geceydi…
soğuktu…
zemheri korku filminden çıkmış
zombi’ler gibi
dört bir yandan kuşatmıştı şehri
sokakta kimileri lahana gibi
kat kat giyinmiş
kimi de soğuğa nispet yapar gibi
bere kaşkol ve eldiven üçlüsüyle
şık bir kombin oluşturmuştu kendine
bense odamdaydım
yanık bir bozlak çınlarken
gecenin kılcallarında
tek kadeh
tek tabancaydım
yalnızlığın ıssız karakolunda
kurşun geçirmez bir özlemle
sensizliğin nöbetini tutuyordum
sensizlik dediğime bakma
tepeden tırnağa sen doluydum
paha biçilmez bir an’dı
sen
karlı dağlarıma ılıman rüzgarlar estirmiş
kış güneşi gibi
içimin buzulunu eritmiştin
öyle gerçektin ve
öyle davetkar bir gülümseme vardı ki yüzünde
nefesimi bile ölçülü alıyordum
sen ürkmeyesin diye
o an bir yol bulabilseydim sana giden
bir tünel…
bir geçit…
en kallavi uçuruma gözü kapalı koşar
aşılmaz denilen en sarp dağı
yalın ayak aşardım
İncil’e
Zebur’a
Tevrat’a ve Kuran’a and olsun…
dün gece
öyle özlemiştim ki seni
bir yüz görümlüğü görebilmek için
razıydım
o kulübede çatır çatır donmaya
cennetine değil
cehennemine bile girmek için
razıydım
ruhumu şeytana satmaya.
Ömer Yücekaya 2
Kayıt Tarihi : 1.11.2026 18:00:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!