Mektubunda sormuşsun;
“Nasılsın? Oralar da ne var, ne yok” diye.
Onca yıldan sonra yazmışsın; yine de sağ ol.
Yıllar var ki ne bir mektup yazdım,
Ne de vefa sunan bir mektup aldım.
Bu mektubundan sonra,
Geçmiş günler hatırına
Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili. O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır. Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur. Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar. Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular yoktur. Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili. İnsan bir başka ışığa teslim olur...
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...
Devamını Oku
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Kırgın yüreğin kendisiyle hasbihali,çok güzeldi Sn:Polat hüzün olsa da dizelerde,yüreğinize sağlık efendim,daimi saygılarımla...
İnsan oğlu hiç bir şeyi yaşatamadığı gibi
İnsanlığı da yaşatamadı
Hiç bir değerin kıymetini bilemedi
Hırs ve ihtiras erozyona uğrattı beyinleri
Sanırım bakire kalan sadece köylerimiz kaldı
O'da imkansızlık ve itilmişlikten olsa gerek
En derin saygı ve hürmet ile! ....
Meşhur bir deyim vardır. Eski çamlar bardak oldu. Gençlik yıllarımızın o güzel şehirlerinden de güzel insanlarından da eser yok şimdi. Ne güzel günlerdi o günler.
Mazide yolculuk yapmamı sağladınız. Yüreğinize sağlık.
Sevgiler, saygılar, selamlar...
'Hani banklarına oturduğumuz
O güzelim park vardı ya; şimdiler de yok.
Biliyorum sen yine de soracaksın; “ne oldu” diye,
'Sormasan daha iyi dost rüğzgarım! ...
Bir bölümünde on katlı aveme’nin,
Diğer yarısında da dört minareli bir caminin
Yükseldiğini nasıl anlatabilirim ben sana.'
Anlatması zor olacak torunlarımıza, geçmişi geçmişteki huzuru;dostlukları, komşulukları anlatsak da inanmayacaklar.
Allah sonunu hayır etsin, tek sebebin paraya, lükse; tüketime aşırı düşkünlük olduğunu düşünüyorum. Kanaat diye bir şey kalmadı.Kimse bütçesine bakmadan zengine özenip düğün yapıp borçlanmanın mutluluk getirmeyeceğinin farkında değil. Tebrik ederim nostalji yaratan bu güzel şiirinizdeki gerçekler de zarif bir uyarı olmuş. Baki selamlarım ve sevgilerimle nice şiirlere...
Her mektup bir 'uzak' için yazılmıştır...Kimi bir sevgilidir bu adı uzak olanın, kimi bir şehir. Ama hepsi hatıralar renginde kalemle yazılmıştır...
Kaleminize sağlık sayın Kemal Polat...
Bu şiir ile ilgili 5 tane yorum bulunmakta