benim sana küsüşüm
tavşanın dağa küsüşüdür
ki değil küsmek
Spartakus gibi baş kaldırıp
Köroğlu misali dağa çıksam da
dönüp dolaşıp geleceğim tek kapı
senin kapındır…
dünya denen bu mezbahada
onca vakitsiz ölüm ve dahi
dayanılmaz acının yanında
yara bandıyla kapanacak yaralarım
ve aşklı-meşkli acılarıma
ayıracak zamanın yoktur senin
amenna…
sen yine de Tanrım…
benim şu tövbe haşa diye başladığım
küçük çaplı serzenişlerime
müsait olduğunda bir el atsan
fevkaladenin fevkinde mutlu olurum valla
aslında yeterince vakıfsın konuya ve
emir kipi olarak algılama lütfen
bu aciz kulunun bir ricası farz et ve
sana zahmet ol deyince oldur ve
şu fakirin yüzünü güldür artık Tanrım
biliyorsun öyle tepeleme değil
bir karat mutluluğa bile
sekiz takla atacak kadar züğürttür hayallerim
mutluluğa giden gizli bir geçit varsa
göstersen diyorum artık şu kuluna
bazen bir Kızıldeniz yarılıyor önümde
hiç ummadığım bir anda aşkla kesişiyor yolum
-oh en sonunda sıra bana geldi diyorum
tam kıvrılacakken mutluluğun kollarına
boğma rakı gibi boğuluyor gülüşlerim
lütfen Tanrım…
al bakışlarımdan bu bozkır kuraklığını
mavi bayraklı bir tebessüm as
yüzümün kumsalına
ya kan revan olmuş bu fırçayı
elinden al ya da
mutluluğun resmini çizdir
bu meczup ressama
ateşin koynunda uyuyan bir bıçağı
suyla sınar gibi
iki de bir acıyla sınayıp
bir dirhem mutluluk uğruna
buzuldan ateş
ateşten su dilendirme bana
Ömer Yücekaya 2
Kayıt Tarihi : 4.11.2026 15:49:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!