Çocukları onu huzurevine yerleştireli bir buçuk yıl olmuştu. Ama hâlâ alışamamıştı. Oysa çocukları ne kadar da övmüştü. Yaşıtlarıyla olup sosyalleşecekti. Sohbet, muhabbet vaktin nasıl geçtiğini anlayamayacaktı. En küçük torunu dedesinden ayrılmamak için nasıl da kıyameti koparmıştı. Orada bırakmamaları için anne ve babasına yalvarmıştı ama nafile...
Odasının penceresinden dışarıya takıldı gözü. Bahar gelmişti. Ağaçlar gelinliklerini giymiş sallanıyor ve ellerini birbirine uzatıyorlardı. Kuru otlar canlanmış, yemyeşil olmuştu. Hafif esen rüzgârla beraber kuş haykırışları da kulakları dolduruyordu.
Sandalyesini penceresinin önüne çekti oturdu. Derin bir nefes aldı. Baharın temiz havasını ciğerlerine doldurdu. Şöyle bir göz gezdirdi etrafına. Arılar o çiçekten öbür çiçeğe konup vızıldaşıyordu. Çocuklar yolun karşısındaki parkta şen şakrak oynuyorlardı. Birden kendi çocukluğu geldi aklına...
Nasılda koşturuyordu kırlarda. Şurası babaannesi ve dedesi ile birlikte oturdukları tek katlı, bahçe içinde küçük şirin bir evdi. Bahçede elma, erik, kiraz ve kayısı ağaçları vardı. Dedesi ağaçları paylaştırılmıştı torunlarına, çıkan ilk meyveyi ağacın sahibi torun yiyecekti.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta