Anılar Defterinde Gül Yaprağı

Cahit Zarifoğlu
150

ŞİİR


271

TAKİPÇİ

Anılar Defterinde Gül Yaprağı

Anılar defterinde gül yaprağı
Gibi unutuldum kurudum
Başıma düşmüş sevda ağı
Bir başıma tenhalarda kahroldum
Sen kimbilir, rüzgârlı eteklerinle
Kimbilir hangi iklimdesin, ben
Sensiz bu sessizlikle
Deli gibiyim sensiz
Bu sessizlikle

Ayrılıkla başım belada
Gözlerini çevir gözlerime
Yoksa sensiz bu sessizlikle
Deliler gibiyim
Sensiz bu sessizlikle

Cahit Zarifoğlu
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Özcan İşler
    Özcan İşler

    Ruhu şad mekanı cennet olsun.

  • Özcan İşler
    Özcan İşler

    Bu şiirime zaman ayırıp yorum yapan dostlara en kalbi saygı ve selamlarımı sunarım.

  • Hamdi Oruç
    Hamdi Oruç

    Allah rahmet etsin

  • Orhan Aslan 4
    Orhan Aslan 4

    RUHU ŞAD OLSUN MEKANI CENNET OLSUN
    DUYGUSU YÜKSEK ŞİİRLERİNİ DÜNYAYA MİRAS OLARAK BIRAKTI

  • Ömer Gündoğan 4
    Ömer Gündoğan 4

    mekanın cennet olsun Toprağım...şiirleriniz sizi yaşatmaya devam edecek..10

  • Nazır Çiftçi 2
    Nazır Çiftçi 2

    duyguları dile getiren bir sevgi şiiriydi.Yazara rahmet dilerim.

  • Hatice Ak 2
    Hatice Ak 2

    Işıklar içinde uyuyun. Mekanınız cennet olsun.

  • Onur BİLGE
    Onur BİLGE

    Anılar Defterinde Gül Yaprağı

    Anılar defterinde gül yaprağı
    Gibi unutuldum kurudum
    Başıma düşmüş sevda ağı
    Bir başıma tenhalarda kahroldum
    Sen kimbilir, rüzgârlı eteklerinle
    Kimbilir hangi iklimdesin, ben
    Sensiz bu sessizlikle
    Deli gibiyim sensiz
    Bu sessizlikle

    Ayrılıkla başım belada
    Gözlerini çevir gözlerime
    Yoksa sensiz bu sessizlikle
    Deliler gibiyim
    Sensiz bu sessizlikle

    Cahit ZARİFOĞLU

    ILGIT ILGIT

    Uzun yürüyüşlerimiz vardı bizim el ele. Girip çıkmadığımız hiçbir sokak kalmamıştı, İstanbul’da. Karış karış gezmiştik her yerini. Bütün muhallebici dükkânlarını bilirdik. Müdavimiydik çay bahçelerinin. Piknik alanlarını da epey bir parsellemiştik. Ya o yaz sıcağı altında yanan kumsallar, o serin kaldırımlı deniz kenarları…

    Albümler dolusu siyah beyaz resim, hatırımda kalan kalmayan yüzlerce isim… Kare kare sen, kere kere ben… Kaç kere bensem, on katı sen… Kaç şarkı banaysa o kadar da sana… Hatırlıyor musun birlikte gittiğimiz tahta iskemleli yazlık sinemaları? Arkalarda oturup çekirdek çitlediğimiz, fısıldaşmamızdan mı çıtırtımızdan mı rahatsız olup yer değiştirenleri? Onlar çekip gidince daha da rahatlayarak biraz daha arttırışımızı rahatlığımızı, konuşmaktan ve çitlemekten yana…

    Sen hep sağımda olurdun ve söyleyecek bir şarkı bulurdun mutlaka. Aslında senin yerin sol yanımdı. İyi bilirdin ama hep boş bırakırdın o yanımı. Canımı isteseydin, düşünmeden verirdim. Ilgıt ılgıt erirdim, Torosların karı gibi… Ağrıyan yerime yanağını yaslardın. İçlenir içlenir ağlardın arada bir. Ara da bir defacık sesini bari duyur! Şimdi hepten unutuldum mu yani ben?

    Kalın kitaplar arasında kurutulan çiçekler vardır hani… Ansızın presleniverirler! Yavaş yavaş verirler özsularını, yavaş yavaş o güzelim renklerini, kara mürekkepli sararmış samanlı kâğıtlara… Neleri varsa verirler, canlılıktan, tazelikten, güzellikten yana… Kupkuru kalırlar. Kupkuru ve solgun, kalıplanmış… Oralara bırakılırlar ve unutulurlar. Kimbilir ne kadar zaman sonra, tesadüfen ele alındığında, o sayfalar şöyle bir çevrildiğinde ya da bir aralık veya tümsek fark edilerek: “Ne var bunun arasında?” diye bakıldığında ortaya çıkar ya… Anımsanmaya çalışılır ya neden ya da ne zaman oraya konduğu… Ya hatırlanır ya da hatırlanmaz ama eski değerinden eser kalmaz.

    O kadar çok zaman geçmiş olur ki aradan! O kadar değişikliğe uğramış olur ya yapısı… Ne zaman o zamandır, yaşanası ne de o eski o… Zaman, her zaman aleyhte işlemektedir. Zaman herkesi ayrı ayrı işlemektedir.

    İşte öyle kupkuru bıraktın beni, anılarımızın arasında… Hatıra defterlerinin yaprakları arasında kurutulan, sonra unutulan güller gibi… Yaprak yaprak dağıttın. İçtin özsuyumu, renklerimi emdin. Canlılık namına ne varsa üzerimden çıkarıp aldın. Zıpzırlak bıraktın ya beni, darmadağın… Çırılçıplak bıraktın ya duygularımı. Beni, anılarımızın arasında, yapayalnız… Kokusuz, renksiz, tatsız tuzsuz… Sana aç, aşkına susuz… Canın sağ olsun!

    Kanım çekiliyor damarlarımdan! Dilim damağım kuruyor. Ruhum kuruyor! Başımda bir karasevda dolam dolam… Orman yangını gibi döne dolana her yeri sarmakta…

    Tenhalarda nasıl ağladığımı bilemezsin! Silemezsin gözyaşlarımı, parmaklarının ucuyla. İşin olmaz artık senin bu Karadeniz çocuğuyla. Yapayalnız yanarım yangınıma… Kahrına kahrederim. Kahrolurum kahrımdan! Issızlarda kaybolurum.

    Beyaz elbiseli bir kızın poyrazla uçuşan eteklerinde bulurum seni… Seni bulduğumda da kendimi… Kendimi sende… Kendimi bende bulurum. Bir sen olurum bir ben olurum o esintide…

    Kimbilir nerelerdesin şimdi. Kiminlesin, nasıl… Hangi sevilenin yahut sevilmeyenin ikliminde… Ben mi? Ben hep seninle… Hep seninle… Hep ama hep seninleyim. Dağ kovuklarında unutulmuş, parça parça karlar gibiyim… Orda burda kalmışım paramparça… Parça parça, yapayalnız… Sessiz sedasız dolanmakta, şurda burada pineklemekte, beklemekte, hep beklemekteyim ve erimekte… Erimekte ılgıt ılgıt… Sensizlikte azala azala… Sessizlikte çıldıra çıldıra… Çılgına döndüren sensizlikte sessiz sedasız… Sessizlikten deli divane…

    Ağır çekim ölüyorum sensiz. Sessiz sedasız, sensiz… Vedasız…

    Vedasız bir ayrılıkla duçar oldum bu belaya… Bakışlarından uzağa düştüğüm günden beri düşmekteyim. Düştükçe düşmekte… Üşüşmekte ne kadar vehim varsa üstüme… Gözlerinden uzakta delireceğim!

    Nasıldı bakışların? Hani okşar gibi baktığın zamanlarda… Yavaş yavaş kaldırarak kirpiklerini… Gözlerin yarı açık…

    Nerdesin sevgili? Siluetini yakalamaya çalışırken telaşım engelliyor, hayalimde şekillenmeni. Yüzünü yerli yerine koyamıyorum tasavvurumda. Dağılan gül yaprakları gibi dağılıyor yüz hatların. Gözlerini anımsayamıyorum. Bakışlarını yakalayamıyorum. Yaklaştıkça kaçıyorsun, alaimisema gibi…

    Renklerin mi solmuş, kuruyan yapraklar gibi… Beynim mi durmuş? Duyularım mı kurumuş? Hayalimde bile oluşmuyorsun.

    Ben seni çok ama çok özledim sevgili. Çok ama çok… Seni, sesini… Sesini fısıl fısıl… Gülüşünü çağıl çağıl… Kahkahalarını, hem de nasıl!.. Sağımdaki sıcaklığını… Berrak sesinle söylediğin şarkıları özledim. Durmaksızın konuşmanı… Anlatmanı, anlatmanı…

    Ah bu sessizlik… Sessizlik, kimsesizlik… Hele sensizlik, sensizlik…

    Hastane önünde, eli çenesinde düşüncelere dalan, orada öylece, taş olup çakılı kalan adam gibiyim Toroslar’ın kovuklarında…

    Torosların kovuklarında unutulmuş… Sevgisizlikten buz tutmuş… Ilgıt ılgıt erimekte… Eriyip gitmekte…

    Sensizlikte sessiz sedasız…

    Sessiz sessiz…

    Vedasız…

    ***

    Onur BİLGE

  • Elif Çetinkaya
    Elif Çetinkaya

    'Ben sensiz bu sessizlikle
    Deliler gibiyim..'
    Ne hoş şu dizeler..

  • Fatih Dülger
    Fatih Dülger

    Bana göre şiir aşk'ı anlatıyor.

TÜM YORUMLAR (15)