katıla katıla
güleceğim bugün
susa susa ağladıklarımın
birazı kadar…
dün
gözyaşlarımı sıvazlayanlar
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu tezadı , bu paradoksu çocukluk yıllarımda yerel (yöresel) bir atasözünde duyunca çarpılmıştım
-Gök ağlarsa, yer güler...
Düşman ve düşman nedir duygusu..
Savunulası değerler sistemi ve bu değerler sistemini besleyen itici duygu....sosyolojinin ve psikolojinin irdeledikçe helezonunda bir saman çöpü gibi savrulduğu bir temel durum diyorum bu konu hakkında şimdi kendi kendime...
evet her ''ben'' esasında üç aşağı beş yukarı ''savunulası değerler sistemi ve bu değerler sistemini besleyen itici duygunun'' ne olduğu konusunda evrensel ve değişmez kuralları yakalama çabasını göstermiştir sanıyorum ömrü hayatında en az bir kez...
Bu çaba var olduğu için mi zamanla bir topluluğa mensubiyet ve aidiyet duygusuna kapılırız..yoksa bir topluluk bizi etkilediği için mi onların yaşanmaya değer hayat modeline kendimizi bırakırız..
Bu soruyu yerinde bırakarak şiirdeki düşmanlar duygusuna , kavramına yani ötekiler tanımına dönelim...
şiirdeki ötekiler şairin tanımladığı ben in mutluluğuna zıt olanlar..onun mutlu olmasına düşmanlar temelde..ona zarar vermekten bıkmıyorlar..düşmanların, ' gözyaşlarımı sıvazlayanlar'' olarak betimlenmesi , tam olarak tariflemese de bu düşmanların sanki biraz münafık yani iki yüzlü olduklarını da ihsas ediyor..acı çekerken şiirin kahramanı o acıyı yelpazeleyen bir nadan tavırları var..Ancak şiir kahramanının gülümsüyor olması onların aklını başından alıyor ve agresifleştiriyor...
şair yenilmek yerine dik durmayı ve mücadeleyi seçiyor bu yüzden..
elbette düşünce diline dökülünce şiir, şiirdeki o taze hiddet ve ironi kayboluyor..
savunma mekanizmasının oluşumu ve tahrik eden itkisi sanki şiirde yavaş çekimde sunuluyor..
gibi şeyler geçti aklımdan bir solukta....
''merak, bir devrimcinin hazırlığıdır'' diyen şair geldi aklıma artı olarak ...
Çok iyi!!!
sahte gülüşlerin gözyaşları daima içine akar derin mana var tebrikler
insanın başına ne gelirse ya meraktan
yada huysuzluktan gelir misali...
dün yaptığından bugün vazgeçen bir ruh hali.
tebrikler
Gülüşler hiç eksilmesin, varsın tokatlasınlar! Ta ki onlar anlayana kadar, aslında tokatların kendilerine indiğini...
İZİN VERME... hem gözyaşlarını sıvazlamalarına hem gülüşlerine tokat indirilmesine... çok güzel ve ne uzun aslında
Deriiinnn bir anlam var şiirinizde..Minicik şiirinize dünyayı yaşanmışlıkları sığdırmışsınızz...Şiirdeki sorgu bende meraka düşürdü..Gerçekten ağlarken gözyaşlarımızı silenler katıla katıla gülünce ne yaparlar ki....Tebrikler harikasınnn...
İnsanlar, insanlardaki davranış değişikliklerini kolay kolay kabul edemiyorlar mı dersiniz.?
Oysa yaşam, olumlu değişiklikler üzerine inşa edilirse daha da bir güzelleşir bence..Öteki yaşarken ölmek!
Ben gülmenizi onaylarım..Ve anlamlı şiirinizi... kutlarım..
bir şiir kısa ve anlamlı işte böyle yazılır...kutlarım reşide..
dün
gözyaşlarını sıvazlayanlar
bugün
çuvaldiz batıracaklar gülüşlerine
kaleminiz hiç kurumasın, sevgi ve saygılarımla.
Bu şiir ile ilgili 64 tane yorum bulunmakta