Bilim ve teknikte baş döndürücü gelişmelere sahne alan çağımız,maddi hayatımızı düzenleyici ve kolaylaştırıcı imkanlar sunmasına karşılık,tarihin hiç bir döneminde olmadığı kadar insanlığı ruhi tatminsizlikler ve buhranlarla baş başa bırakılmıştır yuzyılın insanlarını çok acı tecrübeler beklemekte olmasına karşılık anlamıştır ki,dini ve ahlaki temellerden yoksun devletler teknolojinin girdabında uzun bir zaman bocalamakta yanlış teknoloji insanlığın hizmetine sunulup, ona yararlı olmak yerine,insanlığı sonu gelmez emeller zincirinde adete köle yapmakla ve hizmetine almaktadır.
Bu gerçek dünyamızı Doğu-Batı ayrımı olmaksızın kuşatmaktadır teknoloji yönünden gelişmiş ülkelerde daha keskin biçimde hissedilmiştir.
Maddi ve manevi planda oluş çilesi çeken milletimizin bu girdabın hangi safhasında olduğu tartışıla bilir.Fakat tartışmadan uzak tutabileceğimiz bir gerçek vardır ki,o da,Milletimizin de bu buhran döneminden fazlasıyla etkilendiği ve bu fetret döneminin içine girmiş olduğudur.
Tarihin benzer dönemlerinde olduğu gibi milletimizi ve insanlığı,ruhi dirilişe hazırlayacak ve içinde bulunduğu bunalımdan kurtaracak olan yol gönül sultanlarının yolu olacaktır. Bu gönül sultanları kızıl elma ülküsüne ilahi bir misyon yüklüyerek şanlı milletimizin bitmez-tükenmez enerjisini İslamla Meczedip,kızıl Elma,ya gerçek anlamını kazandırmıştır.Bu ruh milletimizin fert ve cemiyet planında Kemal'a ermesine vesile olmuştur.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Çok çok çok değerli bir makale. anlayana... beğeni ile okudum.tam puan +ant. Kırmızı Beyaz şiirini bulamadım. selam olsun Saygılarımla.
yürek kaleminiz daim olsun saygılar emeğinize çok güzel dizeler tam puan listemde
Bu şiir ile ilgili 2 tane yorum bulunmakta