, onları birer misafir sanır.
Oysa bazıları içeri girerken
evin bütün kilitlerini değiştirir.

Ve kalp,
bir çocuğun eline geçen ilk tehlikeli oyuncağı
sahiplenmesi gibi sahiplenir
ruhu kanatacak hisleri de.

Parmaklarına batan camı
parlayan bir taş sanır.
Karanlıkta kendisini çağıran sesi
evinin yolu bilir.
Kendi kanıyla boyanmış bir hatırayı
başucunda saklar,
kimse dokunmasın diye.

İnsan,
bazen acı çektiği şeyi değil,
o acının içinde bir zamanlar hissettiği umudu sever.

Belki de en büyük yanılgımız budur:
Kalbimizin bir şeyi seçmiş olmasını,
o şeyin bizim için doğru olduğuna kanıt saymak.

Oysa her istek bir ihtiyaç değildir.
Her özlem bir işaret değildir.
Her çarpıntı aşk,
her bekleyiş sadakat,
her geri dönüş merhamet değildir.

Bazen kalp yalnızca tanıdığı yere gider.
Orası bir uçurum olsa bile.

Çünkü çocuk,
düşerken bile
ilk kez koşmayı öğrendiği yeri sever.

Ve insanın büyümesi,
her zaman yaş almasıyla olmaz.

Bazen büyümek;
bir zamanlar uğruna ağladığın kapının
artık açılmasını istememektir.

Bazen bir eli bırakmak,
o eli hiç sevmediğin için değil,
parmaklarının arasında
kendi ruhunun ezildiğini fark ettiğin içindir.

Bazen ateşin önünden geçerken
alevi suçlamadan yürümektir.
Yanmış avuçlarına bakıp
bir daha hiçbir şeye dokunmamaya yemin etmek değil;
neyin ısıttığını, neyin yaktığını
birbirinden ayırmayı öğrenmektir.

Ve belki kalp,
bunca kayıptan, bunca yanılgıdan sonra
ilk kez gerçekten öğrenir.

Dünyanın güvenli bir yer olmadığını değil;
güvenin her yerde bulunmadığını.

Herkesin sevemeyeceğini değil;
sevginin de insanı incitebileceğini.

Bir duygunun gerçek olmasının,
onu yaşamanın doğru olduğu anlamına gelmediğini.

Sonra bir sabah,
yıllardır içinde taşıdığı o küçük çocuk
ilk kez ateşin karşısında durur.

Alev yine güzeldir.
Yine sıcak, yine davetkâr.

Bu kez elini uzatmaz.

Bir adım geri çekilir,
yanmış avuçlarını cebine koyar
ve ilk kez kendisini koruduğu için
kendisinden utanmaz.

İşte o an,
kimsenin alkışlamadığı,
gökyüzünün renginin bile değişmediği o anda
bir insan büyür.

Ne kalbi taş kesildiği için
ne de hissetmeyi bıraktığı için…

Yalnızca, kalbinden geçen her şeye
kalbinde bir ev vermek zorunda olmadığını
nihayet anladığı için.

Karanlıkta Saklı Işık
Kayıt Tarihi : 23.10.2026 16:21:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!