Tuna akışınca vakur, bulanmadan durulmak gerek,
Şu masiva mülkünde, sükût ile yorulmak gerek.
Dersin ki "kalbim bir deri bir kemik", lakin unutma;
Ruhun kemale ermesi için, tenden sıyrılmak gerek.
Kafkas’ın dumanlı başı, sanki sendeki o efkâr,
Tütünün dumanı savrulur gider.
Gençler gurbet elin kahrını çeker.
Kadim şehir mahzundur, sitemini der
Eski çarşıların hiç tadı kalmadı.
Zengin olan gider, fakir hep burada
Ufukta bir leke, dünün karası,
Yüreğinde sızı, bitmez yarası.
Ey yolcu, durma artık o viranede,
Gözünde yaşla, durma pervanede!
Yine efkâr bastı garip gönlümü,
Hasretin elinden nârdayım bugün.
Gurbet ele verdim ahu ömrümü,
Bitmez tükenmez zordayım bugün.
Yolların tozuna sürdüm yüzümü,
Yola düştük,bu cihanda gezeriz;
Ukbe yollarında yolcudur Gönül.
Derin muammadır ki sırrı çözülmez;
Bahtsız,günahsız haldir bu gönül.
Arz-ı âlâda yoktur yurdu,durağı;
Yolun tozunu yuttum, yokuşunda yoruldum,
Hamdım, piştim; sabırla o dar elekten geçtim.
Kimi gün duruldum da, kimi gün savruldum,
Bir yudum su uğruna, vahasız çöller geçtim.
Felek çevirdi çarkı, ben devrine mil oldum,
Yüce dağ başında bir fener oldum,
Eridi karlarım, seli beklerim.
Yalan dünya ahvaline inandım,
Doğruyu söyleyen dili beklerim.
Gurbet eli adım adım gezerim,
Yüce dağ başında parlar bir ışık
Yine dertli söyler şu garip aşık
Yollarım bağlandı işim karmaşık
Geçmiyor günlerim hep dertli dertli
Turnalar uçuyor telleri gümüş
Hakikat yolunda izini gözle,
Cahil meclisinde hatiplik etme.
Özü bir eyleyip sözünü düzle,
Öz noksanını da ziyade etme.
Zalim gönül ile girdik bir harbe,
Düşmanlık eyledi nerde bulduysa.
Bizi devşirdi halden hallere;
Pusu kurdu her nerede bulduysa.
Dostlar bilmez bu ne hal ve ahvaldir,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!