Meftun
Her geçmişin kırık bir sırrı vardı, her sırrında kanayan bir yarası…
Söküp atamadığım geçmişim, her gece gönlümü titreten yaşanmışlıklarla dolu. Yoruldum… Çok yoruldum. Kırılıp dökülen her yanım, benimle ayrı bir savaş içinde.
Elimden tutan yabancı bir el, beni öylece bırakıp gitmeye yeltendi. Hapsolduğum karanlık öylesine derindi ki sanki boğulan bir tek benmişim gibi hissettim. Saatler anlamını yitirdiğinden beri, adına ömür denen bu mahkemede yargılanan, yitip giden yıllarım oldu. Sanki birbirimize merhem olamadık. Sessizliğe her yenik düştüğümde gözlerimin önüne serilen anılar, parça parça kırdı içimde ne varsa.
Kafamın içinde yankılanan tek bir ses vardı:
Sus… Ne olur sus. Yalvarırım, sus… Soru sorma. Tükendim.
Vakit geldi sanırım, artık biraz olsun dinlenmeliyim. Şu koskoca İstanbul’a bir ben sığamadım.
Ne garip değil mi hayat? İnsan en çok da kendine geç kalıyor. Herkesi affetmeye bir yol buluyor da kendini affedecek bir sebep bulamıyor.
Ben kaç kez sustum, kimse duymasın diye içimde kopan fırtınaları… Kaç kez gülümsedim, kimse görmesin diye yüzümdeki yorgunluğu… Oysa içimde çoktan vedalaşmıştı bütün umutlarım. Ben yalnızca kimse üzülmesin diye iyiymiş gibi davranıyordum.
Bir gün herkes gidecek, bunu biliyordum. Ama insan en çok, kalacağını sandıklarının gidişine hazırlıksız yakalanıyor. Bir kapının kapanması değilmiş meğer acı; o kapının ardında hâlâ bir ses beklemekmiş. Gelir mi diye değil, belki bir gün neden gittiğini anlatır diye…
Belgin DemirKayıt Tarihi : 23.10.2026 15:27:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!